İş cinayetlerinde adalet peşinde
Soma'dan Hendek'e, Gayrettepe'den Dilovası'na kadar iş cinayetleri davalarında en ısrarlı takipçiler, acılarını isyana ve sınıf bilincine dönüştüren kadınlar oldu.

Hukuk; toplumun düzenini sağlamak, adaleti tesis etmek ve bireyler arasındaki ilişkileri düzenlemek amacıyla devletin yetkili organları tarafından konulan yaptırıma bağlı, uyulması zorunlu yazılı ve yazısız kurallar bütünü. Bu zorunluluk zaman zaman hukuka statik bir görünüm verse de aslında hukuk, dinamik bir yapıya sahip ve durağan değil. Hukuk kuralları; üretim ilişkilerine, toplumsal ihtiyaçlara, teknolojik gelişmelere, kültürel ve siyasal dönüşümlere, zamanın gereklerine ve değer yargılarına paralel olarak sürekli evrimleşir, güncellenir veya tamamen değişebilir. Bu değişim, tarihsel sürece baktığımızda toplumsal dinamiklerle şekillenebilir. Emekçiler ve ezilenler bir araya geldiğinde, ancak siyasi iradeyi baskılayacak bir güç oluşturduklarında hukuku ezilenlerden ve emekçilerden yana şekillenebilmiştir. Bu gerçeklik ülkemizde en çok iş davalarında kendini gösteriyor.

İşçi sınıfının ve sendikaların güç kazandığı dönemlerde mevzuatta kendine yer bulan “işçi yararına yorum ilkesi” bu durumun en somut göstergesi. İşçi sınıfının mücadelesindeki durgunluk ve asgari ücretin açlık sınırı seviyesinde olduğu bu günlerde, sendikaların içerisine düştüğü atıllık sebebiyle gerek yerel mahkemelerin, gerek itiraz mercii olan Bölge Adliye Mahkemeleri (BAM) ve Yargıtay dairelerinin verdiği işçi aleyhine kararlar ise adeta yaşadığımız sürecin röntgenini çekiyor. Bu durum iş, kadın, çocuk ve çevre katliamlarında ve diğer toplumsal davalarda da benzer şekilde karşımıza çıkıyor. Zira tüm bu davalar sınıfsal ve politiktir. Ancak bu hukuk sistemini değiştirecek ve yeniden inşa edecek olan yine bu sistemin mağdurları ve onlarla dayanışma içinde olan diğer demokratik kitle örgütlerinin birleşik mücadelesidir.

‘Ne mahkemesi? Mahkeme biziz’

Yargı unsurlarının burjuva hukukuna bile riayet etmediği; Anayasa Mahkemesi (AYM), Danıştay ve Yargıtay içtihatlarının hiçe sayıldığı yani özetle yönetenlerin istediği gibi at koşturduğu bir mecrada; yargı eliyle ağaçları kesilen, dereleri kurutulan, ormanları yok edilen köylülerin, yaşamları hiçe sayılan LGBTİ’lerin, benlikleri ve yaşamları sayı ile ifade edilen kadınların, mağduru ve faili aynı sistemin kurbanı olan çocukların, cezasızlıkla ödüllendirilen iş cinayetlerinin ve daha nice sistem mağdurunun direnci elbette ki meşrudur.

Acısını isyana ve bilince dönüştürmüş kadınlar

Bu meşruluk öncelikle sorgulamayla başlar. Bu sorgulama halkın yüzyıllardır biriken deneyimlerinden, vicdanından ve aklından beslenir. Rize’deki Samistal Yaylası'na komando birlikleri eşliğinde gelen iş makinelerinin önüne geçen Havva Ana'nın zihinlere kazınan “Ne mahkemesi? Mahkeme biziz. Devlet nedir? Devlet yok halk var. Devlet bizim sayemizde devlettir” sözleri, halkın iç sesinin yansıması ve sorgulamasıdır.

Yine Akbelen’de ağaçları sarılarak kurtarmaya çalışan Zehra Nenenin isyanı da özünde bu sorgulamadan ve halkın direncinden beslenmektedir... Bu direnci nenesinden miras alan Esra Işık’ın isyanını bastırmak için tutuklanması da halkın direncinden korkunun göstergesidir.

Sadece çevre katliamı değil, aynı zamanda iş cinayetlerinde de en ısrarlı olan dava takipçileri kadınlardır. Sadece kendi davalarını değil, diğer iş kazası süsü verilen katliamların davalarını da onlar takip ederler. Onlar ki bu katliamların kader ve fıtrat olmadığını yaşayarak öğrenmiş, acısını isyana ve bilince dönüştürmüş kadınlardır. Son olarak Dilovası katliamına Gayrettepe ve Hendek ailelerinin/kadınlarının katılımı bu dayanışmanın en güzel örneğidir. Dilovası davasına katılan ve Hendek iş cinayetinde ağabeyi Halis Yılmaz’ı kaybeden Mervenur Yılmaz’ın şu beyanları, isyanın bilince dönüşmesinin en güzel örneği: “Bizler, işçi sınıfı olarak onları zengin etmek için vardık. Katledildiğimiz takdirde 3, 5, 7... Yalnızca sayı hesabıydık. Sayımız artarsa başları biraz daha fazla ağrırdı. Olası kasıt diyoruz belki ama bu düzen sürdüğü sürece katilimiz olası dahi değil; kaçınılmaz…”

Bir şeyler değişsin diye...

Bu bilinç; Hendek davasının ilk duruşmalarında yan yana gelen Mervenur, Hatun, Ayşe, Nebiha ve Kadriye’nin sordukları doğru sorular ve yaptıkları tespitlerle filizlenmişti. Adaletin ezilenlerden değil güçlüden/sermayeden yana olduğunu ancak bunun ortak mücadele ile değişebileceğini öğrenen kadınlar, bunu daha ilk duruşmalarda şöyle ifade etmişlerdi: “Mahkeme salonlarında ölen işçilere kurbanlık koyun gibi muamele etme haddini verenlere öfkeliyim en çok. Düşünün, sanık Yaşar Coşkun, ‘Her gün iş cinayeti oluyor, Soma’da 301 işçi öldü. Burada sadece 7 kişi’ diyebiliyor. Mahkemede bilinçli taksirle cezalandırılmaları talep edildi, biz olası kast diyoruz. Sanıklar kendileri itiraf etti, Çin Mahallesi denen bölgeyi ‘Oraya değil buraya kuralım patlarsa daha az işçi ölür’ demişler. Kasıt olduğunu ispatlayacak daha iyi bir delil olamaz. Bu saatten sonra ne ağabeyimi ne Soma’da ölen işçileri geri getirebilirsiniz ama bundan sonra yarın bir gün mahkeme salonlarında bir şeyler değişsin istiyoruz. En azından ‘Parasını veririz, durumu kapatırız’ zihniyeti olmasın istiyoruz.”

“Sanki suçlu biz, mağdur onlarmış gibi davranıyorlar. Paraları olduğu için, devlet büyükleri hep onlardan taraf olduğu için böyle. Bizim ne paramız var ne arkamız. Bu zamana kadar biz adalet var zannediyorduk. Böyle şeylerle hiç karşılaşmıyorduk; bir buçuk seneden beri görüyoruz ki adalet yokmuş. Eğer adalet olsaydı zaten onların suçları, yatacakları seneler belli olurdu. Bu mahkeme şimdiye sonuçlanırdı ama hiçbir şey sonuçlanmadı.”

Bu ifadeleri kullanan kadınlar, yıllar sonra Dilovası iş cinayetinin davasına da katılarak bu bilinci dayanışmaya dönüştürdüler. Zira artık onlar da biliyordu ki bu mücadele ortaktı ve bu yüzden de Dilovası’nda şunu söylediler: “Bu dava ilk değil, birleşmediğimiz sürece son da olmayacak. Dilovası, Hendek, Gayrettepe, Soma, İliç ya da Çorlu... Ve daha nicesi... İsimler farklı ama katilimiz denetimsizlik ve cezasızlık düzeni. Tüm sorumlular ve katiller yargılanıncaya dek mücadele edeceğiz, birleşeceğiz; dayanışma ile sesimizi duyuracağız.”

Kadınların direncinin ve yaşamın onlara kattığı bilincin hukukun değişiminde oynadığı yadsınamaz rolün farkında olarak, biz kadınlar; kadın cinayetlerinden ifade özgürlüğünün gaspına, çevre katliamından iş cinayetlerine kadar her alanda, her şartta yan yana gelecek ve mücadeleyi büyüteceğiz.

Fotoğraf: Unsplash


Editörden