Demokrasi istemek...
Demokrasiyi getirecek olanın, sermayenin çıkarlarına göre sunulan projelerin değil, kendi mücadelemizden geçtiğini hatırlamamız bugün çok hayati bir yerde duruyor.

Son yıllarda kadınlar mütemadiyen AKP iktidarının ve sermayenin saldırılarıyla adeta faşizmin inşasına karşı hayatta kalmaya çalışıyor. Çünkü kadınlar bu süreçte karşılarına neyin çıkabileceğini, kazanılmış hangi haklarına göz dikilebileceğini gayet iyi biliyor. Aile on yılı ilanı, İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması, kreşlerin kapatılması, nafaka tartışmaları, komşu anne projesi, düşük ücretler, esnek çalışma örnekleri ve çok daha fazla tartışma... Kadınların nasıl yaşayacağına, nasıl çalışacağına ne zaman evleneceğinden ne zaman emekli olacağına kadar söz sahibi olan iktidar, sürekli bir proje üretme derdinde. Ancak biz kadınların AKP iktidarında öğrendiğimiz en iyi şeylerden biri bu projelerin hiçbirinin bizim hayrımıza olmadığı. Hatta son yıllarda AKP’nin güç kaybı koca bir saldırı topu olmuş kadınlara, çocuklara, işçi ve emekçilere dönmüş duruma. Hatta bu güç kaybı sermayenin hoşuna gitmeyecek en ufak bir hak arayışında, hakkını arayanlara kolluk müdahalesi, soruşturma, gözaltı, tutuklama olarak geri dönüyor.

Daha geçtiğimiz haftalarda tarikat eliyle istismar edilen çocuğunu korumak için adalet nöbeti tutan Fatma Nur ve kızı Hifa’nın başına gelenler iktidarın kadın ve çocuklara ne vadettiğini gayet açık bir biçimde ortaya koyuyor. Hifa ve Fatma Nur için sokağa çıkıp hesap soran kadınların karşısında bilin bakalım kimler vardı? Bir yerde işçiler greve mi çıkmış, hop hemen kolluk kuvvetleri karşılarında: Baskı, zor, şiddet, bitti gitti. Bir okulun önünde eğitim sistemine ilişkin veliler eylem mi yapıyor, hop bir grup polis de oraya. Kadınlar katlediliyor ve buna karşı çıkan kadınlar mı sokakta? Hemen gözaltı, hemen tutuklama... Bir sendika başkanı “İşçileri insan yerine koymayı öğrenin” mi demiş? Hemen patronların emriyle hop tutuklama kararı... 

Bu tabloya bakınca içimizden geçen şu oluyor değil mi? “Başımıza bir şey gelir, ses etmeyelim. Silivri soğuktur, aman sesimiz çıkmasın.” Ama mesele öyle değil kardeşim, ses etmedikçe başımıza gelenler ortada. Sesimiz çıkmadıkça bir çentik daha atıyoruz gasbedilen haklarımıza, sesimiz çıkmadıkça bir kadını daha toprağa veriyoruz. Tam da bu yüzden mücadele etmek zorundayız. 

Bir yıl önce, halkın iradesine, seçme ve seçilme hakkına, kentine sahip çıkma iradesine açık bir müdahale gerçekleştirildi. Ancak bu müdahale sessizlikle karşılanmadı. Bir yıl önce bugün İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından üniversiteli gençlerin barikatları yıkması, valilik yasaklarının tanınmaması, Saraçhane’de ve ülkenin başka birçok ilinde toplanan milyonlarca kişinin İBB’ye atanabilecek kayyım ihtimalini püskürtmesi gibi. 

Bugün basından kaçırılan dava, yargı süreçleri ve siyasi baskılar bu iradeyi kırmayı hedeflese de o gün kurulan dayanışma ve mücadele hafızası bizlere mücadelenin tek seçenek olduğunu bir kere daha hatırlatıyor. 

Demokrasiyi istemek ve demokratik bir yaşam talep etmek, tıpkı bu yıl 8 Mart’ta önceki yıllara göre daha fazla kadının sokaklara çıkıp haklarına sahip çıkması ve kazanılmış haklarımızdan bir kırıntı daha gasbettirmeyeceğimizi haykırması... 

Demokrasiyi istemek, tarikat-cemaat eliyle hayatları çalınan çocukların, sadece boşanmak istediği için öldürülen kadınların, fabrikalarda “İnsan gibi çalışmak istiyoruz” dedikleri için kapı önüne konulan, sürekli açlıkla, şiddetle, baskıyla susturulmaya çalışılan kadınların sesini örgütlü bir mücadeleye çevirmenin ta kendisi. 
Demokrasi için örgütlü mücadeleye tam da bu nedenle, insan gibi yaşamak, insanca koşullarda çalışmak ve bazen kadınlar için sadece hayatta kalabilmenin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha görmemiz için ihtiyacımız var.

Ve bu, bir talepten öte kadınlar için bir hayat memat meselesi. Demokrasiyi getirecek olanın, sermayenin çıkarlarına göre sunulan projelerin değil, kendi mücadelemizden geçtiğini hatırlamamız bugün çok hayati bir yerde duruyor. Çünkü kadınlar için kaybedilecek bir gün, bir saat daha yok. Hayatımızı da bizden, bizim mücadelemizden başka güçlendirecek başka hiçbir şey yok. Hiç kimse bize altın tepside sunmayacak bu yaşamı. Biz kadınlar demokrasiyi de barışı da adaleti de birlikte ve örgütlü mücadelemizle getireceğiz. 

Fotoğraf: Ekmek  ve Gül

İlgili haberler
8 Mart’ı 8 Mart yapanlar: Devrimin kıvılcımını yakan kadın işçiler

1917’de Petrograd’da işçi kadınların kıtlığa, savaşa ve ağır çalışma koşullarına karşı başlattığı grev, 8 Mart’ı dünya tarihinde özel kılan yegane tarihsel olaylardan biri...

19 Mart’ın birinci yılında: Yoksulluk, baskı, şiddet

19 Mart bir son değil; karanlık geleceğe karşı gençliğin attığı sağlam bir adımdır. Çünkü biliyoruz ki yaşamın ta kendisi, bu mücadelenin büyümesinden ve ilerletilmesinden geçiyor.

Üniversiteli genç kadınlar 19 Mart sürecini ve mücadeleyi anlatıyor

Üniversiteli genç kadınlar 19 Mart'ta başlayan eylemleri, genç kadınların burada aldıkları pozisyonu anlatırken 1 Mayıs ve sonrasında da mücadelenin nasıl devam etmesi gerektiğini tartışıyor.


Editörden