Ekmek ve Gül Türkiye’de Kadın Yoksulluğu Panoraması Araştırması: Kadınlar kaygı, borç ve açlık kıskacında
Ekmek ve Gül'ün 15 ilde 2 bin 800 kadınla yaptığı araştırma kadın yoksulluğunun içinde yaşadığımız toplumsal üretim ilişkilerinin gündelik yaşama yansımalarıyla birlikte ele alınması gerektiğinin altı

Türkiye’de artan yoksulluk kadınlar üzerinde daha ağır ve çok boyutlu etkiler yaratıyor. Düşük ücretler, ağır çalışma koşulları ve daralan kamusal haklar yaşamı zorlaştırırken, en çok etkilenen kesimlerden biri kadınlar oluyor. Ücret eşitsizliği, güvencesiz ve kayıt dışı çalışma, esnek istihdam ve bakım yükünün kadınlara bırakılması bu tabloyu derinleştiriyor.

Bu durumu ortaya koymak amacıyla Ekmek ve Gül, “Türkiye’de Kadın Yoksulluğu Panoraması” başlıklı bir araştırma gerçekleştirdi. 15 ilde, 9 kadın dayanışma derneği ve 23 Ekmek ve Gül grubunun katılımıyla 2 bin 804 kadınla yapılan anket ve görüşmelerde, kadınların yoksulluk deneyimleri, baş etme yolları ve çözüm önerileri incelendi.

Kadınların yüzde 88’i yoksulluk sınırının altında yaşıyor

Anket çalışmasına katılan kadınların yüzde 88’i Mart ve Nisan 2026’da açıklanan yoksulluk sınırının altında bir hane geliri ile yaşamlarını sürdürmeye çalışıyor. Kadınların yüzde 15’i ise açlık sınırının altında geçimlerini sürdürmeye çalışıyor. Raporda, bu verilerin kadınların asgari yaşam ihtiyaçlarını dahi karşılamakta zorlandıkları koşullara mecbur bırakıldığı vurgulandı.

Raporda kadınların yoksullaşma nedenlerine ilişkin değerlendirmeleri de yer aldı. Katılımcıların yüzde 46’sı iş bulmadaki eşitsizliği, yüzde 44,2’si düşük ücretleri, yüzde 43,7’si ise bakım ve ev işlerinin kadınlara yüklenmesini yoksulluğun temel nedenleri arasında gösterdi.

Kreş ve bakım hizmetlerinin eksikliğini doğrudan yoksulluk nedeni olarak gören kadınların (yüzde 23,7) yüzde 83’ü çalışmayan, yüzde 90’ı ise 40 bin lira ve altı gelir grubunda yer aldı. Raporda bu durum, özellikle yoksul kadınlar için ücretsiz ve erişilebilir bakım hizmetlerinin istihdam dışı kalma riski anlamına geldiği vurgulandı.

İş bulmada eşitsizliği vurgulayan kadınlar ise ağırlıklı olarak tekstil, gıda ve hizmet sektörlerinde çalışırken; genç üniversite mezunları ve 50 yaş üstü kadınlar da bu sorunu öne çıkaran gruplar arasında yer aldı. Özellikle emekli olan ancak çalışan ya da çalmak isteyen kadınlar yaşa dayalı ayrımcılığın istihdama erişimde önemli bir engel olduğunu belirtti. Ankete katılan kadınların 5’te 1’i istihdama katılımlarının önündeki en büyük engellerden birini ise "iş bulamamak" olduğunu vurguladı.

Düşük ücretleri yoksulluğun nedeni olarak gören kadınların oranı yüzde 44,2 olurken, bu gruptaki kadınların yüzde 65,7’sinin herhangi bir sendika, dernek ya da meslek örgütüne üye olmadığı tespit edildi.

Kadınlar temel ihtiyaçlarından vazgeçiyor

Her iki kadından birinin maddi imkansızlık nedeniyle temel ihtiyaçlarından vazgeçtiğini gözler önüne seren anket sonuçlarında, kadınların yüzde 87,5'inin gelirlerini en çok gıda ve beslenmeye harcadıkları ortaya çıktı. Ankete katılan kadınların yüzde 63,5'i tatil, hobi ya da spor giderlerini, yüzde 59,1'i giyim ihtiyaçlarını, yüzde 54,4'ü ise kişisel bakım harcamalarını ertelediğini ifade etti. Üstelik anket sonuçları kadınların yaklaşık 10'da birinin doktora gitmeyi ya da ilaç almayı ertelediğini ortaya koydu.


Yoksulluk en somut biçimde sofrada hissediliyor

Rapora göre kadınların bütçesinde en büyük payı gıda harcamaları oluşturdu. Katılımcıların yüzde 87,5’i gelirinin en büyük kısmını beslenmeye ayırdığını belirtti. Bu durum, yoksulluğun en somut biçimde mutfakta hissedildiğini ortaya koyuyor.

Araştırma, kadınların geçim sıkıntısına bağlı olarak beslenme alışkanlıklarını değiştirdiğini de gösterdi. Et ve süt ürünlerinin azaltılması, öğün atlama, daha ucuz ürünlere yönelme ve sürekli indirim takibi en yaygın baş etme yöntemleri arasında yer aldı. Özellikle açlık sınırı altındaki gelir grubundaki kadınların büyük çoğunluğu beslenme düzenini değiştirmek zorunda kaldığını ifade etti.


Kadınlar borçlanarak hayatı döndürüyor

Ankete katılan kadınların yüzde 42,9’u hane gelirinin büyük kısmını borç ödemelerine ayırdığını belirtti. Bununla birlikte araştırma kadınlar bankalara borçlanmayı yoksullukla baş etmek için bir taktik olarak da kullandıklarını ortaya koydu.

Kadınların yaklaşık yarısı bankalara borçlandığını ifade ederken, borçlu olduğunu söyleyenlerin yüzde 13’ü 28 bin lira ve altı, yüzde 34’ü 28–40 bin lira, yüzde 38’i 40–100 bin lira, yüzde 11’i ise 100 bin lira ve üzeri gelir grubunda yer aldı.

Araştırma, borçluluğun özellikle orta ve orta-düşük gelir gruplarında yoğunlaştığını ortaya koyarken, kadınların borç döngüsü içinde yeniden borçlanmak zorunda kaldığını da gösterdi. Görüşmelerde Aydın’dan anket katılımcısı bir kadın bu durumu kredi kartı borçları hakkında konuşurken, “Biri kapanırken biri doluyor” sözleriyle ifade etti.

Geçinmek için ek iş zorunluluğa dönüşüyor

Borçlanma ve temel ihtiyaçlardan kısmanın yanı sıra ek iş, kadınların yoksulluğa karşı geliştirdiği önemli bir baş etme yöntemi olarak öne çıktı. Rapora göre kadınların yüzde 21,4’ü ek iş yapıyor ve özellikle düşük gelirli hanelerde bu durum zorunlu bir geçim stratejisine dönüşmüş durumda. Ek iş yapanların yüzde 90’ı 40 bin liranın altında gelir grubunda yer aldı.

Raporda sendikalılık durumunun ek iş yapma eğilimini de etkilediği belirtildi. Ek iş yapanların yüzde 82’si sendikasızken, sendikalı kadınlarda bu oran yüzde 8. Raporda, sendikal güvencenin ek iş yükünü kısmen azaltabildiği belirtilirken kayıt dışı çalışan veya “işsiz” olduğunu ifade etmesine rağmen parça başı iş yapan kadınlar için ek iş, ana gelir kaynağı haline gelmiş durumda.

Raporda ek işin, geçim sağlamanın bir yolu olarak görülmesiyle birlikte kadınlar açısından yoğun yorgunluk, zaman yetersizliği ve gelecek kaygısı da yarattığı vurgulandı. Ek iş yapan kadınların yüzde 88’i yoğun kaygı ve umutsuzluk yaşadığını ifade etti. Rapora göre, bakım yüküyle birleşen bu durum, söz konusu olumsuz etkileri daha da derinleştiriyor.

Yalnızlaşma, işten atılma kaygısı ve bunalım

Rapora göre yoksulluk, kadınların ruh hali, sosyal yaşamı ve hane içi ilişkileri üzerinde çeşitlenen etkiler yarattı. 28–100 bin lira gelir aralığındaki hanelerde ev içi huzursuzluk oranı yüzde 83’e, sosyalleşememe sorunu ise yüzde 69’a ulaştı. Bu durum, yoksulluğun yalnızca temel ihtiyaçlarla sınırlı kalmayıp ruh hali ve toplumsal katılımı da etkilediğini gösterdi.

Araştırmaya katılan tüm kadınların yüzde 83,9’u geçim sıkıntısının stres, kaygı ve bunalıma yol açtığını ifade etti. Yoksulluğun aynı zamanda işten atılma kaygısına yol açtığı da kadınlar tarafından verilen cevaplar arasında yer aldı.

Kadınların yüzde 40,6’sı yoksulluğun sosyalleşmeyi zorlaştırdığını vurguladı. Anket sırasında yapılan görüşmelerde kadınlar, ekonomik nedenlerle komşu ve arkadaş ilişkilerinin zayıfladığını ifade etti.

Yoksulluk şiddetin koşullarını güçlendiriyor

Kadınların yüzde 43,5’i yoksulluğun ev içinde tartışma ve huzursuzluğu artırdığını, yüzde 13,2’si ise yoksulluğun psikolojik veya fiziksel şiddeti tetiklediğini ifade ediyor. Raporda bu durum, “Toplumsal gerilim ve çatışmaların artışının kişiler arası ilişkilere de yansımasından, güçsüz ve yoksun bırakılan bir kesim olarak kadınlar payını alıyor. Özellikle kriz dönemlerinde biriken öfkenin “hedef alınabilir” konumda görülenlere yönelmesi şiddetin politik yanını örnekleyen bir durumdur” ifadeleri ile değerlendiriliyor.

Ankete Antep’ten katılan bir kadın şu ifadeleri kullanıyor: “Herhangi bir ihtiyacım için eşimden para istediğimde ‘Sen onu ne yapacaksın? Boş ver o da olmasın’ cevabını alıyorum. Kendi ihtiyacı olduğunda sabahı dahi beklemeyen adam benim bir ihtiyacım olduğunda aylarca hatta yıllarca erteleyebiliyor. Bu tarz tartışmalar nedeniyle şiddet gördüğüm de oldu.” Bu ifadeler hem yoksulluğun hem de kadınlar tarafından yoksulluğun sebeplerinden biri olarak görülen ekonomik bağımlılığın şiddetin zeminini nasıl güçlendirdiğini gösteriyor.

Örgütlülük arttıkça gelir artıyor

Ankete göre kadınların yalnızca yüzde 34’ü sendika, meslek odası ya da mesleki bir derneğe üye. Sektörler arasında en yüksek örgütlülük eğitim ve sağlık alanında görülürken, bu oranı belirleyen temel unsur kamu emekçileri oldu. Eğitimde kamu emekçisi kadınların sendikalılık oranı yüzde 92, sağlık ve sosyal hizmetlerde ise yüzde 85’e ulaştı. Sigortalı işçi ve güvencesiz çalışanların örgütlülük oranları ise kamu emekçilerine göre oldukça düşük: Eğitimde yüzde 17,7, sağlık ve sosyal hizmette yüzde 45,6.

Kadınların yoğunlaştığı gıda ve tekstil sektörlerinde ise sendikalılık oldukça düşük. Gıdada yüzde 12, tekstilde yüzde 9,7 seviyesinde kalan oranlar, bu alanların düşük ücret ve güvencesizlikle birlikte yüksek örgütsüzlükle karakterize olduğunu gösterdi.

Kadınların örgütlülük oranları ve hane gelirleri birlikte değerlendirildiğinde örgütlülük oranı arttıkça hane gelir durumunun da arttığı görüldü. 28 bin lira ve altı hane gelirine sahip kadınların yalnızca yüzde 1,4’ü sendika, meslek örgütü ya da dernek üyeliğine sahip.

Kadınlar yoksulluğa karşı ne yapılmasını istiyor?
TÜİK verilerine göre Türkiye’de en yüksek gelir grubundaki yüzde 20’lik kesim toplam gelirin yaklaşık yarısını alırken, kadınların çözüm olarak en sık dile getirdiği talep “adaletli gelir dağılımı.” Bunun yanı sıra ücretlerin artırılması, kamusal politikaların yeniden düzenlenmesi, istihdam olanaklarının genişletilmesi ve sosyal destek mekanizmalarının güçlendirilmesi de öne çıkan öneriler arasında yer alıyor.
Kadın yoksulluğunun yalnızca gelir eksikliği olarak değil, kadınların yaşamının bütün alanlarını etkileyen bir faktör olduğu belirtilen raporda, kadınların 1 Mayıs’a giderken ve daha sonrasında yan yana gelebilecekleri talepler ise şöyle sıralanıyor:
◼️Kadınların güvenceli ve tam zamanlı istihdama erişimini artıracak emek politikaları geliştirilmelidir.
◼️Eşit işe eşit ücret uygulanması, kadınların yoğunlaştığı sektörlerde ücret iyileştirmesi yapılması ve kayıt dışı istihdamın ortadan kaldırılması.
◼️Ücretler yoksulluk sınırının üzerine çıkarılmalı ve bu sınırın altındaki gelirler vergiden muaf tutulmalıdır.
◼️Kadınların çalışma yaşamına katılımı önündeki en önemli engellerden biri olan bakım yükü kamusal olarak üstlenilmelidir. Her mahallede ve her iş yerinde 7/24 hizmet veren, ücretsiz ve nitelikli kreş ve yaşlı bakım merkezleri açılmalıdır. Çok sınırlı sayıda örnekleri bulunan halka yönelik yemekhane/aşevi ve çamaşırhane uygulamaları yaygınlaştırılmalıdır.
◼️Kadınların yoksulluğa karşı en önemli araçlarından biri olan örgütlenme mekanizmaları desteklenmelidir.
◼️Kadınlara yönelik politikalar istihdam, ücret, bakım, sosyal güvenlik, şiddetle mücadele ve örgütlenme hakkını birbirinden kopuk değil, birbirini tamamlayan alanlar olarak düşünmelidir.    

Fotoğraf: Ekmek ve Gül kolaj


Editörden