Bana ne anası ölmüş bebekten!
Dün karnımdan bütün vücuduma yayılan acıyı yeniden tüm vücudumda hissetmeye başladım. Sırtımı onlara dönüp başımı yastığa gömdüm. ‘Bana ne anası ölmüş bebekten!’ diyerek ağlamaya başladım.

Araç tozlu bir yolda ilerliyor. Hava kararmak üzere ve uzakta, bizi muhtemelen görmeyen ama görüyorsa da bir nokta gibi gören evlerin ışıkları yavaş yavaş yanmaya başlamış. Aracın içindeki kalabalık bana savaş zamanı ekmek kavgasına düşmüş ahaliyi anımsatıyor. Sanki kendini kalabalıktan dışarı atsan rahatlayacaksın ama ekmek istiyorsan nefes almakta güçlük çekmek zorundasın… Kendimi aracın dışına atamayacağımı bildiğimden nefes almak için camı aralıyorum fakat bu defa daha kötü bir ihtimalle karşılaşıyorum. Yoldaki toz ve toprak, aracın tekerleğinin hızından annemin un eleğinde savrulur gibi havaya savruluyor. İçinde bulunduğum bu yolculuğa tahammül etmek için camı yeniden kapatıp ayakucuma çökmüş Melika’nın minik ellerini avucuma alıyorum. Onun küçük kara gözleri bile rezilliğin içindeki mecburiyetimizin farkında... Yanımızda biraz kıyafetle doğduğumuz yerleri tozun içinde bırakarak doymaya gidiyoruz. Hiç bilmediğimiz belki de ölümümüze neden olacak yerlere…

— İlçede bir trafik kazası olmuş yine haddinden fazla mülteciyi bir minibüse doldurup sınırdan geçmişler. Aralarında doğumu yaklaşan gebe var, o yüzden her ihtimale karşı doğumhaneyi ve ameliyathaneyi hazırlayın.”

Beynimin içinde bu düşünceler beni yiyip bitirirken Melika için daha iyi olacağına inanmak istiyorum. Bizden daha insanca yaşayacak. Onun iyi günlerini düşündükçe avucumun içindeki elini daha sıkı kavrıyorum ve o da bundan rahatsız olmuyor aksine kendini daha güvende hissediyor. Ama bana kendimi güvende hissettirecek kimse yok havasızlıktan ve zihnimdeki kötü düşüncelerden sıyrılamıyorum. Sıyrılamadıkça nefes almam daha da zorlaşıyor ve artık tozdan camın dışını göremiyorum. Melika korkmasın diye sesimi çıkarmıyorum ama her an çatlayıp ölebilirim.

— Trafik kazasında yaralanan gebe geldi. Muayenesini yapıp ameliyathaneye aldık. Bebeğin kalp atımlarını duyamıyoruz.”
Karnımın üstünde kalbime doğru yayılan sızı şeklinde bir acı var. Melika karnıma mı vuruyor? Yaramaz kız, şu daracık alanda nasıl da böyle şeyler yapabiliyor. “Yapma! Kardeşine zarar vereceksin!” demek istiyorum ama sesim çıkmıyor. Kalkıp doğrulmak istiyorum ona da gücüm yetmiyor. Karnımdaki sızı gittikçe tüm vücuduma yayılıyor.

— Bebeğin ölüm raporunu hazırlamamız lazım. Kadının kazadan yaralanmadan kurtulan yakını var mı?

— Bildiğimiz kadarıyla yok. Polis araştırma yapıyor. Eşi ve kızı kaza sırasında ölmüş.

Gözümü hafifçe aralıyorum nefes alamaz olmaktan kurtulduğumu fark ediyorum. Görüş açım bulanık ya da tozlu değil gayet temiz badanalı… Çok ağrım var, ama nedenini bilmiyorum. Elimi karnıma götürecek cesareti kendimde bulamıyorum. Kısa süreliğine gözlerimi kapatıp açıyorum minibüsün içinde değilim. Bağırarak ağlamak istiyorum ama onu bile yapamıyorum; kötü bir şeyler olmuş hissediyorum, çünkü elimin altındaki karnımda büyük bir boşluk var. Melika, o da yok! En son ayağımın dibinde korku dolu gözlerle eteğime yapışmış oturuyordu.

— Kolunu katlama, bu serumun bitmesi gerekiyor. Kolunu diyorum! Beni anlıyor musun? Kurmancî zanî?.. Do you speak English?.. Eee nasıl anlaşacağız biz seninle? Çok güzel gece boyu işimiz var!

Bu kadın neden sorularıma cevap vermiyor? Söylediklerinden de bir şey anlamıyorum. Nasıl öğreneceğim neler olduğunu…

— Altı numaradaki Afgan kadın sanırım Farsça dışında dil bilmiyor. Bazı isimler tekrarlıyor ama ne söylediğini anlamadım. Muhtemelen bebeğini soruyordur ama nasıl anlatacağız bize geldiğinde bebeğin zaten ölmüş olduğunu?

— Tercüman lazım ama gece gelmez ancak sabah ulaşırız.

— Yazık sabaha kadar ne olduğunu anlamadığı için uyuyamayacak.

— Onu ülkesinden kaçmadan önce düşünecekti…

— Öyle deme, insanların ne yaşadıklarını bilemeyiz. Aklı başında bir insan hem de karnı burnunda, o minibüse binip hiç bilmediği bir ülkeye gelir mi?

— Ben ülkemde savaş da çıksa bırakıp kaçmam. Kusura bakma ama senin kadar insancıl olamıyorum.

***
Dolunay var bu gece iki ay önce de öyleydi. Melika’ya göstermiştim oradan hatırlıyorum. O uzun boylu, çilli hemşire ayaklarımı hissetmeye başladığımda beni ayağa kaldırıp pencerenin dibindeki çirkin yüzlü koltuğa oturttu. Bir süre sonra da tekrar gelip odanın girişindeki, az önce orta yaşlı, suratsız ve tombul bir kadının paspasla temizlediği tuvalete götürdü. Başım hâlâ ağrıyor. Çocuklarıma ne oldu kim bilir, eğer onlara bir şey olduysa…

— Baran Muhammed. 38 haftalık intrauterin ex. Dün akşam sezaryene alındı. Pansumanı yapılıp sondası çekildi.

— Elinize sağlık, siz çıkabilirsiniz.

Uzun boylu, çilli hemşire gitti keşke kalsaydı, beni anlamıyordu ama olsun. Onun yerine kısa boylu tombul bir hemşire geldi. Akşam tuvaleti temizleyen kadına benziyor ama onun gibi suratsız değil, al yanakları ara ara gülümseyince sevimli bir hal alıyor. Beş dakika sonra bu tombul hemşire yanında resmi giyimli kel ve göbekli bir adamla odaya geldi. Keli o kadar komik ki, alnına doğru üç beş tel saçıyla çizgi film karakterine benziyor. Ama hangi karaktere bilemedim, Melika olsa bilirdi… Hemşire komik kel adama bana tercüme etmesi için bir şeyler söyledi. Bebeğim ölmüş… Doktor beni muhtemelen öğleden sonra evime gönderirmiş. Evime… Arkalarından ne iş yaptığını daha sonra konuşmalardan anladığım sivil giyimli bir polis memuru odaya girdi. Bu defa polis memuru kel adama bir şeyler söyledi. Sonra da kel adam bana onun söylediklerini çevirdi. Buraya geldiğimiz araç kaza yapmış. Melika ve Abdullah o dakika ölmüş. Ben şanslıymışım… Bizimle beraber araçta olan bir bebek vardı annesinin kucağında sürekli ağlıyordu, onun da annesi ölmüş. Bebek açmış, emzirebilir miymişim? Dün karnımdan bütün vücuduma yayılan acıyı yeniden tüm vücudumda hissetmeye başladım. Sırtımı onlara dönüp başımı yastığa gömdüm. “Bana ne anası ölmüş bebekten!” diyerek ağlamaya başladım.

— Bana ne anası ölmüş bebekten! diyor.

— Söyle vicdansızlık etmesin.

Başımın altındaki yastık sırılsıklam olunca kalktım yüzümü yıkadım. Sonra pencerenin yanındaki koltuğa oturdum. Şu ferah odada kendimi toz toprak içindeki minibüste gibi hissediyordum. Havanın çekmeyen radyo frekansı gibi bir açılıp bir kapanması yüzünden nefes alamaz oldum. O sırada kel adam, kısa boylu hemşire ve asık suratlı polis memuru yeniden odaya geldi. Hemşirenin kucağında o bebek vardı, ağlamasından bildim. Teklifsiz kucağıma verdi bebeği hemşire ve bir şeyler söyledi. Kel adam emzirip emzirmeyeceğimi sordu. Belki akrabası yoksa bu bebek benim ölen bebeğimin yerine bile geçebilirmiş. Hiç cevap vermeden bebeğe bakıp yeniden ağlamaya başladım. Gözyaşlarım bebeğin minik yüzüne düştü. Hiç yakışmadı benim büyük gözyaşlarım ona ama yine de onun gözyaşlarıymış gibi yüzünden süzülüp eteğime aktı. Ben böyle ağlamaya başlayınca kel adamla polis memuru bizi hemşireyle baş başa bıraktılar. Hemşire önüme eğilip sol mememi çıkarmama yardım etti. Kucağıma teklifsizce iliştirilmiş şu küçük şeyden hem nefret ediyor hem de ona üzülüyordum, bu yüzden hemşire mememi tutturmak için bebekle tek başına çabalıyordu. Yardımcı olmuyordum ama karşı da çıkmıyordum, olup biteni öylece gözlerimle takip ediyordum. Biraz uğraştan sonra bebek mememi emmeye başladı. O dünden beri taşa kesmiş olan mememi emdikçe nefretim yerini başka bir duyguya bırakıyordu. Emmeye başlar başlamaz ağlamasını kesmişti ama ben ağlamaya devam ediyordum. Önüme eğilmiş hemşire gülümseyerek bana bir şeyler söyledi. Hemşireyi anlamıyordum ama muhtemelen beni teselli etmeye çalışıyordu. Şu an buradan çıkınca ne yapacağımı düşünmek bile istemiyorum. Geriye dönersem kim olarak döneceğim? Keşke şu mememi koparırcasına emen şeyin akrabası olmasa da bana verseler… O cehennemin provası gibi olan araçta ben neden ölmedim ki? O zaman kim beslerdi bunu?.. Bunlar muhakkak bulurlardı sütü kurumamış bir anne...

İlgili haberler
4 ülkede mültecilik: Kendimi hiçbir yere ait hisse...

Mahnaz İranlı bir Kürt. 5 yaşında ülkesini terk etmek zorunda kaldı. Irak, Türkiye, Danimarka, İngil...

GÜNÜN KİTABI: Mülteci Kadınlardan Masallar

Suriye, İran ve Irak’tan Türkiye’ye göç etmek zorunda kalan 7 kadın çocukken dinledikleri masalları...

Mülteci kadınlar: Barış istiyoruz, başka bir şey d...

İkitelli’de ikamet eden Suriyeli göçmen kadınlara barışı ve savaşı konuştuk. Aslında biz barışı sord...