Savaş, siren ve korku
Biz ülkemizde kardeşçe, dış müdahaleler olmadan, dış ülkelerin üsleri olmadan yaşamak istiyoruz. Her an korkuyla, endişeyle, yarın ne olacağını bilmeden yaşamak istemiyoruz.

Günlerdir korkuyla yatıp kalkıyoruz, işimize gücümüze giderken evdeki ya da okuldaki çocuklarımızı düşünmekten artık sinirlerimizi yıprandı. O gece, siren sesinin acı bir ok gibi yüreğimize saplandığı o gece, ardından da bir kadın sesinin anonsuyla yataktan fırladığımızda ne yapacağımızı bilmez durumdaydık.

İlk önce çocuklarla ne yapacağımızı şaşırmış bir vaziyette kimi çantaya bir şeyler koyuyor kimisi ağlıyor ben de oturmuş şaşkınım. Sadece şaşkınım, bir yığın soru aklımdan geçiyor: Acaba bomba mı atacaklar, acaba İncirlik'te bir patlama mı oldu, acaba İran radyasyon nükleer bir bomba mı atacak bize? Yani o sesle birlikte belki onlarca şey aklımdan geçti. “Sığınak” gibi laflar ediliyordu, nereye gidebilirdik, nereye kaçabilirdik? Birden geçmişe döndüm, Irak'ta Saddam'ın milyonlarca insanı elma kokulu nükleer bir gazla yok ettiği o günlere gitti aklım, kendi halkını yok etmişti. 

İkincisi çok daha yakınlarda, 1991'de yaşanmıştı. O sıralarda yine Amerika'nın Irak'a saldırısı söz konusuydu. Amerikan üssünün Adana’da  olmasının bize yaşattığı korkulardan biriydi, Irak’ta Saddam'ın bölgemize nükleer bir bomba atacağı konuşuluyordu. Çok iyi hatırlıyorum. Herkesin bir odasını izole edilmesi istendiğinde biz de geniş olan banyomuzu tamamen kapatmıştık folyolarla. Ne kadar safmışız, oysa ki oraya kaç kişi sığacağız. Bir de atılan bir radyoaktif bomba bizde öyle bir hasarlar bırakacaktı ki en az 50 yıl insanlar sakat kalacak en az milyonlarcası da ölüp gidecekti. Savaşın acısını elbette o ülkenin içerisinde o savaşı yaşayan halklar bilir, çocukların, kadınların, paramparça cesetlerini televizyondan izlediğimizde insan olanın, yüreği olan kişilerin o acıya ortak olduğu kesindir.

Savaşlarda binlercesi, on binlercesi sakat kalıyor,  kadınlar sadece ölmüyor, çocuklar anasız babasız kalıyor, kadınlara tecavüz ediliyor, evleri yakılıp yıkılıyor, halen bunları yaşarken komşu ülkelere yapılan bu haksız saldırıları nasıl kabul edebiliriz. 

Rejimlerin değişmesi, değiştirilmesi o ülkenin kendi meselesidir.  Dışarıdan müdahalelerle bir ülkeye karışmak asla kabul edilemez. 

O geceki korkuyu unutmamız mümkün değil. Savaş bitecek deniliyor. E peki niye başlattınız? Ne içindi bu savaş? Demokrasi için değildi, kesin. Her ülkenin kendi halkı, ülkesinde kendi iradesiyle değişimi yapar. Başka bir ülkenin bir başka ülkeye müdahalesi, savaş açması kadar yanlış bir şey olamaz. Her ülke kendi kaderini kendisi tayin etmeli. Hem de kayıpları olan, bombalanan çocuklar, kanlı bir savaş... Ranta bağlı, ekonomik çıkarları önde tutan güçlerin savaşıdır bu.

Biz ülkemizde kardeşçe, dış müdahaleler olmadan, dış ülkelerin üsleri olmadan, yaşamak istiyoruz. Her an korkuyla, endişeyle, yarın ne olacağını bilmeden yaşamak istemiyoruz. Başka ülkelere de müdahaleyi kabul etmiyoruz.

Fotoğraf: Ekmek ve Gül


Editörden