“Saçlarımı mı değiştirmek aslında kızımla aramızda geçen bir espriydi. Tezer’in yeni bir kitabı basılır mı? Bilemiyorum. Bildiğim tek şey...”
‘Bir gergedan belki,” dedim. İki kez kırılıp sola doğru eğilmiş geniş burnu, birbirine yakın aşağı bakan kirpikli ufak gözleri ve koca cüssesiyle bir gergedanı andırmıyor değildi.’
Ben kalkmak zorundayım. Büyüğün saçını kurulayıp, küçüğü emzireceğim. Mektubuma burada son verirken selam eder, çocuklarının gözlerinden öperim.
Saklanmalı ya da yıkmalı, önce kendi içindeki sınırları. İşte, özgürlük ve hatta yaşamak, göze almak demek!..
‘Koca ibrikle zorlaşan bu el yıkama dansının sonuna gelmek üzereyken bir sesle çıktı köpüklerin arasından.’
Akşam olunca öfkemin yerini merak ve acıma duygusu aldı. Sema’ya ne yaptıklarını merak ediyordum ve canını yaktıklarını düşündükçe içim eziliyordu.
Annesinin o gün kulağına fısıldadığı; yıllar sonra bir akademisyen olduğunda “erkeklik çalışmaları” alanında tamamlayacağı tezinin çıkış noktasını oluşturan sözleri anımsayamıyordu ama güçlenmişti.
“İşte böyle kendine güven, sürenlerin senden fazlalığı mı var?” Öylece yüzüne baktım, söyleyecek tek laf yoktu, bir makas aldım, bi’ dizimdeki elini sevdim
O ânı hayal et diyordu. Hezarfen’i azıcık düşün, gözünü kapat o kanatları sana vereceğiz, kimse bilmeyecek. Saldın kendini kuleden. Var gerisini sen hayal et. Et. Et çekinme...
‘Yıllardır iki kuruşu denkleyip bir araba almayı becereme, elinde ne varsa boşanmaya razı edeceğim diye kocana ver, sonra böyle dağ başında yaşa. Gerçi kimse zorlamadı, kendim yaptım ne yaptımsa...’
Zeytin ağacının dibinde açıverdi ışıl ışıl gözlerini Sevda. ”Toprağın kızı” dedi Ayşe kadın, “Bu topraklar gibi cömert, onlar gibi verimli olur inşallah.”.
‘Daireden gelen tarçın ve elma kokusu burun deliklerinden içeri hücum edince ne kızgınlık kaldı, ne dargınlık. Sobanın üzerindeki çaydanlık fokur fokur kaynıyordu.’
... Çok okursam, düşümdeki gibi büyümeye başlayacak kafam. Her sabah uyanır uyanmaz aynaya koşup bakıyorum. Şimdilik bir değişiklik yok, ama bir gün uyandığımda başımı kocaman bulabilirim! ...
Korkmuştum bu mektupları aldığımda. Manyak mıdır nedir bunları yazan? Anlamamıştım ya yazılanların çoğunu. Sevecekmiş beni, bu işi bırakmalıymışım, bırakmazsam bitirecekmiş işimi...
‘Abla sen ne zaman işi bırakıp evinin hanımı olacaksın?’ diye sordu. Kadın şaşırdı, ‘İşi bırakmayacağım ki.’ Er, ‘Abla yani evlenmeyecek misin?’ ...
‘İstediklerini yapmazsam beni annelerine şikayet edeceklerini, işten attıracaklarını söylediler. Dediklerini duysanız siz bile korkardınız. Benim için öyle şeyler uydururlarmış ki...’
“Yüzümü anama dönüp ‘Sonunda doğru bir cümle kurdun ama bu sana yetmiş yıla mal oldu be anam’ dedim. Soğan da doğramıyordum ama…”
Dibe vurmak güzeldir değil mi? Çakılırsın yere sonra yavaş yavaş çıkarsın yukarı doğru. Yani eğer bir tanrı varsa böyle olmalıydı.
Balkondaki çamaşır ipine konan serçeler geliyor aklıma, akşam olunca nereye gidiyorlar. Ya ahraz, gülüyor mudur soğuk kulübesinde, odunlar ıslanıyor mudur karanlığın içinde?
Bir kadının çığlığını gökyüzüyle, bulutlarla, baharla tasvirlemek... Bir kadın yitirdiği baharını arıyor bu öyküde...
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN






















