Ravive Kozmetik davasının ardından: Benzer acılar tekrar yaşanmasın diye...
Ravive Kozmetik davası; kadınların, çocukların ve güvencesiz çalışan binlerce insanın ortak hikâyesinin bir yansıması...

8 Kasım 2025’te Kocaeli Dilovası’nda çıkan ve 3’ü kız çocuğu, 3’ü kadın, toplam 7 işçinin hayatını kaybettiği Ravive Kozmetik yangını, Türkiye’de kadın ve çocuk emeğinin ne denli ucuz olduğu ve denetimsizliğin geldiği boyutu gösteren bir örnek. Bu büyük facianın ardından açılan davanın ilk duruşması 24 Mart’ta başladı ve dört gün boyunca sürdü.

8’i tutuklu toplam 16 sanığın yargılandığı dosyada mahkeme, ara kararını açıkladı. “Suçluyu kayırma” suçundan tutuklu bulunan Onay Yürüklü tahliye edilirken diğer 7 sanığın tutukluluk hâlinin devamına karar verildi. Bu dava, aynı zamanda kadın emeğinin, güvencesiz çalışmanın ve görünmeyen hayatların hikâyesi. Yangında hayatını kaybedenlerin büyük çoğunluğunun kadın olması tesadüf değil. Kozmetik sektöründe sıkça karşımıza çıkan “ucuz iş gücü” gerçeği, bu davada tüm çıplaklığıyla ortaya çıktı.

Mahkemede dinlenen tanıklar ve işçi yakınları, çalışma koşullarını anlatırken aslında bir sektörün karanlık yüzünü de gözler önüne serdi: Sigortasız çalıştırılan işçiler, düşük ücretler, uzun mesailer ve sürekli işten çıkarılma tehdidi… Çocuk işçilerin ayda yalnızca 8 bin TL’ye çalıştırıldığı, kadın işçilerin ise 15-20 bin TL arası ücretlere mahkum edildiği ortaya çıktı. Yemeklerini yerde, evden getirdikleri kaplarla yiyen; geç saatlere kadar çalışan bu kadınlar, aslında hepimizin kullandığı ürünlerin görünmeyen üreticileriydi.

Patronlar ölen işçiyi suçladı

Duruşmanın en çarpıcı anlarından biri, iş yeri sahiplerinden Oransal kardeşlerin savunmalarıydı. Şirketin nasıl işlediğini bilmediklerini, iş yerine neredeyse hiç gitmediklerini ve tüm sorumluluğun hayatını kaybeden babaları Kurtuluş Oransal’a ait olduğunu iddia ettiler. Öte yandan, yangında hayatını kaybeden işçilerden birinin “kusurlu” olabileceği yönündeki savunmalar ise salonda büyük tepki topladı. Hayatını kaybeden bir işçinin suçlanması, işçilerin kaçabilecekken yanlış yöne koşmaları; sorumluluğu asla kabul etmeyen bir işveren pratiği olarak bir kez daha karşımıza çıktı.

Sanıklardan birinin “Binlerce iş kazası oluyor, hiç patronların yargılandığını görmedim” sözleri ise aslında sistemin nasıl işlediğini gözler önüne seren, tüm bu adımları atarken neye güvendiklerinin bir itirafı gibiydi.

Oransal kardeşler kendilerine ait iki markanın reklamını yapmaktan da çekinmediler. Türkiye’de bir numara olduklarını, kadınlar tarafından en çok tercih edilen markalar olduklarını söylerken bu ürünlerin nasıl üretildiğine dair ise hiçbir şey bilmediklerini söylediler.

Kârlı ve denetimsiz

Kozmetik sektöründe “private label” oldukça yaygın. Büyük kozmetik markaları, ürünleri kendileri üretmek yerine başka üreticilere daha ucuza yaptırıyor ve kendi isimleriyle piyasaya sunuyor. Bu sistem, denetim mekanizmalarının zayıf olduğu koşullarda ciddi riskler barındırıyor. Ravive Kozmetik’te üretildiği iddia edilen ürünler ve markalar arasındaki çelişkili ifadeler de bu yapının ne kadar kârlı ve denetimsiz olabileceğini ortaya koydu.

Davanın bir diğer tartışmalı yönü ise duruşmaların Gebze yerine Kandıra’da görülmesiydi. İçlerinde hasta, yaşlı ve hamilelerin de bulunduğu aileler için bu durum ciddi bir zorluk yaratıyor. Ancak tüm itirazlara rağmen bir sonraki duruşmanın 20 Mayıs’ta Kandıra’daki Kocaeli Ceza İnfaz Kurumu yerleşkesinde yapılmasına karar verildi. Aileler ve avukatlar ise kararlı; bu dava yalnızca kaybettikleri yakınları için değil, benzer acıların tekrar yaşanmaması için de sürdürülüyor.

Ravive Kozmetik davası; kadınların, çocukların ve güvencesiz çalışan binlerce insanın ortak hikâyesinin bir yansıması. Her gün kullandığımız bir kremde, bir parfümde belki de bu görünmeyen emeğin izleri var. Ve bu emek; çoğu zaman güvencesizlikle, ihmalle ve riskle iç içe. Bu nedenle bu dava, yalnızca mahkeme salonlarında değil, toplumun vicdanında da görülmeye devam ediyor. 20 Mayıs’ta görülecek bir sonraki duruşma, sadece hukuki sürecin değil adalet arayışının da önemli bir adımı olacak. Çünkü bazı hikâyeler unutuldukça değil, hatırlandıkça değişir.

Fotoğraf: Ekmek ve Gül


Editörden