Akşam yemeğine konulacak malzemeden doktorun yazdığı ilaçları almaya, dışarıda bir kahve içmekten yıl boyunca bir tatilin hayalini kurmaya kadar hayatın her alanı, eldekiyle nasıl idare edileceği sorusuna sıkıştı. Yoksulluk kadınları bu sıkışmışlığın en can alıcı noktasına koyuyor. Bugün yoksulluk, çocuğun okul çantasına ne gireceğinden kadının kendi ihtiyaçlarını ne ölçüde ertelediğine kadar gündelik hayatın bütün alanlarında hissediliyor. Bu tablo içinde kadınların yaşadıkları, çoğu zaman görünmez hale geliyor. Oysa kadınlar, yoksulluğu yalnızca yaşayan değil, aynı zamanda yönetmek zorunda bırakılan kişiler olarak krizlerin en ağır yükünü taşıyor. Ancak kadınların taşıdığı bu yük resmi rakamlara yansımıyor.
Ekmek ve Gül, 9 kadın derneği ve 23 Ekmek ve Gül Grubu ile yaptığı kadın yoksulluğu anketinde; 1 Mayıs’a giderken kadınların yaşadığı yoksulluğu yalnızca rakamlarla değil, gündelik hayatın içinde yaşananlarla görünür kılmak ve ortaya çıkan sonuçlarla birlikte kadınların yaşadıkları yoksulluğa karşı mücadelesi için birleşebilecekleri alanlar ve talepler yaratmayı amaçladı. Ankete katılan kadınların anlatıları ise yoksulluğun soyut bir ekonomik veri değil, gündelik hayatı belirleyen somut bir gerçeklik olduğunu gösteriyor.
Kadınlar mutlak yoksulluğa sürükleniyor
Anket sonuçları, kadınların günbegün hayatta kalabilmek için gereken en temel ihtiyaçlarından dahi vazgeçmek zorunda bırakıldığını gösteriyor. Ortaya çıkan en çarpıcı verilerden biri, kadınların eve gelen gelirin büyük bir çoğunluğunu beslenme masraflarına harcaması ancak aynı zamanda yoksullukla cebelleşirken yine ilk önce beslenme ihtiyaçlarında kısmaları oldu. Kadınlar et, süt gibi ürünlerden vazgeçiyor, öğün atlıyor, beslenme alışkanlıklarını değiştirmek zorunda kalıyor. Kadınların gelirlerinin büyük bir kısmını beslenmeye harcaması ve ilk elden buradan kısması, yoksulluğun doğrudan yaşamsal ihtiyaçlarına kadar dayandığını açıkça ortaya koyuyor. Kadınlar, yaşamsal ihtiyaçlarını dahi karşılamak için bankalara borçlanıyor, ay başında yine gelirin büyük bir kısmı borçların kapanması için kullanılıyor. Yoksulluk kadınları sonu gelmez bir borç döngüsüne sürüklüyor. Tüm bu süreçte kadınlar kendi hijyen ihtiyaçlarını, kişisel bakımlarını hatta doktora gitmeyi dahi ertelediklerini söylüyor.
Güvencesizlik ve işsiz kalma kaygısı
Ücretler enflasyon karşısında erirken, işçi ve emekçi kadınların yaşamı giderek daha güvencesiz hâle geliyor. Alım gücünün düşmesi kadınlar açısından aynı zamanda işten çıkarılma korkusunun, kayıt dışı ve güvencesiz işlere mecbur bırakılmanın, ek iş yaparak ayakta kalmaya çalışmanın da yaygınlaşması anlamına geliyor. Anket sonuçları, özellikle sendikalı olmayan kadın işçilerin hem işten atılma kaygısı hem de iş yerlerinde yaşadıkları sorunlara karşı ses çıkaramama eğilimi taşıdıklarını gösteriyor. Bununla birlikte sendikalı olmayan kadınların iş ve ücret güvencesinin olmaması, kadınları yoksulluğa karşı mücadele ederken ek iş aramaya daha çok itiyor. Sendikalaşmanın önemi bu ankette ortaya çıkan önemli sonuçlardan biri. Örgütlü olmak kadınlar için temel ihtiyaçların garantörü ve insanlık dışı bir sömürüye karşı kalkan olduğu kadar, duygu durumu üzerinde dahi olumlu etki bırakıyor. Kadınlar tam zamanlı ve güvenceli işlerde çalışmak istediklerinde ise karşılarına yaş, medeni durum, bakım yükü gibi gerekçelerle yapılan ayrımcılık çıkıyor. Örneğin emekli kadınlar çalışmak istediklerinde yaş ayrımcılığına uğradığını söylerken çalışmayan kadınların büyük bir çoğunluğu ücretsiz kreş ve bakımevleri olmadığı için, bakım yükü nedeniyle çalışamadıklarını ifade ediyor.
Kaygı, izolasyon ve şiddet
Kadınlar için yoksulluk, aynı zamanda sosyal hayattan uzaklaşma, sürekli kaygı ve stres altında yaşama ve şiddet anlamına geliyor. Kadınların neredeyse tamamı, yoksulluk yüzünden sürekli kaygılı olduğunu dile getiriyor. Bu kaygı ve stres hali aynı zamanda kadınların daha iyi hissedebilecekleri, dinlenecekleri alanlardan yoksulluk nedeniyle uzaklaşmak durumunda kalmasıyla pekişiyor. Kadınlar sosyalleşemediklerini belirtirken bazı zamanlar evlerine misafir dahi kabul edemediklerini söylüyor.
Kadınlar yoksulluğun, hane içinde kısıtlı kaynağın nasıl, nereye harcanacağına ilişkin yaşanan gerginlik ve tartışmalara sebep olduğunu da dile getiriyor. Bunun yanı sıra kadınlar yoksulluğun ev içinde yaşadıkları şiddetin sebeplerinden biri olduğunu, bu şiddetten uzaklaşmak istediklerinde de önlerine büyük bir engel olarak çıktığını vurguluyor. Yani yoksulluk, kadınları yaşadıkları şiddete karşı mücadele etmekten alıkoyan yegane faktörlerden birine dönüşüyor.
Yoksullukla bütünlüklü mücadele için
Anket sonuçlarında kadınların yoksulluğa yönelik çözüm önerileri de yer aldı. Türkiye’de azınlık olan patronlar zenginleşirken kadınların yoksullukla cebelleştiği, kadınlar tarafından görülüyor ve adaletli gelir dağılımı talep ediyorlar. Kadınlar adaletli gelir dağılımı derken ücretlerin insanca yaşanabilecek düzeye çıkartılabilmesini istiyor; eşit işe eşit ücret, kamusal kreş ve bakım hizmetlerini, okullarda bir öğün ücretsiz, sağlıklı yemeği, işe girerken yaşadıkları ayrımcılıkların engellenmesini ve güvenceli bir şekilde istihdam edilmeyi talep ediyor.
Yoksulluğa karşı mücadele, birlikte örüldüğünde güç kazanacak
1 Mayıs’tan hemen önce kadınların Ekmek ve Gül’ün anketi aracılığıyla, hem kadın dayanışma derneklerinden hem de Ekmek ve Gül gruplarından kadınlarla sorunlarını ve taleplerini bu şekilde konuşması, bu taleplerin kazanılabilmesi için gerekli olan mücadele zeminini de güçlendirdi.
Çünkü yoksulluğun kadınların gündelik yaşamına nasıl sirayet ettiğini, aslında sorunların ortaklığı kadar taleplerin de ortaklığını da görünür kıldı. Anket sonuçları ve ortak talepler, yoksulluğa karşı mücadelenin ancak birlikte örüldüğünde güç kazanabileceğini bir kez daha gösterdi. Şimdi sıra, kadınların bu ortaklıklar etrafında bulundukları alanlarda kuracakları birlikteliklerde ve var olan mücadele birliklerini güçlendirmekte!
Raporu okumak için tıklayın.
Fotoğraf: Ekmek ve Gül
İlgili haberler
Kocaeli’de yoksulluk anketinin gösterdikleri: Bir araya geldikçe korku azalıyor, dayanışma büyüyor
Sohbet ederken kadınların ruh halleri de değişiyordu. ‘Elimizden bir şey gelmez’ düşüncesi ve korku yan yana geldiğimizde, yaşadıklarımızın ortak olduğunu gördüğümüzde yerini dayanışmaya bırakıyordu.
Ekmek ve Gül dergisi Mayıs 2026 sayısı
Dergimizin bu sayısı bizi susturmak isteyenlerin karşısında dayanışmayı ve örgütlülüğü çoğaltmanın bir aracı, mücadele ateşini harlayacak bir yelpaze olmayı sürdürüyor.
Ekmek ve Gül Türkiye’de Kadın Yoksulluğu Panoraması Araştırması: Kadınlar kaygı, borç ve açlık kıskacında
Ekmek ve Gül'ün 15 ilde 2 bin 800 kadınla yaptığı araştırma kadın yoksulluğunun, toplumsal üretim ilişkilerinin gündelik yaşama yansımalarıyla birlikte ele alınması gerektiğinin altını çiziyor.
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN
























