Halklar ayakta, kadınlar en önde!
Köklü bir toplumsal dönüşüm arzusunun sahiciliği görmek için eylemlerin ön saflarına bakmak bile yeterli. Çünkü devrimlerin olmazsa olmaz ortağı kadınlar orada!

Yerkürenin bir kısmı toplumsal depremlerle sarsılıyor. Irak, Lübnan, Ekvador ve Şili’de ekim ayı boyunca süren ayaklanmalar Ortadoğu ve Latin Amerika’daki fay hatlarında biriken enerjiyi açığa çıkarmış durumda. İsyanlar, farklı ülkelerde farklı nedenlerle patlak vermiş görünse de ortaklaşan özellikleri var.

Her şeyden önce, tüm bu ülkeler savaş, iç savaş, işgal ya da darbe yoluyla başta ABD olmak üzere emperyalizmin müdahale ettiği yakın geçmişlere sahip. Üstelik, her biri kapitalizmin 2008 krizi sonrası ağırlaşan sömürü koşullarıyla çalkalanıyor: Ücretlerdeki erimelere karşılık enflasyon ve hayat pahalılığı, ağır vergiler, zamlar, sosyal kesintiler, sağlık, eğitim ve bakım gibi hizmetlerin paralılaştırılması, işsizlik, hükümetlerin yolsuzluklarına karşı tahammülü imkansız kılıyor. Bu ekonomik politikalarla paralel gelişen sağcılaşma eğilimine karşı halklar kendi alternatifini yaratmaya çalışıyor.

Her bir ülkedeki hükümetler, tepkileri şiddetle bastırmayı deniyor. Buna rağmen sokaklardan çekilmeyen halkların kararlılığı, hükümetleri geri adım atarak reformlar açıklamaya itiyor. Ancak reformlarla yetinmeyeceklerini, değişim istediklerini açıkça ifade eden emekçiler, meydanları terk etmiyor. Hükümetlerin istifa etmesi acil talepler arasında.
Köklü bir toplumsal dönüşüm arzusunun sahiciliği görmek için eylemlerin ön saflarına bakmak bile yeterli. Çünkü devrimlerin olmazsa olmaz ortağı kadınlar orada!

IRAK: KADINLARI EVDE TUTAMAZSINIZ!
Kadınlar hazırladıkları sandviçleri sokaktaki direnişçilere gençlere dağıtıyor. Meydanı terk eden ambulanslardan aldıkları ekipmanlarla yaralıları tedavi ediyor. Okul üniformaları içindeki genç kızlar biber gazı dumanı içinde yürüyorlar. Ülkelerinin bayrağını eline alan Iraklı kadınlar gece gündüz sokaklarda slogan atarak, şarkılar söyleyerek sadece yozlaşmış hükümete karşı çıkmıyor, aynı zamanda değişim için ayağa kalkmış bir halkın ataerkil genetiğiyle de oynuyorlar.
2003 yılındaki ABD işgalinden bu yana politik ve ekonomik istikrar yüzü görmeyen Irak, birçok kez irili ufaklı protestolara sahne olmuştu. Özellikle gençler arasında yaygın olan işsizlik, yolsuzluklar, sağlık ve eğitim gibi başat kamu hizmetleriyle su, elektrik, barınma gibi temel ihtiyaçlardeki yetersizliklerin oluşturduğu sorunlar bütünü, Irak halkının biriken öfkesini sokağa taşırıyordu. Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) üyesi ülkelerin her geçen gün büyüyen zengliği ile yaşadığı yoksulluk arasındaki çelişkiyi gören ve reddeden Irak halkı, bu kez daha kitlesel bir yanıt verdi. Sokağı şiddetle bastırmayı deneyen Adil Abdulmehdi hükümetinin sokağa çıkma yasağı delindi ve Tahrir Meydanı’na kararlı bir sloganla yüründü: “Bizi evde tutamazsınız!”


DAHA GENÇ, DAHA KİTLESEL
Irak’taki protestolar şiddete rağmen kitleselliğin artması kadar kadınların yoğun katılımıyla da dünya gündeminde. Dünya Ekonomik Forumu’nun her yıl yayınladığı Küresel Cinsiyet Uçurumu Raporunda 149 ülke arasında 147. sırada olan Irak’ta, kadınların herkesten daha çok sokağa çıkma sebebi var. Özellikle de ABD müdahalesinin bakiyesi düşünüldüğünde; 40 milyonluk nüfusun yarısının kadın olduğu ülkede, her 10 haneden birinin “reis”i kadın ve bunların yüzde 80’i eşleri ölmüş kadınlar. Buna rağmen kadınların sadece yüzde 19.8’i istihdamda. Şeriatçı gelenek hayatlarının her alanını baskılamaya devam ediyor. Örneğin kadıdan izin alan erkekler çok eşli evlilik yapabiliyor. IŞİD’in kontrolü altında olan bölgelerde yaşanan kölelik ve tecavüz hâlâ hatırlarda. Hal böyleyken meclis oluşumundaki yüzde 25 kadın kotası suya yazılmış bir hamasetten öteye geçemiyor.

Geçmiş gösterilerde meydanlarda tacizden kadın aktivistlerin öldürülmesine varana kadar bir dizi gericilik örneği yaşanmıştı. Kadın örgütleri özellikle 2015 gösterilerinde İslamist hareketlerin tutumunu açıktan eleştirmişti. Ancak bu sefer daha genç ve daha kitlesel olarak meydanları dolduran Iraklı kadınlar, gerçek bir dönüşümün ilk adımını atmış görünüyor. Kadınların yoğun katılımı samimi bir devrim iradesinin işareti olarak yorumlanıyor. Diğer bir deyişle, insanlık tarihinde birçok kez kanıtlanmış bir gerçek Irak sokaklarında yeniden tezahür ediyor: Kadınlar olmadan toplumsal dönüşüm olmaz!

Ve değişim arzusuyla sokağa çıkmış bir halkın kadınlarını evde tutamazsınız! 


LÜBNAN: YALLAH REFİKA, ÖN CEPHEYE!
17 Ekim Perşembe günü Lübnan Bakanlar Kurulu 2020 bütçesini görüşecekken Muhammed Şukayr, WhatsApp kullanımına vergi getirileceğini açıkladı. Ekonomik krizin yüküyle bunalan yüzbinlerce insan harekete geçti. Gösterilerin dördüncü gününde, 6 milyon nüfuslu ülkede sokağa inenlerin sayısı 2 milyonu aştı. Hükümet vergi reformundan vazgeçtiğini, 2020’de yeni vergilerin olmayacağını duyurdu ve yoksul aileler için ek kaynak sözü verdi. Ayrıca bakan ve milletvekili maaşlarının yarı yarıya düşürüleceği söylendi. Olmadı, sokaklar dinmedi. Yolsuzluk ve işsizlik gibi sorunlarla boğuşan Lübnan halkı, hükümetin istifasını talep etti ve Başbakan Saad Hariri istifa etti. Ancak “Hepsi, yani hepsi” sloganıyla eyleme devam eden halkın talebi, rejim değişikliğine evrildi.

Hareketin örgütsüz kesimlerinde yer yer çeşitli kurumlara saldırılar yaşandı. Buna karşılık, birtakım paramiliter güçler eylemcilere saldırmaya kalktı, ordu sokağa salındı. Köklü değişim talebinin tehlikeye girdiğini gören Lübnanlı kadınlar, giderek tüm ülkeye yayılan bir “insanlık zinciri” oluşturdular ve gösterilerin ön saflarına yürüdüler. Böylece kadınlar, “Devrim” sloganıyla yürüyen Lübnan halkının “ön cephe”si haline geldiler.


ÖNCELİK BARIŞIN KORUNMASI
“Kadınların ön cephesi” olarak anılan bu hamle, mezhepler arası kırılgan fay hatları üzerine oturan ülkede iç çatışmaların önüne geçti. Lübnan, 70’li ve 80’li yıllarda yaşanan iç savaşın 1990’da sona ermesiyle hükümetin ve meclisin mezhepsel olarak nüfus oranına göre belirlendiği bir rejimle yönetiliyor. Mezhepsel çatışma olasılığı şimdiye dek yoksulluk altında ezilen kesimleri sokaktan uzak tutuyordu, buna kadınlar da dahil. Müslüman ve Hristiyan 20’ye yakın mezhepsel grubun siyasi olarak aktif olduğu Lübnan’da ilk defa halkın tüm kesimleri, 15 yıllık iç savaşın sona erdiği 1990’dan bu yana süregelen ve ülkenin altyapısını perişan eden devlet kademelerindeki yolsuzluğa karşı tek ses oldu. Bu dönüşüm atmosferinde kadınların önceliğiyse barışın korunması; hükümetin eline OHAL ilan etme bahanesi verilmemesi ve filizlenen devrimin bir iç çatışma süreciyle boğulmaması.

TACİZE, TECAVÜZE KARŞI
Mezhebe dayalı parlamenter sistemde kadınların sadece yüzde 4,7 oranında yer bulabildiği, kadınların politik katılımı ölçüt alındığında Küresel Cinsiyet Uçurumu Raporu’nda sondan ikinci (147.) sırada olan Lübnan için durum kendi içinde devrimci emareler taşıyor. Mezhepsel duvarların yıkılarak laik, şeffaf ve eşitlikçi bir halk devrimi olanağının ufukta göründüğünü kavrayan kadınlar, çocuklarını da yanlarına alarak çıkıyorlar sokağa. Yoga seanslarıyla renklenen, dabke adımlarıyla şenlenen sokaklarda “ön cephe”den sloganlar yükseliyor: “Tacize karşı devrim, tecavüze karşı devrim!”


EKVADOR: BİRLEŞEN KADINLAR ASLA YENİLMEZ!
Ekim başında Ekvador Devlet Başkanı Lenin Moreno yeni ekonomik paketi açıkladı. Akaryakıt sübvansiyonlarının kaldırılmasını da içeren reformlardan en kötü etkilenecek kesim, kırsalda yaşayan yerli halklar olacaktı. Bunun üzerine ülkenin farklı yerlerinden binlerce yerli, başkent Quito’ya akın etti. Geçtiğimiz şubatta 10 milyar dolarlık borç anlaşmasının boyunduruğu altına sokulan emekçilerin 3 Ekim’deki grevi öğrencilerin desteği ve yerlilerin hareketiyle birleşti ve gösteriler çok geçmeden ülke çapına yayıldı. Derhal 60 günlük OHAL ilan eden Moreno, orduyu halkın üzerine salarak protestoları kanla bastırmayı denedi, hükümet merkezini Guayaquil kentine taşıdı. Sokakların ateşi dinmeyince 13 Ekim günü yerli liderlerle bir araya geldiği bir canlı yayında reformu geri çekmek zorunda kaldı ve IMF dayatmalarının görüşüleceği diyalog masaları oluşturuldu.
Tüm polis şiddetine rağmen hükümete geri adım attıran direniş hareketinin başat aktörlerinden biri de yerli kadınlardı. Ülkenin dört bir yanından gelerek başkent sokaklarını dolduran kadınlar, parklara yerleştiler ve akaryakıt yardımının kaldırılmasını öngören paket geri çekilene kadar kenti terk etmediler. 12 Ekim günü emekçi, öğrenci ve yerli kadınların hep birlikte örgütlediği kitlesel yürüyüş, direnişin kazanımla sonuçlanmasında önemli bir rol oynadı. Latin Amerika’nın ABD ve IMF dostu devlet başkanlarından biri olan Moreno’ya, kadınlar ortak bir sloganla karşılık verdiler: “Birleşen kadınlar asla yenilmez!”


ŞİLİ: YENİ BİR ANAYASA, YENİ BİR ŞİLİ İÇİN KADINLAR SOKAKTA!
Latin Amerika’nın ekonomik ve politik istikrar bakımından örnek gösterilen ülkesi Şili’de son 30 yıldır görülmemiş bir sosyal patlama yaşanıyor. Ekim ayında başkent Santiago’da metro ücretlerine 30 pezo zam yapılmasını turnikelerden atlayarak protesto eden gençlere dönük orantısız polis şiddeti, 18 Ekim’den itibaren gösterilerin tüm ülkeye yayılmasına neden olmuştu. Hükümete karşı bir savaş başlatıldığını söyleyen sağcı devlet başkanı Sebastian Piñera, halkın tepkisine OHAL ve 16 bölgede sokağa çıkma yasağı ilan ederek yanıt verdi. Bunun üzerine sendikalar ve meslek örgütleri 23-24 Ekim’de genel greve çıktılar. 17,5 milyonluk ülkenin 3 milyonunun yaşadığı başkent Santiago’da 25 Ekim’de 1 milyon 200 bin kişi sokakta hükümetin istifasını talep etti. Her ne kadar Piñera, halktan özür dileyip 10 maddelik bir iyileştirme reformuna gideceğini açıklayarak kabineyi istifaya çağırsa da, özellikle sokağa çıkma yasakları esnasında tırmanan devlet şiddeti protestoların sürmesinde önemli bir rol oynuyor.

PİNOCHET’DEN PİÑERA’YA
İşkenceyle gözaltına alınanlar arasında kadınlar özel olarak hedefe konuyor. Birçok kadın gözaltında çıplak işkenceye, tacize ve tecavüze mağruz kaldığını bildiriyor. Sağlık ve eğitim gibi kamu hizmetlerinde çalışan kadınlarla lise ve üniversite öğrencisi kadınların katılımının dikkat çektiği protestolarda, şiddet kadınların temel meselesi haline gelmiş durumda. Tarihsel kökeni Dominik’te Mirabal kız kardeşlere yönelik devlet şiddetinde yatan 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Gününün yaklaştığı bu günlerde Latin Amerikalı kadınlar bir kez daha aynı sorunla karşı karşıya. Öyle ki, 1973’te darbeyle yönetime el koyan ve 1990’a kadar iktidarda kalan askeri diktatör Pinochet dönemini aratmayacak olaylar yaşanıyor. “Ni Una Menos” (Bir Eksik Olmayacağız) Şili Koordinasyonu, “Piñera Diktatörlüğünde kaybedildiler, tecavüze uğradılar ve işkence gördüler” pankartı altında toplanarak, protestolar sırasında kaybolan kadınların isimlerinin yazılı olduğu dövizler taşıdılar. Bu durum metro zammıyla başlayan eylemlerin yönünü de değiştirdi. Kadınlar, hâlâ Pinochet anayasasının yürürlükte olduğu Şili’de anayasal değişiklik talep ediyor.

İlgili haberler
Şili’de on binlerce kadın sokağa çıktı: Kürtaj hak...

Şili’de yüz bini aşkın kadın güvenli ve yasal kürtaj hakkı talebiyle yürüyüş düzenledi.

İnsanlık dışı uygulamalar: Lübnan’da modern köleli...

Lübnan’daki göçmen ev işçilerinin sayısı körfez devletlerinde olduğu gibi çarpıcı bir şekilde artıyo...

EKVADOR: Tecavüz nedeniyle kürtaja izin veren yasa...

Evrensel gazetesinden Elif Görgü’nün hazırladığı bu haftaki Dünya Turu bölümünde Latin Amerikalı kad...