Türkiye’de hayatta kalma mücadelesi her geçen gün daha da ağırlaşıyor. Bu mücadelenin en ön safında ise kadınlar yer alıyor. “Hayatta kalma mücadelesi” kuru bir ajitasyon cümlesi değil; kadınlar yoksulluğa, şiddete karşı mücadele ederek hayatta kalmaya çalışırken, sömürü çarklarının arasında, kelimenin tam anlamıyla “ezilmemek” için de büyük bir mücadele sürdürüyor. İş cinayetlerinden; kadın emeğinin görünmez kılındığı, kayıt dışılaştırılarak güvencesizleştirildiği ve dolayısıyla kadınların yaşam hakkının da kolaylıkla ellerinden alınabildiği bir sistemin ta kendisinden bahsediyoruz.
Kadın emeği sermaye için ucuz ve vazgeçilebilir görülürken kadınların yaşadığı iş cinayetleri de bu nedenle görünmez kılınıyor. Kayıt dışı çalışma, bildirilmeyen kazalar ve yanlış sınıflandırmalarla kadınların yaşadığı ölümler ve yaralanmalar adeta bir görünmezlik pelerininin altına saklanıyor.
Kayıt dışılık kadınların hayatına kastediyor
Önce çalışma hayatında bulunan kadınların verilerine bakalım.
TÜİK’in açıkladığı 2025 yılı istihdam oranı yüzde 49, DİSK-AR’ın hesapladığı Kayıtlı Tam Zamanlı İstihdam (KATİ) oranı ise yüzde 34.
Çalışma çağındaki 33,6 milyon kadının sadece 6,6 milyonu kayıtlı ve tam zamanlı istihdamda yer alıyor.
Kadınlarda resmi istihdam oranı yüzde 31,1 olarak belirtilse de KATİ oranı yüzde 19,8’de kalıyor.
Buna göre, her 5 kadından yalnızca 1’i kayıtlı ve tam zamanlı bir işte çalışabiliyor. Yani, 5 kadından 4’ü güvencesiz, riskli, kayıt dışı işlere mahkum ediliyor.
Kadınların istihdam edildiği alanların başında tarım, tekstil, hizmet gibi sektörler geliyor. Kadınlar bu sektörlerde yoğunlukla istihdam edilse de çoğunlukla kayıt dışı çalıştırılıyorlar. Örneğin, SGK’nın Ocak 2026 verilerine göre, tekstil ürünlerinin imalatı alanında 342 bin 12 kişi zorunlu sigortalı olarak çalışırken bunun yalnızca 107 bin 535’i kadınlardan oluşuyor.
ILO’nun en son 2024 yılında açıkladığı verilere göre Türkiye’de kayıt dışı istihdam oranı yüzde 27.3 iken kadınlarda bu oran yüzde 34.4. Özellikle tekstil, hizmet ve tarım gibi alanlarda kayıt dışılığın yüksek olduğu düşünüldüğünde kadınların yoğunluklu istihdam edildiği alanlarda görünmez kılındığını, bu alanlardaki iş kazalarının da “iş kazası” olarak kayda geçirilmediğini söylemek pek de yanlış değil. Örneğin ev temizliğine giden kadınların yüksekten düşme, elektrik çarpması veya kimyasal zehirlenme gibi nedenlerle yaşadıkları kazalar ve ölümler "iş cinayeti" veya "iş kazası" olarak değil, "ev kazası" olarak kaydediliyor. Aslında güvencesizlik ve kayıt dışılık, kadınların emeklerinin daha fazla sömürülmesinin yanı sıra doğrudan yaşamlarına kasteden bir sisteme dönüşüyor.
‘Normalleştirilen’ iş kazaları
Peki her 5 kadından 1’i olan, kayıtlı ve tam zamanlı işte çalışan kadınlar için tablo ne durumda? Onlar açısından da gerçeklik şu ki yaşadıkları iş kazalarını, işlerini kaybetme korkusu nedeniyle resmiyete dökemiyorlar. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisinin (İSİG) 2025 yılı raporuna göre yıl içinde çalışırken hayatını kaybeden 2 bin 105 işçinin en az 138'i kadın. Ancak İSİG verileri dışında kadınların yaşadığı iş cinayetleri tablosuna dair özel bir veri veya istatistik bulmak neredeyse imkansız.
Metal işçisi kadınlar iş yerinde yaşadıkları kazaların banda yetişme nedeniyle olduğunu anlatıyor. Onlar için kesikler, morluklar işin bir parçası gibi adeta.* Durum böyle olunca da çalışmayı engellemediği sürece iş kazasını bildirmiyor işçiler. Tekstil sektöründe de tablo çok farklı değil. Ele iğne batması en çok yaşanan iş kazası ve tekstil işçisi kadınlar için “ufak tefek şeyler” bunlar. Ancak iş yerlerinde işçilerin görmezden gelemediği iş kazaları yaşandığında da bu sefer patronların tehditleri ve özel muayenelerle ilişkileri devreye giriyor.
Gerçek sonsuza kadar saklanamaz
Dikkate değer bir diğer konu ise çalışma koşulları nedeniyle kronikleşen meslek hastalıkları. Bel fıtığı, boyun fıtığı, el titremesi, odaklanma problemi ve dahası... Üstelik yaşanan bu hastalıklar çalışma koşullarından kaynaklansa da çoğu zaman kadınların “ev işlerinden” dolayı bunları yaşadıkları söyleniyor. Çalışma koşullarından kaynaklanan birçok hastalık bu gerekçe ile kayıtlara meslek hastalığı olarak geçmiyor.
Elbette fabrikadaki ağır çalışma koşullarının üstüne çocuk bakımı, temizlik ve diğer angarya işler eklenince kadınların vücudu daha da yıpranıyor. Kadınlar tüm bu yükün altında ezilirken dinlenemiyor, kendini de yenileyemiyor. İş cinayetlerine zemin hazırlayan koşullardan biri de bu oluyor.
Kadın işçiler yaşamı, fabrikadaki ağır çalışma koşullarının yarattığı yorgunluk ile evdeki bitmek bilmeyen angarya arasında sıkışmış bir hayatta kalma savaşına dönüşüyor. Sermaye kadın emeğini ucuz işgücü olarak kullanıyor. Kadınların bu konumlarını korurken, hatta kadınları daha da insanlık dışı koşullara terk ederken bunun sonucunda yaşananları ise bir görünmezlik pelerininin altına saklıyor.
Ancak bu pelerin gerçeği sonsuza dek saklayamaz. Her 5 kadından 4’ünün güvencesizliğe mahkum edildiği, çalışan kadınların tüm ağır koşulları kabul ederek çalışmaya mecbur bırakıldığı bu düzeni değiştirecek tek güç fabrikadaki iş kazalarını, evdeki angaryayı ve sokaktaki güvencesizliği ortak bir mücadelenin konusu yapmaktır. Kadın işçilerin meslek hastalıklarının tanındığı, hiçbir kadının kirasını ödemek için canından olmadığı bir gelecek ancak örgütlü mücadelemizle inşa edilecek.
DOSYA: İş kazaları nasıl normalleşiyor?
Fotoğraf: Ekmek ve Gül
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN






















