Gıda işçisi kadın: Fabrikada sabun yok, ‘Sabunu evden getirin’ dediler
‘Arkadaşlarımla görüşüyorum. Onlar da korkuyorlar ama mecburlar, gitmekten başka çareleri yok yani. Ya şu anda beni bile çağırsalar ben bile gitmek zorundayım. Başka çarem yok.’

Koronavirüs salgını sonrası birçok sektörde talep azaldığı için üretime ara verilirken gıda sektöründe tam tersi üretim daha da artırıldı. Bu ise işçi açısından pek çok zorlu durumu beraberinde getirdi. Daha fazla kâr elde etmek isteyen patronlar, işçilerin çalışma saatlerini uzattı, mesaileri artırdı; iki işçinin yapacağı işi tek işçi yapar oldu. Fabrikalarda salgına karşı yeterli önlem alınmazken, fiziksel mesafe hiç korunmadı. Bazı fabrikalarda maskelerin iki gün kullandırıldığı ifade edilirken, özellikle sendikasız iş yerlerinde çalışan işçiler işlerini kaybetmemek için kötü şartlar altında çalışmak durumunda bırakıldı.  

Büyük bir gıda fabrikasında çalışan kadın işçinin anlattıkları, bu koşulların hem işçilerin hem de bu gıdaları tüketen halkın sağlığını nasıl tehlikeye attığını ortaya seriyor:

SABUN, DEZENFEKTAN İSTEYİNCE ÖRGÜT OLUYORUZ, HAİN OLUYORUZ
“Şu an çalışmıyorum, izindeyim. Astım, bronşitim var. 2012’nin 4. ayından beri bu iş yerinde çalışıyorum. 35 yaşındayım. 2 tane çocuğum var. Biri 19, biri 20 yaşında.

Çalışma koşullarımız berbat. Mesela bu salgın çıktı ya biz o zaman çalışıyorduk, sabunluklara su koymuşlar, arkadaşın biri de ‘Bu dönemde bize maske vermiyorsunuz, eldiven zaten bir gün için sayıyla geliyor, bunlarda neden sabun yok’ dedi, temizlik görevlisi ‘Evlerinizden getirin’ cevabını verdi. Çünkü neden, fabrika da sabun yokmuş! Genelde sabuna su karıştırıyorlarmış, dezenfektana da. Bunu dile getirdiğimiz zaman örgüt oluyoruz, hain oluyoruz...

YA İŞİ BIRAK YA SENDİKAYI...
İşi bırakmam için 1.5 sene mobbing yapıldı. Sendikaya üye oldum, üye olduğum sırada da ben posta başıydım. Sonra benim zorla istifa etmemi istediler. O kadar üstüme geldiler ki ya 7- 8 yıllık emeğimi çöpe atıp işi bırakmam gerekiyordu ya da bir makineye geçip hiç kimseyi duymamam gerekiyordu. Bizim bölüm sert şeker, 20 dakikada bir bizim makineyi kapattırıyor, vardiya amiri geliyor temizlettiriyor başka birine yolluyor, bir saat sonra bir daha geri çağırıyor. Bir gece vardiyasında 4 defa makineyi kapattım, temizledim, geri açtım ki bunu bana eziyet olarak yapıyorlar. Mesela lavaboya yollamıyorlardı bizi, ben en sonunda isyan ettim. ‘İstediğinizi yapın, benim böyle bir hakkım olmadığına inanmıyorum’ dedim. Benim gibi sendikaya üye olanlara yapıyorlardı. Mesela bize hiç zam yapmadılar. Çünkü üye olduğumuz için bizi terör örgütü olarak görüyorlardı.

Sonra sendikaya üye olanların çoğunu işten çıkardılar, az yılı olan ‘Ben uğraşamam’ dedi ve çekip gitti. Fabrikada 1400 civarı işçi var, 150-160 üyemiz var herhalde, biz hâlâ dayanıyoruz. Benim elim kesildi ve hemşireye gittim. Hemşire bize karşı öyle bir doldurulmuş ki ‘Burada hiçbir şey yok, kesinlikle iş kazası değil’ dedi. Bakmak bile istemiyordu. Bize öyle bir tepki verdi. Bize malzeme verirken her zaman bizi ayırdılar. Mesela sigaraya çıkıyorduk. Vardiya amiri gözümüzün içine bakıp ‘Kalkın gidin’ işareti yapıyordu. Bunlara çok maruz kaldım.

KULLANILMIŞ MASKEYİ ATTIM DİYE TUTANAK TUTMAK İSTEDİLER
Salgınla birlikte de zorluklar yaşadık. Maskemi normalde 10 saatlik mi ne kullanıyordum, ben o gün içerisinde maskeyi kullandım attım. Ertesi gün bir daha gittim işe, maske istedim. Bana maskeyi attığım için tutanak tutacaklardı. Çünkü ben maskenin tek kullanımlık olduğunu biliyorum. Yarın ben onu taksam bana zarar verecek, sadece gösteriş olarak takmamızı istiyorlar. Yani onun için bana tutanak tutacaklardı. ‘Ne diyorsunuz siz. Ben o tutanağa imza atmam, istediğiniz gibi beni işten atabilirsiniz’ dedim. Salgın sonrası üretime ara verilmişti. 20 Nisan’da üretim tekrar başladı. Arkadaşlarım iş başı yaptı. Ben ne olduğunu vallahi bilmiyorum. Kısmi çalışmaya başvurulmuş ama daha benimki kabul olmamış nedense.

‘Emeğinin hepsini alıyor musun?’ diye soruyorsan, kesinlikle almıyorum. Aldığım para 2.400 lira. 8 yıllık elemanım düşün. Bununla nasıl geçinebilirsin, hepimiz ortamın nasıl olduğunu biliyoruz. Hastalık çıktı, her şey yüzde yüz zamlandı. Ama bu kimsenin umurunda değil işverenin hiç umurunda değil. Bizim faturalarımız bu ay toplam bin lira geldi.

‘ŞU ANDA BENİ ÇAĞIRSALAR GİTMEK ZORUNDAYIM’
Arkadaşlarımla görüşüyorum. Onlar da korkuyorlar ama mecburlar, gitmekten başka çareleri yok yani. Ya şu anda beni bile çağırsalar ben bile gitmek zorundayım. Başka çarem yok. Tıkandık, postabaşımızla kavga ettik. ‘Neden bizi izne çıkardınız siz, ne olduğumuzu en azından söyleyin açıklayın. Ücretsiz izne mi çıkardınız, nasıl bir şey yaptınız’ diyorum. Biz şimdi evde oturuyoruz, keyfimizden mi? İşveren diyor ki ‘Evde oturuyorlar işte ne olacak.’ Çıkışımı versinler diye çok uğraştım. Ama tazminat sebebiyle çıkışımı vermediler.

‘HAKKINI ARADIN MI HAİN İLAN EDİLİYORSUN’
Sadece kadınlar için değil, çalışan insanları biraz insan yerine koysunlar. Biz artık o kadar çok yorulduk, bunaldık ki. Biz hakkımızı istediğimiz zaman, neden terör örgütü olarak ilan ediliyoruz. Bu çok saçma değil mi sizce de? Hakkını araman bile günah yani. Beni bedava çalıştırmak istiyorsun, buna ben bir şey dediğim zaman beni hain ilan ediyorsun ve bana ceza veriyorsun. Düşünün ki bana 1 buçuk yıl ceza verdiler, beni çift makinede çalıştırıyorlardı. Günde 8 ton geçiyordu benim kollarımdan. Adam ‘Çalışmazsan gideceksin’ diyor. Çok açık ve net tehdit ettiler. En sonunda kollarımda sıkıntı çıktı. Doktor bana rapor vermek zorunda kaldı. Yani mecbur kaldılar. Çünkü ben meslek hastalıklarına gidecektim, ‘Gitme’ dediler bana. Mecburen makinemi değiştirmek zorunda kaldılar.

Belimde 3 tane, boynumda 3 tane fıtık var. Daha 35 yaşındayım. Kolumda 4 yerde yırtık var. Bu ne ile oldu, çalışarak oldu. Peki, gören var mı, görmüyorlar. Devletimiz asla seni görmüyor. Bizden alıyor ama işverenin yanında. Küçük bir şey yapsak suçlu oluyoruz. Adamlar bizi her türlü suçlu çıkarıyor. Düşünün beni sendikalı olduğum için işten çıkarmak için 4 defa avukat karşısına çıkardılar. Ben en sonunda yaptığım savunmada ‘Sendikaya üye olduğumdan dolayı beni işten çıkarmak istiyorlar’ yazdım ve savunmamı yırtıp attılar. Benim gibi sıkıntı yaşayan da çok kişi var. Seslerini çıkaramayıp mecbur kalan çok kişi var. İşçi olmasa işveren ne olabilir ki... Bütün işçiler fabrikayı bir gün durdursunlar, o zaman ne yapabilirler ben bunu çözemiyorum. Tabii ki bizim işçilerde hata. Haklarını savunmuyorlar. 50-100 lira fazla verdikleri zaman seni satıyorlar. Sorun burada.

‘1 MAYIS TALEBİM, KADIN İŞÇİLER HAKSIZLIĞA KARŞI GELSİNLER’
1 Mayıs’a giderken kadın işçilere şöyle bir çağrı yapıyorum: Kesinlikle haksızlığa karşı gelsinler, susmasınlar. Çünkü susmak çözüm değil. Bunu görüyoruz, 8 yıldır çalışıyorum ve sustuk sustuk, ne oldu? Nereye kadar, bütün emeğimiz çöpe gitti. O yüzden susmasın kimse, haksızlığa karşı gelsinler. Benim kadın arkadaşlarım var. Biliyorlar doğruları ama söyleyemiyorlar. Niye? Tek işveren burası değil, işçi bulunur, bize de iş bulunur. Allah bizim rızkımızı kesmediği sürece.

1 MAYIS’A KATILDIĞIM İÇİN TUVALETE GİTMEME CEZASI VERDİLER
Geçen sene biz katıldık, bir sürü cezalar yedik 1 Mayıs’a gittiğimiz için. 1 Mayıs tatildi ama gittiğimizi duydukları için ceza verdiler. Vardiya amiri yaptı, ‘Milleti galeyana getiriyorsunuz, örgütlüyorsunuz’ diye. Tuvalete gitmeme cezası verdiler en son ben de isyan ettim. Sigarayı ortadan kaldırdılar tamamen. En son ben dayanamadım tuvalete gittim. Dediler ‘Tutanak tutacağız’, dedim vallahi tutun. Hangi avukatı getirirseniz getirin. O kadar bunaldık ki. Durumumuz gerçekten hiç iyi değil.


Gıda İş Genel Sekreteri Olcay Ozak:
PATRONLAR SALGINA DAVETİYE ÇIKARDI

“Salgının Türkiye’de görülmesiyle birlikte DİSK Gıda-İş Sendikası olarak koronavirüs salgınında kadın işçiler için özel önlemler alınmasının önemli olduğuna dikkat çeken bir açıklama yaptık. İşyerlerinde, üretim alanlarında durum hiç iç açıcı değil. Patronlar salgını fırsata çevirerek işçileri işten atmak da dahil olmak üzere zorunlu ücretsiz izin dayatması, yıllık izne çıkarma gibi uygulamalarla hak gaspları konusunda adeta birbirleriyle yarışıyorlar. Panik halinde stok yapılması gıda iş kolunda iş yükünü artırdı, ağır vardiyalarda aynı soyunma odalarını ve tuvaletleri kullanarak, aynı yemekhanelerde yemek yiyerek ve neredeyse hiçbir önlem alınmadan çalışmaya zorlanarak, kimi yerlerde servis bile sağlanmadan, toplu taşıma araçlarını kullanmak zorunda bırakılarak çalıştırıldı işçiler. Gıda alanında işçiler gece yarılarına kadar mesaiye bırakıldı, çalışma saatleri uzatıldı. Aşırı çalışmanın getirdiği yorgunluk ve dinlenememe işçilerde koronavirüs salgınına davetiye çıkardı.
Örneğin, Türkiye’nin her yerine börek üretimi yapan fabrikada işçiler hiçbir hijyen ve koruma önlemleri alınmadığını aktardı sendikamıza. Başka bir örnek, beyaz et üretimi yapan bir fabrikada en basit uygulama olan fiziksel mesafe uygulaması bile yapamadan, üretimin dip dibe çalışma ile devam ettiğini anlattı bize işçiler.
Üstüne üstlük kadın işçilerin iş yerlerindeki yoğun çalışmanın ardından evde de iş yükü arttı. Kadınlar bir yandan evdeki hijyeni sağlamaya çalışırken, aynı zamanda evdekilerin bakım işini de yüklenmek zorunda kaldılar. Hem işyerinde hem de evdeki aşırı yorulma kadınlarda fiziksel rahatsızlıkları artırırken, direnci düşürdü, bağışıklığı azalttı, ruhsal olarak da depresyona kapı araladı. Cinsiyetçi iş bölümünün yarattığı eşitsizliğinin en görünür olduğu ülkemizde artan iş yükü, kadınlara dönük herhangi bir özel eylem planının olmaması, kapalı kapılar ardında yaşanan şiddeti de katmerlendirdi.
Tam da böylesi bir süreçte karşılıyoruz 1 Mayıs’ı ve taleplerimizi şöyle sıralayabiliriz:
* İşçi sağlığı ve iş güvenliğinin bir parçası olarak işyerlerindeki hijyen koşulları sağlanmalı ve dezenfekte çalışmaları yapılmalı, işçilerin sağlığını güvence altına alacak uygulamalar derhal hızlandırılma
* İşyerlerinde bantlar arasında en az bir metrelik sosyal mesafe sağlanmalı.
* Koronavirüs tedbirleri adı altında işten çıkarmalar, ücretsiz izinler, zorunlu yıllık izin kullandırtma gibi girişimlere izin verilmemeli, işten çıkarılmalar yasaklanmalı, ücretsiz izin yerine ücretli izin uygulamasına geçilmeli.
* Gece vardiyaları kaldırılmalı, çalışma saatleri düşürülmeli, haftalık izin süreleri iki güne çıkarılmalı.
* Risk grubunda bulunan işçiler ve çocukları 12 yaşından küçük olan ebeveynler gerekli sürelerde ücretli izinli sayılmalı.
* Özellikle cinsiyetçi işbölümü nedeniyle kadınların artan yükleri düşünülerek kadın işçilere dönük özel önlemler alınmalı, kadınların ev içinde yaşadığı şiddet ve baskı karşısında devletin tüm kurumları kadınların yalnız olmadığını ve şiddet karşısında haklarını kullanmaları noktasında tüm gücüyle kadınların yanında olduğunu ifade eden bir acil önlem planı açıklamalı.
İlgili haberler
Tarım işçisi kadın: ‘Korkuyoruz ama, aç kalmasın ç...

Kovid-19 salgını sonrası mevsimlik olarak çalıştıkları tarlalara gidemeyen tarım işçileri, yoklukla...

Kadın gazeteci: Ofise metrobüsle gidip gelmek zoru...

Salgın sürecinde evden çalışamayan bir gazeteci anlatıyor: “Sosyal mesafeyi koru, zaten metrobüse bi...

Ücretli öğretmen: Devrilmeye çok müsait durumdaydı...

‘2 üniversite bitirdim, 4 dil biliyorum, kendimi geliştirmek için ha bire uğraşıyorum. Ailemin evind...

Belediye işçisi Fatma: ‘Kat görevlisi arkadaşım Co...

İzmir’de bir ilçe belediyesinde çalışan Fatma kat görevlisi olarak çalışan bir iş arkadaşının poziti...

Sağlık emekçisi kadınlar: Şu an hastanelerde öteki...

‘Sağlık Bakanı’nın ötekileriyiz gerçekten. Biz hemşireler, teknisyenler, biyologlar, güvenlik sekret...

Tekstil işçisi Melek: ‘Sokağa çıkmayın, çalışmayın...

‘1 ay olmak üzere, evdeyiz... Herhangi bir sosyal güvencemiz yok. Ne kadar sürecek bilmiyorum. Eşim...