Yıllar süren bir dayanışma hikayesi
Onlar arasında kurulan bu dostluk, iktidarların düşmanlaştırma politikalarına rağmen kadın dayanışmasının ve halkların kardeşliğinin engellenemeyeceğini gösteriyor.

Okuyacağınız bu iki mektuptan biri, Suriyeli mülteci bir genç kadına diğeri de ona çocukluğunda dayanışma eli uzatan Türkiyeli bir kadına ait. Onlar arasında kurulan bu dostluk, iktidarların düşmanlaştırma politikalarına rağmen kadın dayanışmasının ve halkların kardeşliğinin engellenemeyeceğini gösteriyor.

‘Anne gibi oldu bana’

Suriyeli bir kadın

Sultangazi-İstanbul

Türkiye’ye geldiğimde altı yedi yaşlarında küçük bir kız çocuğuydum. Yaşam koşulları beni çalışıp aileme destek olmaya zorladı. Ailemin tek çocuğuyum. Türkçe konuşmayı iş arkadaşlarımdan öğrendim. Türkan teyzeyle tesadüfen tanıştık. Beni tanımamasına rağmen her konuda çok destek oldu. Okuma yazma öğretti, benim için çok çabaladı. İlkokul diplomamı onun sayesinde aldım. Aynı şekilde ehliyet almam için çok destek oldu. Bir yabancı değil, anne gibi oldu bana. “Kızım” diye sevdi beni. Biz Suriyeliler gurbette olmaktan, ırkçılıktan, ötekileştirilmekten dolayı çok zorluklar yaşadık. Türkan teyze yaşamımıza girerek hâlâ iyi insanlar olduğunu hatırlattı. Onu bütün kalbimle seviyorum, iyi ki var. Bu zamanda böyle dimdik ayakta durabiliyorsam en büyük katkı onun.

Bir kız çocuğu ön yargı duvarlarını yıktı

Türkan Kotankıran

Sultangazi-İstanbul

Bu küçük kızı ve ailesini tanıdığımda Suriye’den daha yeni gelmişlerdi. Evlerimizin camları birbirine bakıyordu. O kız çocuğu o kadar şirindi ki her gördüğümde camdan cama da olsa konuşmadan duramazdım.

Suriyeli göçmenler korunmak için, bizler ise “ülke sahipleri” olarak aramıza çift taraflı yüksek duvarlar örüyorduk. Ama o küçük kız, bu duvarları yıkıyordu. Beni camın arkasında görünce gözlerinin içi gülerdi. Sohbet etmek için ikimiz de fırsat kollardık. Suriye’nin neresinden ve ne zaman geldiklerini, şimdi ne işle uğraştıklarını bir bir soruyordum. Artık öğrenmiştim, sekiz yaşlarındaydı. Annesi, babası tekstilde çalışmaya başlayınca küçük kız bir süre evde tek başına kalırmış. Annesi, çocuk için çok endişelenince patronla konuşup çocuğu yanında işe götürmeye başlamış. Çocuk da annesi gibi işlerin ipliklerini temizlemeye ve böylece çalışmaya başlamıştı. Tam 12 yıl çalıştı. 20 yaşına kadar iyi bir makineci ve overlokçu olmuştu. Bazen ücretlerini alamazlardı, bu nedenle iş yerlerine uğrayıp patronla konuşmuştum. Hep sigortasız çalıştı. Patronlar yığınla göçmeni merdiven altı atölyelerde çalıştırıyorlardı. Suriyeli, Afganistanlı, siyahi işçiler ağırlıktaydı; tamamı kayıt dışıydı. Yani patronların canına minnetti.

Çalışma yaşamının yanı sıra, günlük hayatları da çok zor geçiyordu. Küçük kızın annesi bunu yıllar sonra anlatmıştı: “Yeni gelmişiz, dil bilmiyorum, yol bilmiyorum. Eşim çalışıyor. Ekmeği işten gelirken getiriyor. Bu yüzden çok ekmeksiz kaldık. Bir gün geç geldi yine, ekmek yok. Giriş katta oturuyorduk, camın önünde Kürtçe konuşan kadınları duydum. Kürtçe konuşarak derdimi anlattım, kadın bakkala götürdü beni. İhtiyaçlarımı öyle alabildim.”

Küçük kızımız bütün çocuklar gibi büyüyordu. İhtiyaçları da büyüyordu onunla. Çok güzel Türkçe konuşuyor ama okuma yazma bilmiyordu. Bu konuda ailesi ile görüştüm, bir plan çıkardık. İş çıkışları bir gün onların, bir gün bizim evde ders çalıştık. Ders kitaplarını öğretmen arkadaşlarım Sakine ve Fatma’dan temin ettim. Bu konuya yakın alaka gösterdiler, küçük kızın okuma serüvenine el birliği ile koyulduk. Çok kısa zamanda okuma yazmayı söktü.

Zaman geçiyordu, küçük kız çocukluktan çıkıp ergen bir kız olmaya başladı. Sinemaya, tiyatroya, pikniğe ve AVM’lere birlikte gidip geldik. Onu çalışma yaşamının dışındaki dünya ile de tanıştırmak istiyordum. Bu arada genç kızımız ehliyet almak istedi. Bunun için okur-yazar sertifikası ve ilkokul diploması gerekiyordu. Bunu da halk eğitim aracılığı ile yapmamız gerekiyordu. Birlikte halk eğitime gidip kayıt yaptırdık. Hem sertifikasını hem de ilkokul diplomasını aldı. 18 yaşından sonra sınava girip yüksek başarıyla ehliyetini de aldı.

Bu arada, uğradıkları birçok haksızlığı dillendirmeye başladı: “Çalışırken haklarımızı alamıyoruz, çok fazla çalıştırılıyoruz, mobbinge ve ayrımcılığa uğruyoruz. İş yerinde, çay paydoslarında ya da dışarıda ‘Artık memleketinize gidin, ne bekliyorsunuz. İşimizi elimizden aldınız, ev kiraları sizin yüzünüzden zamlandı’ gibi laf atıyorlar.” Bu gibi sözlü sataşmaları bana büyük bir üzüntüyle anlatırdı. Telefonun ucunda, bazen de yan yana çok ağlaştık.

O küçücük kız büyüdü genç bir kadın oldu, evlendi. Nikah şahidi olmamı istedi, büyük istekle kabul ettim. Siz bu yazıyı okurken bebeğini kucağına almış olacak. Kızımızın hayali Suriye'ye geri dönmek. “Orayı bilmiyorum. Anılarım bile yok orada, burada büyüdüm, burada özgürdüm, çalıştım. Birçok şeyi öğrendim. Beni orada ne bekliyor, bilmiyorum. Yine de gitmek istiyorum. Ayrıca seni orada misafir etmek istiyorum” diyor.

Gidemesem de kalbimin bir parçası onlarla, oralarda olacak. Şimdiki dostluğumuzun manası daha derin, daha sıkı. İyi ki bu aileyi tanıma fırsatım olmuş ve iyi ki birbirimize elimizi uzatmışız. Bu aileden ve güzel kızımızdan çok güzel şeyler öğrendim.

Fotoğraf: Ekmek ve Gül

İlgili haberler
Tacize uğrayan göçmen kadın hakkında sınır dışı kararı

Devlet tacize uğrayan göçmen kadını korumamakla kalmadı, hakkında sınır dışı kararı çıkarttı.

Aliağa Belediye Başkanının evinde şiddete uğrayan göçmen kadın açlık grevinde

Aliağa Belediye Başkanının eşi Özlem Acar’ın yanında şiddete maruz bıraktığı iddia edilen göçmen kadın açlık grevine başladı.

Göçmen kadınlar ve çocuklar Geçici Barınma Merkezlerinde hapis!

Karaca, Geçici Barınma Merkezlerinin kadınlar ve çocuklar için nasıl işkencehaneye dönüştüğünü anlattı.


Editörden