İşçi sağlığı ve iş güvenliğinin adı var uygulaması yok
'Mobbing ve taciz, bir işçi sağlığı ve iş güvenliği sorunu olarak kabul edilip TİS'lerde yer alması gerekiyor.'

İşçi sağlığı ve iş güvenliği (İSİG) verilerine göre 2025 yılında en az 2 bin 105 işçi çalışırken hayatını kaybetti. Bu veriler günde en az 6 işçinin iş cinayetinde yaşamını yitirdiğini gösteriyor. Bu rakam son yılların en yüksek işçi ölümü sayısı. İş kollarına göre en çok ölüm yaşanan alanlar inşaat, tarım ve taşımacılık. Kadınlar, göçmenler ve sendikasızlar arasında tablo ağırlaşıyor.

İSİG verilerine göre 2025’te hayatını kaybeden işçilerden 138’i kadın, 91’i göçmen, 94’ü de çocuk işçi. Ve yine aynı yılın verileri içinde iş cinayetinde yaşamını yitiren işçilerin 50’si sendikalı, yani yüzde 2,37’si.

Verileri yaratan koşullar var

Özelleştirmeler, taşeron çalışma, “hadi hadi” çalışma düzeni bu sistemi ayakta tutuyor; işçileri öldürüyor, sakat bırakıyor. Ülkemizde iş cinayetleri ancak toplu ölümler olduğunda toplu bir tepkiye neden olabiliyor. Örneğin Soma, Ermenek maden faciaları, Torunlar İnşaat’taki iş cinayeti, Hendek ve İliç’teki facialar, Gayrettepe’deki eğlence merkezinde gerçekleşen patlamada hayatını kaybeden işçi arkadaşlarımızın yaşadığı katliam, Dilovası’nda parfüm deposunda işçi kadınların hayatını kaybettiği katliam...

İşçi sağlığı ve iş güvenliği söz konusu olduğunda sayılardan daha önemli olan, bu sayıları oluşturan somut koşullardır. İş cinayetlerinin yüzde 97,63’ünün sendikasız iş yerlerinde gerçekleşiyor olması bize, iş cinayetlerinin önlenmesinin örgütlülük ile olan bağını gösteriyor. Yani “sendikalı olmak iş cinayetlerini önler” dediğimizde durumu abartmış olmayız.

Kadın işçiler açısından işçi sağlığı dediğimizde; çalışan işçinin beden ve ruh sağlığını düşünmek, iş yerlerinde yaşanan mobbing, taciz ve şiddeti de içine alan toplam bir meseleden bahsetmek önemli. Çalışırken uygulanan mobbing kadın işçilerin çokça maruz kaldığı ve yine uğradığı tacizi dile getirmede yaşadığı zorluklara (inkâr, ayıplanma, ispat zorluğu, etiketlenmek gibi) karşı mücadeleyi zayıflatan unsurlardır. Çoğunlukla yönetici, ustabaşı, işletmenin sahibi ve yakınları tarafından uğradıkları mobbing ve taciz, kadın işçiler üzerinde psikolojik ve zaman zaman da fiziksel hasar bırakabiliyor. Yine örgütsüz ve sendikasız olmanın bir sonucu olarak direnç geliştiremeyen kadın işçi, yalnız ve bazen de suçluymuş gibi ömür boyu sürecek ağır bir psikolojik travma yaşayabiliyor.

İş yerlerinde yaşanan ve işçi sağlığını tehlikeye atan kazalarda çoğu zaman kusur işçiye hissettirilir ve çoğu zaman işçi de buna ikna edilir. Aksi durumlarda da yaşanan iş kazalarından dolayı işçinin veya yakınlarının davacı olmaması, olduysa da vazgeçmesi için inanılmaz bir çaba içine girer iş yeri sahibi. Kadın işçiler açısından bu durum daha da can sıkıcıdır. Yaşanan kazada kadın işçiyi suçlamak (“dalgın çalışıyor, dikkatsiz, özensiz, algısı zayıf, dikkati dağınık, başka şeylerle uğraşıyor, aklı başka şeyde” gibi etiketlemelere maruz kalması) daha kolay oluyor.

Taciz ve mobbing işçi sağlığı sorunu olarak tanınmalı

Kadın işçiler açısından hem önlem aldırabilmek hem de kaza sonrası süreci yürütmek çok zor. Taciz ve mobbingin bir işçi sağlığı ve iş güvenliği sorunu olarak ele alınması gerekiyor. Toplu İş Sözleşmelerinde (TİS) taciz ve mobbinge karşı koruyucu maddeler yer almalı.

Meslek hastalıklarının işçi sağlığı ve iş güvenliği kapsamında düşünülmesi önemli. Emek yoğun sektörlerde özellikle kadın işçilerde ömür boyu kalıcı hastalıklar oluşabiliyor; bel ve boyun fıtığı, boyun düzleşmesi, bacakta varis, kol ve omuzda yırtık, karpal tünel sendromu gibi hastalıklar ağır çalışma sonucu oluşan ve çoğunluğu da kalıcı olabilecek hastalıklar. Yine kadınlar arasında çokça duygu durum bozukluğu, anksiyete, depresyon gibi hastalıklar da yaşadıkları baskı, mobbing ve taciz sonrası gelişen hastalıklar. İş yerlerinde yaşanan baskı, mobbing, taciz ve toplumsal iş bölümündeki eşitsizlik kadın işçilerin sağlığında olumsuz etki bıraktığı gibi örgütsüzlük ve güvencesizlik de bunu katlıyor, bu sorunu derinleştirip kalıcılaştırıyor.

‘Güvenli bir yaşamı birlikte kuralım’

Sendikasızlığın ve örgütsüzlüğün yarattığı bu durumla mücadelede sendikalara çok iş düşüyor. İş cinayetlerine karşı mücadele, örgütsüz işçiler arasında bir örgütlenme aracı olmalıdır. Bu mücadele hem örgütsüzlüğü gidermede hem iş kazalarını önlemede ikili bir fayda sağlayacaktır. Kadın işçilerin sendikal örgütlülüğündeki oran; kadın işçilerin yaşadığı baskı, mobbing ve tacizin açığa çıkması ve bunu önleyici mekanizmaların işleyişini de belirliyor. O zaman kadın işçilerin sendikalaşması ve işçi sağlığı ve güvenliği için oluşturulacak komitelerde/komisyonlarda görev almaları, sendikaların TİS komitelerinde yer almalarına özel önem verilmeli; sendikalı iş yerlerinde TİS’lerde özel gündem maddesi olarak ele alınmalıdır.

6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) Kanunu tüm yönleri ve tam işlevli olarak hayata geçirilmeli; eksik yönleri yeni düzenlemeler ve ek maddelerle tamamlanmalı. Patronlardan bağımsız uzmanların, sendika temsilcilerinin, iş yeri komitelerinin açık denetim ve yaptırım yetkisi olacak şekilde bir düzenleme önemli bir yerde duruyor. Bütün bu düzenlemelere rağmen gerekli önlemler alınmadığında işçinin işten kaçınma hakkını kullanmasının güvencesi de sağlanmalı.

Bunları başarmak da işçilerin birlikte örgütlü mücadelesi ile gerçekleşebilir. Bu mücadeleyi birlikte yükseltelim, şiddetsiz ve güvenceli bir çalışma yaşamını birlikte kuralım.

Fotoğraf: Ekmek ve Gül


Editörden