Almanya’da metal işçisi kadınların sendikal örgütlenmesine dair
Metal işçisi, işyeri temsilcisi Mehtap Kandilli, metal işçisi kadınlar içinde yürüttükleri sendikal örgütlenme çalışmasını anlatıyor ve kadın işçilerin sendikalılaşmasının öneminden bahsediyor.

Mehtap Kandilli, Almanya’da metal sektöründe bir işyeri temsilcisi. İşçilerle birebir konuşup sorunlarını ve taleplerini dinleyerek, sorunların çözümü için toplu eylemler düzenleyerek son 2 yıl içinde, 300 işçinin çalıştığı işyerinde işçilerin yüzde 90’ını sendikaya üye yaptılar. Geçtiğimiz ay talep ettikleri toplu sözleşmeyi kabul ettirmek için çıktıkları greve işçilerin yüzde 97’si katılınca, işveren işçilerin talep ettiği toplu sözleşmeyi kabul etmek zorunda kaldı. Mehtap ile yaptıkları sendikal örgütlenme çalışmaları üzerine bir söyleşi yaptık.

Kendini tanıtır mısın?

Adım Mehtap Kandilli. Almanya’da doğdum ve 55 yaşındayım. Çalışmaya 16 yaşında başladım. 1989’dan beri metal sektöründeki 300 kişilik bir şirkette işçiyim ve 2 dönemdir Edelmetall Sendikasının işçi temsilcisiyim. 3 çocuğum var.

Mehtap Kandilli

TEK BAŞINA OLUNCA PATRON ‘DUR ARTIK’ DİYEBİLİYOR

Seni sendikalı olmaya ve sendika temsilcisi olmaya iten sebep neydi?

Daha erken yaşta sendikanın var olduğunu, işçilerin hakları için birlikte mücadele ettiklerini duyuyordum, sorunlarımız olduğunda patronun karşısına birlikte çıkılması gerektiğinin bilincindeydim ama nasıl yapıldığına dair çok fazla da bilgim yoktu. Genç yaşta annelik, kalabalık bir aileyle yaşamak, evdeki sorunlar ve sorumluluklar yüzünden işyerindeki meselelerle pek ilgilenemiyordum. Sadece geçimimizi sağlamak için mücadele ediyordum açıkçası. Ama Almancam iyi olduğu için işyerindeki göçmen arkadaşlara tercüman olarak çağrılıyordum. Bir gün sendika baş temsilcisinden teklif geldi, “Destek oluyorsun, yardımcısın zaten. Sendikada temsilci ol, daha aktif çalış” diye. “Zaman ayıramam, dışarıdan da katkı sunarım zaten” diye girmedim temsilciliğe. Ama zamanla zor koşullar arttı. İşyerinde haksızlıklar oldukça susamıyordum, sesimi yükseltiyordum, sivriliyordum. Tabii tek başına yaparsan bunları, patronların “dur artık” diye parmak sallaması da kolay oluyor. Ben de tahammül edemediğim için bir sonraki seçimlerde aday oldum ve işçi temsilcisi oldum. Aslında, 2. dönem aday olmayacaktım sağlık sorunları nedeniyle ama sağ partiden aday konulacağını öğrenince mecburen tekrar aday oldum ve yine seçildim. Çünkü mücadeleyi bırakırsak, kazandıklarımızı kaybediyoruz.

Diğer işçi arkadaşlarına sendikayı nasıl tanımlıyorsun?

İşçilerin sendikaya katılması çok önemli çünkü sendika örgütlülüğümüzdür. Bir kişinin bireysel mücadelesiyle kazanım olmaz. O kişiler bastırılır, korkutulur, tehdit altında olur. Ama örgütlü olarak taleplerimizle yola çıktığımızda, arkamıza da yasaları alıp mücadele edersek, her zaman kazanım olur. Toplu bir şekilde, dayanışma içinde haklarımızı güvenceye alırız. Sorunlara yönelik bakış açımız değişir. Birbirimizden öğreniriz, öğretiriz.

Örneğin, taciz sorunu yaşayan bir kadın, uğradığı tacizi ispatlayamazsa, “iftiracı, yalancı” durumuna düşmemek için ya da yaşadığından sorumlu, suçlu hissettiği için susabiliyor. Ama sendikalı işçi kadınlar, korkmadan utanmadan mağduriyetini dile getiriyor çünkü sendika temsilcileri kadının ismini açıklamadan, deşifre etmeden kadını savunuyorlar. Bu da kadınlara güvence veriyor. Sendikasıyla birlikte bir mücadele verdiğinde, daha güçlü hissediyor, özgüveni artıyor. Diğer sorunlarımız için de böyle. Bunun maddi yanı da var mesela. Tek başımıza işçinin geliri avukat ücretini ödeyemeyeceğinden birçok kişi iş yerine dava açamaz. Dar gelirli işçi, geçimini, ailesini düşünüyor. Ama ödediğimiz sendikal aidatlar bizim kendimizi yasal olarak savunmamız gerektiğinde de kullanılıyor. Yasal bürokrasi, mahkeme işlemleri vs. masrafları buradan karşılanıyor. Onun için sendikaya üye olmak, üyelik aidatımızı ödememiz sendikaları güçlendirir; güçlü sendika, isçinin hakkını korur, savunur.

‘SENDİKA BİZİZ, DÜZGÜN İŞLEMEYEN BİR YÖNETİM VARSA SEÇMEYİZ DAHA İYİSİNİ KURARIZ’

Sendikaların yönetimlerine dair “bürokratik, işçiyi satan, işbirlikçi” nitelendirmeleri yapılıyor bazen. Bunların pozitif ya da negatif etkisi oluyor mu işçilerde? Özellikle örgütlenme çalışmanızda yaşadığınız örnekler var mı?

Sendikadaki olumsuzluklar, bireylerin kişilikleriyle ilgili aslında ve bunun sendikadan ayrı bir şey olduğunu bilmemiz ve işçi arkadaşlarımıza anlatmamız gerekiyor. Kendi işçi arkadaşlarıma da bunu söylüyorum: eğer yönetimde gözlemlediğiniz yanlış şeyler varsa, bunu bizimle açıkça paylaşın, birlikte değiştirelim. Bu güven çok önemli. İş arkadaşlarımızla konuşup onların sıkıntılarına, problemlerine ses oluyoruz. İşçiler sendika sekreteri geldiğinde sorunlarını açık açık anlatamıyor çünkü işini kaybetmek istemiyor.

Temsilciler olarak toplantılarda her birimizin oy hakkı var. Eğer çoğunluk istemezse öneriler iptal olur. Benim işçi arkadaşlarımın temsilcisi olarak çok büyük rolüm var, orada tasvip etmediğimiz şeylere karşı koyabiliyorum ve karar almada etkili oluyorum. Örneğin, özellikle korona döneminde işyeri izin parasını, Noel ikramiyesini kesip ücretsiz fazla mesai yapmamızı istedi. Sendika baş temsilcisi biraz orta yolcu görününce müdahale ettik. Diğer işçi temsilcisi arkadaşlarımızla “buna kesinlikle karşı koyacağız örgütlü bir şekilde” diye onay vermedik, baş temsilci de bizim kararımıza uymak zorunda kaldı.
Bu dönemde, tüm Almanya genelinde yapılan bir baskı var. Örneğin 35 saatte yapılan bir işi 32 saatte yapmamız isteniyor. Daha az işçiyle, daha hızlı ve daha fazla üretim olsun diye. 1 kişi daha önce 1 makinada çalışıyorsa, şimdi 1 kişi 3-4 makinada birden çalıştırılıyor. Fiziksel ve psikolojik olarak işçiler yıpranıyor. Buna karşı işyerimizde de mücadele ediyoruz. Ama bunu üstte konuşmadan önce, işçi arkadaşlarımızla konuşmamız gerekiyor. Onları da bilgilendirip mücadelede aktif hale getirmemiz gerekiyor ki biz yukarıda savunurken onlar da arkamızda olsunlar.

İşçiler, sorunlarını dinleyen, patronla yapılan toplantılara dair bilgiyi gelip onlara anlatan, sorunlar için çözüm üreten, işçilerin yanında olduğunu hissettiren işyeri sendika yönetimi / baş temsilci istiyorlar. Baş temsilci, işçileri önemsemiyorsa, güvensizlik oluşturuyorsa bu davranış sendikaya mal edilmemeli. Bireysel davranışlar yönetim kuruluna, hatta sendikaya, şikâyet edilebilir ve baş temsilci görevden alınabilir. Fakat, işçiler baş temsilcinin bireysel davranışını sendikaya bağlayarak sendikadan çıkış yapıyorlar. Bu çok yanlış bir tutum. Bu durumu işçi arkadaşlarıma izah ettiğimde durumu değiştirebildik ve tekrar sendikaya üye oldular işçi arkadaşlarla bilgi ve iletişim içinde olmamız gerekiyor. Sendika biziz, düzgün işlemeyen bir yönetim varsa seçmeyiz, daha iyisini kurarız.
Örneğin, bizden önceki dönemlerde, işyerimizdeki sendika baş temsilcisi arkadaş maalesef çok sorumsuzdu. Kendi kafasına göre davranıyordu ve hatta taciz vakaları oldu. Güven kaybı olunca, özellikle kadın işçiler sendikadan ayrılmaya başladı. İşyeri sorunları için bireysel çözümler aramaya çalıştılar. Ama örneğin, ben aday olacağım zaman, arkadaşlarımın bana “Diğer yöneticiler gibi yapma, patronlarla yapılan görüşmelerde konuşulanları bizimle paylaş. Bilmek istiyoruz, katılmak istiyoruz” dediler. Gerçekten de diğer temsilci arkadaşlarımla bu şekilde yaklaştığımızda çok etkili oldu ve kaybedilen güveni geri kazandık ve üyelikleri de artırdık.

3 VARDİYADA GREV: ‘İŞVEREN İÇİN BİR TEHLİKE, BİZİM İÇİN BAŞARIYDI’

İşyerinizde kaç işçi sendikaya üye ve üyelik artışı sağlayan sendikal çalışmalarınız nelerdi?

Şu an işçilerin yüzde 90’ı sendikaya üye ve bunun yüzde 40-45’i son 2 sene içinde yaptığımız sendikal çalışmalarla katıldı. Sadece ben bile 35-30 kişiyi sendikaya üye yaptım.

Örneğin, iş saatlerimiz çok mantıksız bölünmüştü. 3 vardiya çalışıyoruz ve iş başlamadan 10 dakika önce kart okutma zorunluluğu vardı, özellikle kadınlar çok büyük sıkıntı çekiyordu çünkü çocuklarını okula hazırlamak zorundalar ve dengesiz saat uygulamasıyla zorluk yaşıyorlardı. Bununla ilgili bir imza kampanyası başlattık. Tüm işçilerle tek tek konuşup imza topladık ve sonunda talep ettiğimiz şekle çevirttik saat uygulamasını.

Başka bir örnek: 1 ay önce toplu sözleşmemizin süresi dolmuştu. Tekrar sözleşmeye oturmamız gerekiyordu işverenle. Metal sektöründe IG Metal’in toplu sözleşmesi geçerlidir. Bu sene işveren kabul etmiyordu bu sözleşmeyi. Bize, “Sene sonunda yaptığımız kâr payından belli bir yüzdelik veririz” denildi. Böyle bir şey kabul edilmezdi ama önce işçi arkadaşlarımıza sormamız gerekiyordu.  Pandemi koşulları yüzünden büyük bir sendika toplantısı yapamayınca, 3-5 kişilik küçük gruplar halinde tüm işçi arkadaşlarımızla bilgilendirme toplantıları yaptık ve sorduk “İşverenin önerisini kabul ediyor musunuz yoksa grev yapmaya hazır mısınız?” Onlar da “gerekirse greve gideriz, kabul etmeyelim” kararı aldı. İşçilerin karar almaya dahil olması çok önemli, sendika temsilcisini de yanlış karar almaktan, arada kalmaktan kurtarır.

İşçilerin TİS için çıktığı grevden

Böylece grev hazırlığına başladık. 3 hafta önce, 3 vardiya birden işi bırakıp grevi başlattık. İşçilerin yüzde 97’si işyerinin önüne çıktı. İnanılmaz bir duyguydu. İşveren yukarıdan camdan dışarı baktığında şunu gördü: Bütün işçiler üretimi durdurdu. İşveren için bu bir tehlike, bizim için başarıydı. Doğru yolda yürüdüğümüzü gösterdi ve birkaç gün önce de talep ettiğimiz toplu sözleşmeyi imzalattık. Şu haklarımızı kazanmış olduk: Çalışma saatlerinin düşürülmesi, ücretlerin göreceli olması, 1 yıllık süreç için ücretlerde yüzde 4’lük artış, pandemide çalışma için ek ücret, güvenceli işyeri, gençlerin aldığı eğitimin kaliteli hale getirilmesi.

Gerçekten örgütlü olarak sendikal çalışma yürüttüğümüzde, mücadelemizde kazanım elde ettiğimizi gördük. Üyelik sayımız da böyle çalışmalarla arttı. Çünkü her bir işçiyle tek tek konuşuyoruz, onların sorunlarını dinliyoruz, paylaşıyoruz. Aynı hizada konuşuyoruz. Üye olmaya ve zamanla giderek artan baskılara karşı birlik olmaya çağırıyoruz. Genel bilgilendirme bildirileri de önemlidir tabii ama bence işçilerle yüz yüze göz göze gelip sorunlarını sorup dinlersek, karşıdaki işçiye daha çok güven veririz.

İŞVEREN İŞÇİYİ TEHDİT ETMEYE ÇALIŞIYOR

Örgütlenme çalışmanıza yönelik işverenin tepkisi nasıl oluyor?

Tabii bu dönemde işveren, sendika yönetimini ikna edemeyince, aşağıdaki işçilere gidip onları korkutarak tehditlerle ikna etmeye çalıştı. “Kabul etmezseniz, makinamı başka yere götürürüm. İşini kaybedersin” gibi caydırma yöntemleri yapıyorlardı. Ama biz de “Kesinlikle korkmayın, böyle tehditlerle yıldırmaya çalışıyor” diye arkadaşlarımızla konuşuyorduk. Bu noktada, işçilerle birebir iletişimde olmanın ne kadar önemli olduğunu gördük, çünkü sendikaya güveni bu ilişkiler kurdu.

‘DAYANIŞMAYLA KENDİMİZİ GELİŞTİRİRSEK, KOL BÜKÜLMEZ’

Bir göçmen kadın olarak, sence kadınların ve göçmenlerin sendikal mücadeleye katılmasının önemi nedir?

Aslında benim sendikaya katılmam ve temsilci olmamdaki en büyük etken kadınların yaşadıkları sorunlar ve sendikanın içinde hiç kadın temsilci olmamasıydı. İşyeri temsilcileri bile olsalar, erkekler kadınların sorunlarını konuşamıyor, anlayamıyorlardı. Kadınlar da güven duyamadıkları için sorunlarını aktaramıyordu.

AYNI MAKİNEDE ÇALIŞAN ERKEK İŞÇİYLE KADIN İŞÇİ EŞİT ÜCRET ALMIYOR

Şu an çok daha fazla artmış olsa da sorunlarımız aslında hep vardı. İşyerindeki işçilerin yarısı kadın olmasına rağmen erkeklerden hala yüzde 20 daha az kazanıyoruz. Halbuki, aynı işi yapıp aynı makinede çalışıyoruz. Ayrıca, kadın bir obje gibi görülüyor. Sözlü, fiziksel taciz edilebilir görülüyor. Buna karşı çıktığında “şaka yaptım, yanlış anladın” diyerek normalleştirilmeye çalışılıyor. Üstelik, kadınların regl olduğu göz önünde bulundurulmuyor. Tuvalete sık gitmek bile sorun yaratıyor. Bu yüzden işyeri sendika yönetiminin içinde bir kadının da yer alması ve bütün kadınları rahatlıkla temsil edilebilmesi için girdim temsilciliğe. Eşit haklar için kadın işçilerin taleplerini dile getirmesi gerekiyor. Biz kadınlar sadece kendimiz için değil, çocuklarımızın geleceğini de düşünüyorsak işyerlerimizde örgütlü olmalıyız. Onların daha iyi bir dünyada yaşaması için toplu bir şekilde tüm saldırılara karşı koymamız gerek.
Göçmen olarak da dil sorunumuz var. Ama haklarımızın ne olduğunu, nasıl kazanıldığını öğrenmemiz lazım. Yaşadığımız sorunları tek başına yaşamıyoruz asla. İşverenler, bizim bilgisizliğimizi kullanarak baskıya, haksızlığa maruz bırakabilir. Ama toplu bir şekilde örgütlenip dayanışmayla kendimizi geliştirirsek, kol bükülmez. Tek bir kişinin her zaman hakkı elinden alınabilir, mağdur edilebilir, işten çıkarılabilir ama toplu gücün olduğu yerde bu mümkün değil. Ayrıca, toplu olduğumuz zaman illaki bilgi alışverişi de oluyor haklarımıza dair.

DİDF'in başka işyerlerinde grevde olan işçilere ziyaretinden

Örneğin, ben Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonuna (DİDF) üyeyim ve Göppingen şehrindeki Göçmen Kadınlar Birliğinde (GKB) başkan olarak görev yapıyorum. Derneğimizde, farklı şirketlerde çalışan işçilerle yaptığımız işçi toplantılarından her gün bir şeyler öğreniyorum. Kendi sendikamın dışındaki başka sendikaların toplantılarına da katılıyorum fırsat buldukça. Bu buluşmalarda öğrendiklerimi kendi işyerimdeki arkadaşlarımla da paylaşıyorum. Kendi işyerimle ilgili deneyimleri de bu toplantılarda aktarıyorum. Sadece metal işinde de değil, Kaufhof mağazasının kapatılmasına karşı tekstilde çalışan kadın işçilerin uyarı grevlerinde hem dernek hem de işçi temsilcisi olarak destek olduk. Birbirimizden öğreniyoruz, birbirimizle dayanışma içindeyiz.

Fotoğraflar: Mehtap Kandilli, Edelmetall Sendikası, DİDF

İlgili haberler
Sınırların ötesinde kadın işçiler nasıl örgütleniy...

1 Mayıs’a kadar sürecek olan 9 farklı ülkeden kadın emekçinin örgütlenme deneyimlerini anlattığı dos...

Almanya: Temizlik işçileri örgütlülükleriyle yüzde...

Temizlik sektöründe örgütlü IG BAU sendikasından Zeynep Biçici, işçilerin sendikada daha aktif rol a...

Türkiye ve Almanya’da ortak tutum: Sağ muhafazakâr...

Almanya’daki İstanbul Sözleşmesi eyleminde hak örgütleri, Türkiye ve Almanya’daki sağ muhafazakâr po...