Kadınları yaşamdan koparan devlet ihmalleri münferit değil
1 milyondan fazla önleyici tedbir kararı verilmesine rağmen onlarca kadın katledildi. Şiddetten kurtulmak için devlete başvuran kadınlar, ihmaller zinciri nedeniyle hâlâ yaşam mücadelesi veriyor.

Adalet Bakanlığının 2025 verilerine göre 1 milyon 47 bin 288 ayrı önleyici tedbir kararına rağmen aynı yıl 23 kadının katledildi. Geçtiğimiz hafta gündeme getirdiğimiz Serap Doğan’ın hikayesi ihmaller zincirinin aynasıydı. Serap Doğan, şiddetten kaçabilmek için başvurabileceği her yere başvurmuştu, zincirleme ihmaller Serap’ın ölümüne sebep oldu. Devletin “aile on yılı” adı altında sürdürdüğü propagandaların gerçekteki yansıması kadınların katledilmesi ve devletin kadınları korumaması.

Serap Doğan’ın yaşadıkları münferit değildi. 2 Şubat 2026 tarihinde İstanbul, Van, Aksaray ve Osmaniye’de bir gün içinde altı kadın, boşanma aşamasında oldukları veya boşandıkları erkekler tarafından katledildi. Katledilen kadınların ya koruma ya da uzaklaştırma kararı vardı. Şiddete ve ihmallere rağmen hayatta kalma mücadelesi veren kadınların sayısı da az değil.

‘Korunsaydım hayatım değişebilirdi’

Ankara’nın Mamak ilçesinde yaşayan, 26 yaşındaki üç çocuk annesi E. R. bu kadınlardan biri. 2018 yılında evlenen ve evlendikten iki yıl sonra gebe kalan E.R, “Eşim cezaevine girdi, 10 ay yattı. Doğumda tek başımaydım, yanımda yoktu. Daha sonra askerliği vardı, işe gidemiyordu. Çocuğum mamasız kalınca sosyal hizmetlere gittim. Beni sosyal ekonomik destek yardımına yazdılar. Her ay o parayla geçiniyordum” ifadelerini kullandı. E.R. evli olduğu erkeğin bir noktadan sonra uyuşturucu kullanmaya başladığını ve bununla birlikte fiziksel şiddet görmeye başladığını belirtti. Bir gün çok ağır bir şiddete maruz kalınca gözünü ambulansta açan E.R, o gün kolluk kuvvetleri tarafından gerçekleştirilen ihmal yüzünden şiddet gördüğü eve geri dönmek zorunda kaldığını anlattı:

“Beynimde ödem oluşmuş. Dört tane darp raporu yazıldı o gün bana. Fakat bana ‘Mahallendeki karakola gideceksin’ dedi hastane polisi. ‘Biz buradan yardımcı olamayız’ dediler. Beni o halde, üç çocukla ortada bıraktılar. Çaresizdim, sürekli beyin travması geçiriyordum, bebeklerim perişandı. Kimsem yoktu, korktum. Elime tutuşturdukları kağıtla, bana cehennem olan o eve geri döndüm.”

E.R, o günden sonra şiddetin katbekat arttığını belirterek, “Yine ağır şiddet uyguladığı bir gece karakola gittim. Uzaklaştırma kararı verildi ama polis, ‘Savcılığa gidip onaylatacaksın’ dedi. Gidemedim, yine aynı gün o adamı eve almak zorunda kaldım. Ancak şu an cezaevinde. Bana uyguladığı şiddetten değil başka bir suçtan” ifadelerini kullandı.

E.R, beş ay boyunca kira ödemeyen eşi cezaevine girince ev sahibinin kendisini ve çocuklarını evden attığını söyleyerek, “Devlet yanımda olmadı. Kadınların yardımıyla gecekonduya geçtim. Şu an üç çocuğumla mücadele etmeye çalışıyorum. Temizlik işlerine gidiyorum. Keşke o akşam hastanede beni korusaydı o polisler. Hayatım belki değişirdi tamamen” dedi.

Koruma kararına rağmen kendimi güvende hissetmiyorum

Yaşam mücadelesi veren kadınlardan bir diğeri de Adana’da yaşayan B.C. B.C, 7.5 yıldır süren bir boşanma davasının içinde. Hakkı olan tazminattan ve nafakadan vazgeçtiğini söyleyen B.C, “Çünkü bu noktadan sonra tek istediğim şey çocuklarımla birlikte zarar görmeden kurtulabilmek” dedi. Bir insan düşünün; yıllarca hakkını aradıktan sonra sadece can güvenliği ve huzur için her şeyinden vazgeçiyor. Bu bile aslında sistemin kadınları nasıl çaresiz bıraktığının en açık göstergesi.

B.C. boşanma aşamasında olduğu erkek hakkında defalarca uzaklaştırma kararı aldırmasına rağmen hiçbir zaman gerçekten güvende hissetmediğini anlattı:

“Kağıt üzerinde verilen kararlar, uygulamada çoğu zaman kadınları korumaya yetmiyor. Elinde silah bulunan bir insanın sosyal medyada silahlı fotoğraflar paylaşması, imalı sözlerle korku yaratması bile insanın geceleri rahat uyumasına engel oluyor. Bir kadın uzaklaştırma kararına rağmen hâlâ tedirgin yaşıyorsa, çocuklarını kapı sesinden korkutarak büyütüyorsa burada ciddi bir denetim eksikliği var demek. Devletin verdiği koruma kararlarının gerçekten takip edilmesi, ihlallerin ciddiyetle denetlenmesi gerekiyor. Çünkü kadınlar yalnızca mahkeme salonlarında değil, günlük hayatlarında da korunmak istiyor.”

Kadınların adalet isterken tükenmemesi gerektiğini söyleyen B.C, “Bir kadın ‘Yeter artık, sadece kurtulmak istiyorum’ noktasına gelmemeli” dedi. Boşanmak isteyen kadınların önüne yıllarca süren engeller koymanın kadınları daha büyük çıkmazların içine ittiğini söyledi.

‘Evdeki silahlar ilk bana doğrultulacaktı’

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformunun verilerine göre nisan ayında öldürülen 26 kadından 10’u evli olduğu erkek, 2’si eskiden evli olduğu erkek, 2’si birlikte olduğu erkek, 1’i babası, 1’i akrabası, 1’i oğlu ve 1’i tanıdığı tarafından öldürüldü. Nisan ayında öldürülen kadınların yüzde 69’u evlerinde, yüzde 62’si ateşli silah ile öldürüldü. 

Ateşli silaha erişim ve yaygınlık sadece ruhsatsız silahlara dair sürdürülen tartışmalarla sınırlı değil. İstanbul Esenyalı’da yaşayan S.F, kolluk kuvvetlerinin veya devletin farklı kademelerinde memur olanların kendilerine ait çokça silah barındırdığı ve bundan etkilenen ilk kişinin de o evde yaşayan kadın olduğunu anlattı.

İki çocuk annesi S.F. boşandığı erkeğin müfettiş olduğunu belirterek, “Evimizde on tane silah vardı. Bu kadar silah neden evde barınır? Niye bir kişinin evinde bu kadar ruhsatlı silah olur?” dedi. S.F, boşanma aşamasına geldiğinde evdeki silahların ilk onu ve çocuklarını tehdit ettiğini söyledi: “O silahların ilk doğrultulacağı kişi ben olacaktım, biliyorum. Karakola gittim ve ‘Bu silahlar ruhsatlı, yapabileceğimiz bir durum yok’ dediler. Bütün tehditlere rağmen uzaklaştırma kararı aldıramadım. En son il değiştirdim, boşanma sürecim sonlandı. Ancak bir daha memleketime dönemeyeceğim.”

Fotoğraf: Ekmek ve Gül

İlgili haberler
Serap Doğan uzaklaştırma kararına ve KADES uygulamasına rağmen öldürüldü

Kendisini sürekli rahatsız eden Selahattin Özdemir tarafından öldürülen Serap Doğan'ın uzaklaştırma kararı aldırdığı ve KADES butonuna basarak yardım istediği ortaya çıktı.

Gülsüm’ün yaşam hakkı ihlal edildi, ihmali olan herkesin sorumluluğu var!

Ankara’da yaşayan Gülsüm Kuyar, hakkında uzaklaştırma kararı bulunan boşanma aşamasındaki Mehmet Kuyar tarafından öldürülmüştü. Cinayet davasının 2. duruşması yarın.

Serap’ın ölümünün sorumlusu kim? | Devlet şiddetten korumadı, cinayet soruşturulmadı, yargı ihmali akladı

Serap Doğan, şiddetten kaçabilmek için başvurabileceği her yere başvurdu, ihmaller Doğan'ın ölümüne sebep oldu.


Editörden