14 Şubat tavsiyesi: Çok da şey yapmayın
'Oysa aşk, bir duygu iletme biçimidir. Hediyelere, büyük gösterişlere ihtiyacı yoktur. Gerçek aşkı hissedip, hissettirdiğinizde geri kalan her şey önemsizleşir.'

Rivayete göre İmparator II. Claudius, Roma’yı katı kurallarla ve zalimce yöneten bir hükümdarmış. (İyi ki bizim öyle zalim bir hükümdarımız “yok!”) Ordusunda savaşacak asker bulamamasının nedenini evliliklere bağlayarak Roma’daki tüm evlilikleri yasaklamış. Tabii ben tarihçilerin yalancısıyım; benim duyduğum bu.

İşte o zaman Roma’da yaşayan Aziz Valentina (Vesselam, bizim için asıl kral odur) yasağa rağmen sevenleri ayırmaya kıyamamış; gizli gizli nikah kıymış, kavuşturmuş aşıkları. (Bizim imam nikahı gibi bir şeymiş yani.) Bir süre sonra bizim Zalim Claudias bunu duymasın mı? Sen tut, papazı döverek öldürt. (Neyse ki bizde böyle işkenceler felan da yok, imamlar rahat rahat “nikah” kıyabiliyor!) Tabii bu dediklerim teeee milattan sonra 270 yılının 14 Şubat’ında olmuş. O gün itibariyle 14 Şubat’ın Sevgililer Günü olarak kutlandığı söylenir. Meselenin çıkış hikayesi bu, ben yine onların yalancısıyım.

Tarihsel ve sosyolojik olarak başka hikayeler de var ama hepsini anlatıp kafa karıştırmaya gerek yok. İlk başlarda bir papazın ölüm yıl dönümünün matem günü olarak anılması, Orta Çağ ve sonrasında aşkla ve sevgililerin birbirine hediye vermesiyle ilişkilendirilmeye başlanmış. Kapitalizmin ilerlemesiyle birlikte sevgi ve aşk da parayla ifade edilebilir hale getirilmiş. Bence çok ayıp edilmiş!

Aşk mı, tüketim mi?

Bizim ülkemizde yaygın olarak ne zaman kutlanmaya başlandı, tam olarak hatırlamıyorum. Ama bizim gençlik yıllarımızda böyle kutlamalar olmazdı. Hadi bizim sevgilimiz yoktu ama olan arkadaşlarımız da böyle şeyleri kutlamazdı. Herkes dilediği zaman hediye alır, sevgisini gösterirdi. Son zamanlarda kutlamaların gözümüze gözümüze sokulmasının yanı sıra sevgilisi olmayanlara da zorbalık seviyesine geldi mesele. (Panik yapmayın kızlar yalnızlık da güzeldir.) Her şey o kadar gözümüze sokularak yapılıyor ki sevgilisi olmayanlar bir yoksunluk hissiyle mutsuz oluyor derken kapitalizm onlara da çözüm buldu.

Sadece Sevgililer Günü değil, tüm insani duyguların bir tüketim çılgınlığına dönüştürülmesi 80’li yıllardan sonra hız kazandı. (Yaşım da ortaya çıktı bu arada.) Anneler Günü, Babalar Günü derken neredeyse yılın her günü “özel gün” ilan ediliyor. Günümüzün en önemli popüler kültür üreticisi kuşkusuz sosyal medya; onu radyo ve televizyonlar takip ediyor. Modern toplumlarda medya, büyük sermaye gruplarının kontrolü altında olduğundan, üretim araçlarına hâkim olmanın verdiği güçle toplumu istedikleri gibi şekillendirebiliyor. Sevgililer Günü gibi özel günler yaratıp medya ve sosyal medya araçlarının yayın akışlarını değiştirerek bizi farkına varmadan ticari bir tüketim zorunluluğuna itiyorlar.

Sıradan bir günde 300–500 lira olan bir buket çiçeğin Sevgililer Günü’nde 2 bin liraya çıkması, meselenin bir “sevgi günü” olmaktan çok, sevginin ne kadar metalaştırıldığıyla ilgili olduğunun en basit göstergesi. Üstelik sizin sevginizi nasıl göstereceğinizi de belirliyorlar; içten bir gülüş, güzel bir söz, sımsıkı sarılmakla olmuyor yani! Sevgi gösterisi sürekli el yükseltiyor. “Sevginizi pırlantayla gösterin” reklamları, “Pırlantasız aşk olmaz” sloganıyla neredeyse genel kabul görmüş durumda. (Yok anacım! Ben eski kafalardanım; benim için içten gelen her söz pırlantadan daha değerlidir.)

Pırlanta reklamları bana çok komik geliyor. “Her bütçeye uygun pırlanta”, hatta “öğrenci işi pırlanta” diye reklamı olan da var. (Tövbe; fakirsen bile pırlanta almalısın!) Yani her bütçeye uygun seçenek var; yeter ki al. Mutlaka al!

Altın kural: Para harcaman gerek

İşte tam burada, sevgilisi olmayanlar için de alternatif tüketim alanları devreye sokuluyor. Sistem kimseyi dışarıda bırakmıyor; sevgilisi olmayanların da katılabileceği davetler, geziler, eğlenceler pazarlanıyor. Organizasyon firmaları bu alanı boş bırakmayıp partiler düzenliyor; tek şart tek başınıza —daha kaba bir ifadeyle “damsız”— gelmeniz. Tabii fiyatlar burada da almış başını gidiyor. 8 bin 500 lira ile 12 bin 500 lira arasında değişen fiyatlarla “Bekar Sevgililer Günü Partileri” var. Kimseyi sistemin dışında bırakmadan, son gaz tüketim çılgınlığı körükleniyor. Altın kural şu: Sevgiliniz olsa da olmasa da para harcamanız gerekiyor. “Ne kadar çok tüketim o kadar çok mutluluk” anlayışı her koldan zihnimize kazınıyor. (Popüler kültüre karşı çıkın bacılar!)

Oysa aşk, bir duygu iletme biçimidir. Hediyelere, büyük gösterişlere ihtiyacı yoktur. Gerçek aşkı hissedip, hissettirdiğinizde geri kalan her şey önemsizleşir. Gerçek aşkla yaşadığınız mutluluk paha biçilemez! Öhöö öhööö! Neyse fazla duygusala da bağlamayalım.

Demem o ki aşkın böyle metalaştırılmasını hep birlikte protesto edelim. Hem elalemin belirlediği günü biz niye kutlayalım? Herkes sevgilisine, sevdiğini hissettirsin, kendi önemli gününüzü kendiniz belirleyin. Anarşik olun.

Kolaj: Canva Pro

İlgili haberler
14 Şubat: Kadınlar ‘Aşkın kanununu yeniden yazıyoruz’ dedi

‘Bu 14 Şubat’ta da en büyük zenginliğimiz olduğunu bildiğimiz kadın dayanışmasıyla sokaklardayız. Aşkı, dayatmanın öbür adı kılan düzene isyanımız var’ diyen kadınlar çeşitli illerde eylemdeydi.

14 Şubat’ta kadınlar sokağa çıktı: Öldüren sevgi istemiyoruz

14 Şubat’ta bir milyar kadının aynı anda dans ettiği Bir Milyar Ayağa Kalkıyor etkinlikleri için kadınlar Adana’da bir araya geldi. Kadınlar Birlikte Güçlü Platformu da Kadıköy’de sokağa çıktı.

Mutlu aşk yoktur

Şebnem İşigüzel’in Duygu Asena Kadının Hâlâ Adı Yok roman ödüllü kitabı Gözyaşı Konağı Ada 1876 “hüzünlü ama derin karanlığı olmayan” bir aşk hikâyesi...


Editörden