Görünmeyen hikayelere fener tutmak: 'Ay Geceyi Süpürdü'
Sevim Hoş Ofluoğlu’nun 'Ay Geceyi Süpürdü' adlı kitabı görünmeyen hikayelere, acının içinde filizlenen direnişe ışık tutuyor.

Sevim Hoş Ofluoğlu’nun “Ay Geceyi Süpürdü” adlı kitabı; sessiz kalmış hayatlara, bastırılmış duygulara ve özellikle kadınların hikayelerine ışık tutuyor. İki kadının yolculuğu üzerinden, kadınların ortak hikayelerinin anlatıldığı bu etkileyici kitabın arka planını, yazım sürecini ve yazarın dünyasını daha yakından anlamak için kendisiyle bir araya geldik ve sorularımızı yönelttik.

Ay Geceyi Süpürdü nasıl ortaya çıktı?

Bu kitap bir anda ortaya çıkmadı. Zamanla biriken, çoğu zaman içimde taşıdığım hikayelerin bir sonucu olarak yazıldı. Özellikle sesi duyulmayan ya da anlatılamayan hayatların izleri birikti içimde. Bir noktadan sonra bu hikayeler yazılmak istedi. Çünkü bazı hayatlar vardır, anlatılmadıkça görünmez kalır. Ben o görünmeyen yerleri görünür kılmak istedim.

“Ay Geceyi Süpürdü” ismi oldukça metaforik. Bu isim nasıl doğdu?

Gece benim için sadece karanlık değil; aynı zamanda saklanan, bastırılan, üzeri örtülen şeyleri de temsil ediyor. Ay ise o karanlığın içinden çıkan bir aydınlık gibi… “Süpürmek” ise bir yüzleşme, bir açığa çıkarma hali. Bu isim, karanlıkta kalan hayatların bir gün görünür olacağına dair bir umudu taşıyor.

Hangi hayatlar görünmez kalıyor? Bu görünmezlik nerede başlıyor?

Genellikle toplumun kenarında bırakılan, sesi bastırılan ya da kendi acısını bile ifade edecek alan bulamayan hayatlar görünmez kalıyor. Kadınların, çocukların, engellilerin ya da “güçsüz” kabul edilen herkesin hikayesi çoğu zaman eksik anlatılıyor. Görünmezlik bazen dışarıdan dayatılıyor, bazen de kişi zamanla kendi içine çekilerek buna alışıyor.

Kitabınızda kadın hikayeleri ön planda. Bu yönelim bilinçli mi?

Bu aslında bir tercih değil, bir karşılaşma. Hayatın içinde, çoğu zaman sessizce yaşanan ama derin izler bırakan hikayelerle karşılaştım. Kadınların yaşadığı bazı gerçekler hâlâ fısıltıyla konuşuluyor. O fısıltının içinde büyük bir yük var. Ben o sesi biraz daha duyulur hale getirmek istedim.

Kadın karakterleri yazarken nasıl bir hassasiyet gözetiyorsunuz?

Benim için en önemli şey, anlatılan kadını tek bir kimliğe indirgememek. Kadın sadece mağdur değildir; aynı zamanda dirençli, çelişkili, güçlü ve kırılgan bir varlıktır. Bu bütünlüğü korumaya çalışıyorum.

Kitapta engelli bir kız çocuğu karakter de yer alıyor. Bu karakter üzerinden neyi anlatmak istediniz?

Engelli bireyler çoğu zaman ya acınacak bir figür olarak gösteriliyor ya da tamamen görmezden geliniyor. Oysa onların da kendi dünyaları, hayalleri ve mücadeleleri var. Bu karakter üzerinden, “eksik” olarak görülen bir hayatın aslında ne kadar derin ve güçlü olabileceğini anlatmak istedim. Aynı zamanda toplumun bakış açısını sorgulamak, empatiyi artırmak benim için önemliydi. Burada amacım dramatik bir yıkımı büyütmek değil; tam tersine, tutunmanın, iyileşmenin ve dönüşümün nasıl mümkün olabileceğini göstermekti. Ana karakterin desteğiyle birlikte bu çocuk zamanla daha merak eden, öğrenmeye açık ve hayata bağlanan bir yapıya evriliyor. Bu değişim ani bir mucize değil; sabırla, ilgiyle ve en önemlisi kabul edilmekle gelişen bir süreç.

Bu karakter üzerinden aynı zamanda küçük ama çok gerçek bir toplumsal yaraya da temas etmek istedim. Geçmişte ihmal edilmiş, hayatı boyunca zorluklarla mücadele etmiş ve hatta şiddet sonucu engelli bırakılmış kadınlar var. Bu, görmezden gelinmeyecek kadar ağır bir gerçek. Ancak ben bunu hikayenin merkezine yerleştirip dramatize etmek yerine, okurun fark etmesi gereken bir gerçeklik olarak, sade ama etkili olmasına odaklandım.

Cinsel saldırı gibi ağır konuları yazarken yaklaşımınız ne oldu?

Benim için bu tür konular bir “olay" değil, bir kırılma noktası, hatta bir yıkımdır. Detayları çoğaltmak yerine karakterin iç dünyasına odaklandım. Amacım acıyı büyütmek değil, o acının içinden çıkan direnci anlatmaktı.

Yazarlık sizin için ne ifade ediyor?

Yazmak benim için sadece bir ifade biçimi değil, aynı zamanda bir yüzleşme alanı. Bazen bir hikaye anlatırken aslında kendi içimdeki bir gerçekle karşılaşıyorum. Yazı, insanın kendine dönmesini sağlıyor. Bu yüzden benim için iki yönlü bir süreç: Hem anlatıyorum hem de anlıyorum. Zaman zaman zorlayıcı, ama bir o kadar da dönüştürücü bir yolculuk.

Yazma süreciniz nasıl ilerliyor? Planlı mı, sezgisel mi?

Benim yazma sürecim daha çok sezgisel ilerliyor. Elbette bir iskelet oluşuyor ama hikaye çoğu zaman yazarken şekilleniyor. Karakterler bir noktadan sonra sizi yönlendirmeye başlıyor. Bu da metni daha canlı ve gerçek kılıyor.

Anlatım dilinizde sade ama güçlü bir etki var. Bu bilinçli bir tercih mi?

Evet, çok bilinçli bir tercihti. Gereksiz ayrıntılardan uzak durmaya çalıştım. Çünkü bazı hikayeler süslendiğinde değil, sade bırakıldığında etkisini gösterir. Okurun metinde kaybolmasını değil, hikayeyle yüzleşmesini istedim.

Okur bu kitapta nasıl bir atmosferle karşılaşacak?

Okur, yüksek sesli anlatımların değil, daha çok içten içe büyüyen duyguların izini süren bir atmosferle karşılaşacak. Bu kitapta duygu çoğu zaman bağırmıyor; aksine sessizce derinleşiyor. Okurun satır aralarında gezinmesini, boşlukları hissetmesini ve kendi iç dünyasıyla temas kurmasını isteyen bir anlatım var. Bu yüzden atmosfer, dingin ama bir o kadar yoğun.

Kadın yazarların karşılaştığı zorluklara dair neler söylersiniz?

Kadın yazarlar çoğu zaman sadece yazdıklarıyla değil, kimlikleriyle de değerlendirilmek zorunda kalıyorlar. Bazen kendi yazdıklarına sansür koyan kadın yazarlar var. Duygusal olmakla eleştirilebiliyorlar ya da tam tersine yeterince güçlü bulunmayabiliyorlar. Oysa yazının bir cinsiyeti yok. Yazar toplumun bakış açısından bağımsız değil.

Kendi deneyimlerimde de zaman zaman “Daha hafif konular yazamaz mısınız?” ya da “Bu kadar derin konular okuru yormaz mı?” gibi yorumlarla karşılaştım. Ancak ben gerçeğin olduğu yerde durmayı seçiyorum. Çünkü kadınların yaşadıkları zaten ağır; onları hafifletmek değil, doğru yerden anlatmak gerekiyor. Tanıdığım birçok kadın yazar da benzer zorluklarla karşılaşıyor ama buna rağmen üretmeye devam etmek, aslında başlı başına güçlü bir duruş.

Kadın hikayeleri sizce nasıl anlatılmalı?

Doğru anlatımın en önemli noktası, kadını karar alan, direnen, bazen kırılan ama yeniden ayağa kalkan bir birey olarak gösterebilmek. Saygıyla anlatmak ise tam burada devreye giriyor: Yargılamadan, abartmadan... Hikayeyi olduğu gibi ama insan onurunu koruyarak anlatabilmek.

Otizm konulu başka bir kitabınız daha var. Yazarken sizi yönlendiren ne oldu?

Diğer kitabım “Mevsimsiz Tomurcuklar.” Okurların ilgisi sayesinde üçüncü baskıya ulaştı. Beni yazmaya yönlendiren şey ise otizmli bir evlada sahip olmamdı. Farkındalık oluşturabilmek için kaleme sarıldım diyebilirim. Engelli bireylerin yaşadığı zorluklar çoğu zaman gündelik hayatın içinde fark edilmiyor ya da fark edilse bile derinlemesine anlaşılmıyor. Bu ilgisizliği biraz olsun kırmak, onların hikayelerine bir alan açmak istedim. Yazarken hep şunu düşündüm: Görülmeyen bir hayat, anlaşılmadan yargılanır. Hakkında bilgi sahibi olmadığınız bir duruma anlayış ve empati göstermek güçtür.

Kolaj: Canva pro


Editörden