Dilovasındaki katliama ilişkin davanın ilk günü, şubede diğer temsilci arkadaşlarımızla buluşup yola çıktık. Hava, duruşmanın ağırlığıyla yarışır gibiydi; kapalı ve yağmurluydu. İlk kez iş cinayetine ilişkin bir davayı izleyecektim.
Daha önce sendikamızın kadın komisyonu olarak organize olmuş, aracı olan arkadaşlarımızın arabalarıyla ailelerin evlerine gitmiştik. Her gittiğimiz evden, duyduklarımız karşısında dehşete kapılarak ayrıldık. Çalışma koşulları öylesine kötüydü ki sadece daha fazla kâr için insanın insana bunu nasıl reva gördüğünü anlamakta zorlandım. Yoksulluk derindi; ziyaret ettiğimiz evler işçi evleriydi ve bizler de işçiydik. Ama aradaki uçurumu anlatmaya kelimeler yetmiyordu. Kayıt dışı çalıştırılan, çocuk yaşta kadınların emeği acımasızca sömürülmüş, sonunda onların hayatlarına mal olmuştu.
Duruşma alanına vardığımızda ilk dikkatimi çeken, jandarmanın kalabalığı ve telaşı oldu. Basın açıklaması sırasında bir jandarmanın telefonda, “Burada toplanmışlar, açıklama yapılıyor, ne yapalım” dediğini duydum. “Yapsınlar” cevabı almış olmalı ki aileler açıklama yaptı.
Bir fabrikanın duvarları içinde sadece üretim değil; işçilerin emeği, umudu ve hayatları da var. Ancak Dilovası’nda yaşanan o patlama, orada hayatını kaybeden kadınların ve ailelerinin geleceğini paramparça etti. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Küçücük çocuklar annesiz kaldı.
Mahkeme salonunda yalnızca bir davayı izlemiyordum; yarım kalmış hayatların, yaşanamamış anların ağırlığı vardı üzerimde. Her sözde bir eksiklik, her sessizlikte bir çığlık hissediliyordu. Gözler sadece adalet aramıyor, aynı zamanda “Neden?” sorusuna bir cevap bekliyordu. O anlarda içimde öfke ve çaresizlik duyguları belirdi. Hayatını kaybeden kadınların kimlik tespiti sırasında, birçoğunun doğum tarihini bilmediğini, adresini kolayca söyleyemediğini gördüm. Belki de hayatları boyunca buna hiç ihtiyaç duymamışlardı. Çalışma hayatına dahil olmamış, onlara biçilen annelik rolünün dışına çıkamamışlardı. Ama şimdi, kızları için dimdik ayakta durmaya çalışıyor, adalet arıyorlardı.
Davanın tamamını izleyemedik, ilk gününe katıldık. İşverenin daha ilk günden sergilediği pişkin tavır, hepimizin öfkesini büyüttü. Bir kez daha gördük ki sendikalı ve güvenceli bir işyerinde çalışmak hayati bir önem taşıyor. Bunun için verilen mücadele yalnızca bir hak arayışı değil, aynı zamanda insanca yaşamın savunusudur. Sendikalı çalışmanın, özellikle biz kadınları en dipten alıp yukarıya taşıyan bir güç olduğunu bir kez daha anladık.
Eğer bu fabrikada kadın işçiler sendikalı bir işyerinde çalışıyor olsaydı, bugün bunların hiçbiri yaşanmayacaktı.
Fotoğraf: DHA
İlgili haberler
Dilovası davası: Kadın emeği üzerine kurulu ölüm düzeni
'Bu davada birlikte yürüteceğimiz adalet mücadelesi, aynı zamanda kadınları ve çocukları göz göre göre katleden bu sömürü düzeniyle hesaplaşmak anlamına geliyor.'
Ravive Kozmetik davasının ardından: Benzer acılar tekrar yaşanmasın diye...
Ravive Kozmetik davası; kadınların, çocukların ve güvencesiz çalışan binlerce insanın ortak hikâyesinin bir yansıması...
İşçi sağlığı ve iş güvenliğinin adı var uygulaması yok
'Mobbing ve taciz, bir işçi sağlığı ve iş güvenliği sorunu olarak kabul edilip TİS'lerde yer alması gerekiyor.'
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN
























