Esenyalı Kadın Dayanışma Derneği 2025 raporu: Çocuklar iş arıyor, kadınlar şiddete sıkıştırılıyor
Esenyalı Kadın Dayanışma Derneği 2025 raporunu açıkladı. Rapora göre derneğe şiddete karşı mücadele, ekonomik destek talebi ve diğer sebeplerle toplam 8 bin 349 kişi başvurdu.

İşçi ve emekçilerin yoğun ikamet ettiği ilçelerinden biri Pendik’in bir mahallesinde yer alan Esenyalı Kadın Dayanışma Derneği, 6 yıldır aldıkları başvurular üzerinden yıllık rapor yayımlıyor. Hazırladıkları bu raporlar, bir mahallenin sınırlarını aşıyor; ülkedeki gelişmelerin emekçi kadınların yaşamlarına nasıl yansıdığına ışık tutuyor. Yıllar içerisinde artan yoksullaşmanın, şiddeti önleyici mekanizmaların fiilen devre dışı bırakılmasının sonuçları bu raporlara yıl yıl artan yardım talebi, şiddet, istismar başvurusu olarak yansıyor. 2024 yılında derneğe yapılan başvuru 5 bin 600’ken 2025 yılında 8 bini aştı. 2025 yılında 8 bin 319 kadın, 21 kız çocuğu ve 9 erkek çocuğu olmak üzere toplam 8 bin 349 kişi derneğe çeşitli sebeplerle başvurdu.


Kadınlar sorunlarına çözüm ararken kendi yaşadığı yerden kilometrelerce uzakta olsa bile Esenyalı Kadın Dayanışma Derneğine ulaştı: Başvuruların çoğu Pendik, Kartal ve Tuzla’dan olsa da İstanbul dışından, Aydın, Kocaeli, Tekirdağ, Antep, İzmir illerinden de başvuru yapıldı.

Çocuklar iş arayışı ile derneğe ulaştı

2025 yılı raporu açısından öne çıkan en çarpıcı sonuç; çocuk işçiliğindeki ve eğitimden kopuştaki belirgin artış. 600 kadın ve çocuk iş arayışı yardımıyla derneğe başvuruda bulundu. Geçtiğimiz yılların raporlarında çocukların iş aramasına ya da kadınların çocukları için iş aramasına ilişkin bir veri yok denecek kadar azdı. Rapora göre, 2025 yılında iş talebinde bulunan 600 kişinin önemli bir kısmını çocukları için iş talebinde bulunan kadınlar ve 10-17 yaş aralığındaki çocuklar oluşturuyor.

Raporda 15 yaşındaki ikiz kardeşlerin hikayesiyle, bu verinin nasıl oluştuğu somutlaşıyor: Lise 2. sınıf öğrencisiyken okulu terk eden kız kardeşlerin babaları, geçirdiği ağır bir iş kazası sonrası çalışamaz hale geliyor. Babanın engel oranı yüzde 33’te kaldığı için herhangi bir sosyal destek alamıyor. Anneleri ise ailenin geçimini merdiven temizliğine giderek sağlamaya çalışıyor. Ev kendilerinin olduğu için, sosyal yardımlardan yararlanamıyorlar. Geçinebilmek için çalışmak isteyen kız kardeşler MESEM’e kayıt olmayı deniyorlar ancak asgari ücretin altında alacakları için vazgeçiyorlar. Asgari ücrete çalışabilecekleri bir iş arıyorlar.

Raporda, artan yaşam maliyetleri ve güvencesiz çalışma koşullarının, düşük ücretlerin çocuklar için eğitimi sürdürülemez kıldığı ve çocuk işçiliğe ittiği belirtiliyor. En çok da eğitim masraflarının karşılanamamasının eğitimi yarım bıraktıran sebep olduğu ifade ediliyor.

‘Kurye olmak için motor almak istiyorum’

17 yaşındaki bir genç okulu nasıl bıraktığını şöyle anlatıyor: “Çalışmak için okulu bıraktım. Hem okul hem iş aynı anda olmuyordu. Ben de işi tercih ettim. 9. sınıfta okurken de çalışıyordum. Gece ikiye kadar iş, sabah beşte kalk derse git, olmuyordu. Babam ve annem ayrılar ve babam destek olmuyor. Annemin kazandığı da yetmiyordu. Sağlık meslek lisesinde okuyan arkadaşım da ailesine destek olmak için okulu bıraktı. Kasiyerlik yapıyor. Sözde, hayallerimizi gerçekleştirmek için çalışıyorum. Motor almak istiyorum çünkü hayalim kurye olup para kazanmak. Gezmeyi hayal bile edemiyorum.”

Eğitimden kopuş uyuşturucu ve şiddet riskini artırıyor

Nitelikli eğitime erişimin sınırlı olması, çocuk koruma sisteminin yetersizliği ve geçim sıkıntısı nedeniyle gençlerin erken yaşta iş aramak zorunda kalmasının, gençlerde derin bir umutsuzluk ve değersizlik duygusu yarattığı vurgulanıyor. Eğitimden kopan çocukların ise riskli çevrelerle temas olasılığının arttığı; bu süreçte madde kullanımı ve şiddetin daha görünür hale geldiği ifade ediliyor.

Uyuşturucu kullanımı ve uyuşturucu ticaretinin, gençler açısından bireysel tercihlerden çok bu koşulların sonucu olarak ortaya çıktığı raporda ortaya konuyor. Genç kadınların bu risklerle karşılaştığında daha ağır sonuçlar yaşadığı belirtilen raporda, uyuşturucunun bazı durumlarda genç kadınlara yönelik tehdit ve sömürü mekanizmalarının bir parçası haline geldiği ifade ediliyor.

En çok başvuru ekonomik destek için

Tablo böyleyken derneğe yapılan yardımların ciddi bir ağırlığını -yüzde 81’ini- ekonomik destek talepleri oluşturuyor. Yoksulluk ile şiddetin kopmaz bağı, ekonomik destek başvurularının arkasından şiddet hikayelerini de çıkarıyor. 6 bin 804 kişi ekonomik destek talebi ile derneğe ulaştı. 3 bin 160 kadın ekmek, gıda, fatura, kira, giyim gibi ihtiyaçlarını karşılamak için ekonomik destek için dayanışma ağına başvurdu.


Üç çocuk, belki bir beslenme

Başvuranların 1500’ü çocuğu için beslenme desteği için ulaşırken, 2 bin 144’ü çanta, kırtasiye, üniforma gibi okul ihtiyaçlarını karşılamak için derneğe ulaşıyor. Her yıl daha çok çocuk okula aç gidiyor, Milli Eğitim Bakanlığı da yargı da bunu görmezden gelmeye devam ediyor.

Derneğe başvuran kadınlardan biri Gönçe; beslenme ve kira desteği talebiyle derneğe ulaşmış. İlkokul ve ortaokula giden üç çocuğuyla birlikte bodrum katında, sağlıksız koşullara sahip bir dairede kirada yaşıyor. Çocuklarına bakacak kimsesi olmadığı için yarı zamanlı işlerde çalışırken çocuklarını evde yalnız bırakmak zorunda kalıyor. Aylık geliri yaklaşık 20 bin lira. Yalnızca 1. sınıfa giden çocuğuna zaman zaman beslenme koyabiliyor. Diğer iki çocuk çoğu gün okula aç gidiyor. Evde beslenmeye koyacak bir şey olmadığında üç çocuğunu da okula göndermiyor. Çocukların beslenmesi çoğu zaman ekmek arasına sürülen salça ile sınırlı kalıyor. Çoğu gün çocukların beslenmesine su dahi koyamıyor. 1. sınıfa giden çocuğun böbreklerinde yeterli su içemediği için sorun başlıyor.

Bu dava çocuklar okula aç gitmesin diye

Esenyalı Kadın Dayanışma Derneği, Ekmek ve Gül’ün çağrısıyla başlatılan “Okullarda her çocuğa 1 öğün ücretsiz sağlıklı yemek” kampanyasıyla sürdürdükleri mücadeleye ve okul öncesi eğitimde ücretsiz yemek uygulamasının kaldırılmasına karşı MEB’e açtıkları davaya da raporda yer veriyor. Dernek, 2022 yılında uygulamanın iptaline karşı yürütmenin durdurulmasını talep etti ve dava açtı; ancak çocukların açlığını önlemek için hızla değerlendirilmesi gereken bu talep 8 ay sonra reddedildi. Davanın açılmasının üzerinden 2 yıl geçmesine rağmen duruşma tarihi 2025 yılında belirlendi. Bu süreçte yoksulluk derinleşti, çocukların beslenme sorunu ağırlaştı. 3 Aralık 2025’te Danıştay 8. Dairesinde görülen duruşmada dernek, ücretsiz okul yemeğinin çocukların eğitim hakkı, sağlık hakkı ve fırsat eşitliğiyle doğrudan ilişkili olduğunu vurguladı. Milli Eğitim Bakanlığı avukatı davanın reddini talep etti. Danıştay 8. Dairesi kararını henüz açıklamadı.

Şiddete maruz kaldığı için başvuran sayısı yüzde 19.5 arttı

2025 yılında 520 kadın ve çocuk şiddet gördüğü için derneğe başvurdu. Şiddet nedeniyle yapılan başvurular bir önceki yıla göre yüzde 19.5 artarken fiziksel şiddete uğradığı için başvuru yapan sayısı yüzde 36 arttı. Her ne kadar şiddet sebebiyle başvuran kadınların yüzde 58.7’si fiziksel şiddete maruz kaldığını söylese de kadınların büyük bir kısmının fiziksel, psikolojik, ekonomik ve cinsel şiddeti aynı anda yaşadığı görülüyor.

Aile yılı olarak ilan edilen 2025 yılının raporuna baktığımızda, kadınların en çok evli oldukları erkeklerden şiddet gördüğü ortaya çıkıyor. Şiddet nedeniyle dayanışma ağına başvuran kadınların yüzde 37’si (181 kadın) boşanmak istediğini ifade ediyor. Rapora göre, boşanma sürecine giren kadınlar erkeklerin şiddetine, ısrarlı takibine ve tehditlerine daha yoğun biçimde maruz kalıyor. Erkeklerin çocukların velayetini boşanma şartı olarak dayatması ise kadınlar üzerinde ciddi bir baskı aracına dönüşüyor. Dernek, boşanma aşamasındaki kadınların etkili ve sürekli hukuki korumaya erişemediğine dikkat çekiyor. Uzayan dava süreçleri, ekonomik bağımlılık ve barınma sorunu, kadınların şiddet ortamından çıkmasını daha da zorlaştırıyor.

6284 etkin uygulanmıyor, resmi yollar kadınların önünde kapı duvar

Rapora göre, şiddete maruz kaldığı için derneğe başvuru yapmadan önce kadınlar polis, jandarma, savcılık ve sağlık kurumları gibi resmi kurumların kapısını çalıyor. Ancak yeterli koruma ve destek göremeyince derneğe ulaşıyorlar.

4 yıl önce boşanan ve üç çocuğuyla birlikte yaşayan Gökşin de bu kadınlardan biri. Boşandığı erkek, hakkında verilen koruma tedbir kararını defalarca ihlal etti. Son ihlalde Gökşin’i kasığından yaralayarak yoğun bakıma girmesine neden oldu. Fail hakkında yalnızca bir ay süreyle elektronik kelepçe uygulandı. Gökşin, evli olduğu dönemde de sistematik şiddete maruz kaldığını belirterek şunları söylüyor: “Evliyken de sürekli şiddet uyguluyordu, daha önce de yaralamıştı. Bana ve çocuklara zarar vermemesi için altı ayda bir koruma kararını yenilemek zorundayım. Ancak bu şekilde benden uzak duruyor.”

Pendik’te öldürülen Hilal Aktepe için derneğin yaptığı basın açıklaması sırasında bir kadının megafona “Öldürülmekten korkuyorum” diyerek yaşadıklarını anlatması da rapora yansıdı. Boşandığı erkeğin kendisini öldürmesinden korktuğunu söyleyen kadın, daha önce karakola başvurduğunu ancak ifadesinin dahi alınmadığını belirtti. Basın açıklamasının ardından kadın, polisler tarafından karakola götürülüp uzaklaştırma kararı çıkarıldı.

Göçmen kadınlar oturum izni alana kadar şikayetçi olmuyor

Göçmen kadınların ise şiddete çoğunlukla ev içinde, yakın ilişkilerde ya da çalıştıkları iş yerlerinde maruz kaldığı belirtiliyor. Çalışma izninin olmaması, sınır dışı edilme korkusu, dil engeli ve sosyal destekten yoksunluk, göçmen kadınların şiddete karşı ses çıkarmasını zorlaştırıyor. Kayıt dışı çalışma ve hukuki belirsizlik, kadınları şiddet uygulayan erkeklere daha bağımlı hale getiriyor. Derneğe başvuran birçok göçmen kadın, şikayetçi olabilmek için önce oturum izni almayı beklemek zorunda kaldığını aktarıyor.

Şiddetten kaçarken uzlaştırmaya sıkışmak

Raporda, ceza davalarında uygulanan zorunlu uzlaştırma sürecinin kadınlar açısından yeni bir baskı ve yıldırma mekanizmasına dönüştüğüne dikkat çekiliyor. Şiddet, ısrarlı takip ve tehdit nedeniyle şikayetçi olan kadınlar açısından, dava açıldığında henüz yargılama başlamadan uzlaştırma bürosu devreye giriyor. Kadınlara “Bu davadan bir şey çıkmaz” gibi ifadelerle dava sürecinin anlamsız olduğu mesajı veriliyor. Uzlaştırmayı kabul etmemeleri halinde sürecin uzayacağı endişesi yaratılarak, kadınlar ekonomik ve duygusal baskı altında karar vermeye zorlanıyor. Sürecin nasıl işlediğine ve uzlaşmayı reddetmenin davaya olumsuz bir etkisi olmadığına dair açık ve yeterli bilgilendirme yapılmadığı da raporda vurgulanıyor. Raporda ayrıca, 6284 sayılı Kanun’un şiddetin önlenmesinde devlete aktif ve koruyucu bir sorumluluk yüklediği hatırlatılıyor. Uzlaştırma uygulamasının ise bu sorumluluğu tarafların “anlaşmasına” bırakan bir işleyiş yaratarak koruma amacını zayıflattığı ifade ediliyor.

Sosyal yardımlar özellikle yaşlılar için erişilemez durumda
Sosyal yardımların, kadınlar ve yaşlılar için ulaşılması zor, geçici ve yetersiz desteklere dönüşmüş durumda olduğu raporda verilen örnekler ile ortaya konuyor. Özellikle şiddet ve boşanma sürecindeki kadınlar, resmi olarak evli göründükleri için çoğu zaman sosyal yardımların dışında bırakılıyor. Başvuru süreçlerinin karmaşıklığı ve tekrar eden incelemeler, kadınları kurum kurum dolaşmak zorunda bırakıyor; verilen yardımlar ise kadınların hayatlarını yeniden kurmasına yetecek bir güvence sunmuyor. Okuma yazma bilmeyen, dijital araçlara erişimi olmayan yaşlılar da yardım sisteminin dışına itiliyor.

Güvenceli bir yaşam için 10 acil talep
• 6284 sayılı Kanun etkin bir şekilde uygulanmalı; kadına yönelik şiddeti önlemeyi amaçlayan bütüncül politikalar geliştirilmeli.
• Okullarda tüm öğrencilere bir öğün ücretsiz, sağlıklı yemek sağlanmalı.
• Koruma kararları etkin uygulanmalı ve yargı süreçleri hızlandırılmalı.
• Sosyal hizmetler ve hukuki destek mekanizmaları kadınların erişimine uygun hale getirilmeli.
• İş yerlerinde ve mahallelerde 7/24 işleyen kreşler kurulmalı.
• Şiddet gören kadınların en acil sorunlarından biri olan barınma sorunu, ücretsiz barınma hakkı olarak değerlendirilip derhal çözülmeli.
• Nüfusu 100 bin üzerindeki her belediye sığınak, 50 bin üzerindeki her belediye ise kadın dayanışma merkezi açmalı.
• Uzaklaştırma ve koruma kararlarını ihlal eden erkeklere caydırıcı cezalar uygulanmalı.
• Göçmen kadınlar şiddete maruz kaldıklarında geri gönderme merkezlerine gönderilmemeli; önleyici ve koruyucu tedbirlere erişimleri garanti altına alınmalı ve ana dillerinde bilgilendirme yapılmalı.
• Şiddet gören kadınlara psikolojik destek sunulmalı, güvenceli istihdam olanakları sağlanmalı.

Fotoğraf: Esenyalı Kadın Dayanışma Derneği

İlgili haberler
Esenyalı Kadın Dayanışma Derneği Pandemi Raporunu açıkladı

Salgın sürecinde 520 kadının yoksulluk, şiddet, taciz ve istismar şikayetleriyle başvuruda bulunduğu Esenyalı Kadın Dayanışma Derneği rapor hazırlayıp hükümete seslendi.


Editörden