Emeklilik sadece karın doyurmak değil...
Yıllarca çalışan emeklilerin hayalleri ile gerçekleri arasındaki uçurum ortada. Hayalinde insanca bir yaşam olan emekli kadınlar, gerçeğin 'market market fiyat takibi' olduğunu anlatıyor.

Sokakta, yolda, pazarda, parkta kısaca yakaladıkları her mecrada emekliye hal-i pürmelali soruluyor hep. "Geçinebiliyor musunuz?" sorusu ile başlanıyor ve akabinde, bana göre aynı minvalde yavan sorularla devam ediliyor. Genellikle de temel ihtiyaçlar üzerinden ilerliyor söyleşiler. Özetle, karnımız doyuyor mu? Isınabiliyor muyuz? İlaçlarımızı temin edebiliyor muyuz? Vesaire... Kısaca, soruların yanıtlanmamış hali bile emeklinin hayatta kalabilmek için yeterince geliri var mı üzerine kurulu.

Oysa emekli olmanın anlamı bu değil. Buradan; “Emekliysen köşene çekil”, “Bir lokma ekmek, bir tas çorba bulabiliyorsan bu sana yeter”, “Fazlalık yapma”, “Yük olma” anlamı çıkıyor. Peki ya emekli olduktan sonra yapmak istedikleri, planladıkları, tasarladıkları ne olacak?

Emekli bir kadınım ve yıllarca didinip çalışmamın karşılığını böyle adlandırmak mümkün değil. Dünyaya sadece hayatta kalabilmenin kavgasını vermek için gelmedik. Bu yaşa gelinceye kadar yapamadıklarımızın hayalini kurduk hep. Bir emekli ne yapmak ister? Çalışıyorken zaman bulup yapamadıklarını, yaşayamadıklarını yaşamak ister. Merak ettiğiniz şey karnımızın doyup doymadığıysa eğer; evet, karnımız bir şekilde doyuyor elbette. Şöyle ki; ucuzlukları takip ederseniz, sabahın köründe kuyruklara girer, havanın sıcağına veya soğuğuna aldırmadan saatlerce bekleyebilirseniz et bile yiyebilirsiniz. Ama karın doyurmak insanca, onurlu bir yaşam için yeterli midir?

Örneğin, “Hayalinizdeki emekliliği yaşayabiliyor musunuz?” diye sorsanız, yanıtım şudur: Hayalimdeki emeklilikte; yıllarca koşuşturmaktan zaman bulup gezemediğim, içinde yaşadığım dünyayı gezip görmeyi ve bunun için de devletten emekli desteği alabilmeyi isterim. Ev kirası gibi bir kâbustan kurtulmayı, kira ödemeden bahçesinde çiçek ve sebze yetiştirebileceğim bir evde yaşayabilmeyi, haftada en az bir kez sinema veya tiyatroya gidebilmeyi, çocuklarımı ve torunlarımı haftada en az bir kez evimde yemeğe davet edebilmeyi, haftada en az iki kez dostlarımla ev dışında bir mekânda buluşup çay, kahve veya yemek eşliğinde sohbet ederek keyifli zaman geçirebilmeyi isterim. Spor salonlarından, kaplıcalardan faydalanabilmeyi; ayda en az bir kez canlı müzik dinleyebileceğim mekânlara veya konserlere gidebilmeyi isterim.

Peki bu sıraladığım hayallerimin hangisini yapabildim dersiniz. Sıralıyorum:

    • Dünyayı gezemedim ama iki üç yılda bir köyüme akrabalarımı ziyarete gidebildim.

    • Çocuklarımı torunlarımı ayda veya iki ayda bir kahvaltıya çağırabildim.

    • Hâlâ kirada oturuyorum.

    • Market market dolaşıp fiyat karşılaştırması yapmak gibi bir alışkanlık edindim.

    • Hiç kitap alamıyorum, ödünç kitap buluyorum.

    • Sinemaya, tiyatroya, konsere gitmiyorum.

    • Tatil mi? Hak getire...

Ama emekli bir kadın, verdiği hayat mücadelesinin getirdiği yıpranmışlıkla kullanmak zorunda kaldığı ilaçlarının parasını nasıl ödeyeceğini düşünmeyi aklından geçirmek istemez. Yıllarca verdiği emeğin karşılığında; ödediği sağlık primleri yok sayılarak bir bakıma "Paran yoksa yaşama hakkın da yok," yargısına varılmasını ve kendisinin fazlalıkmış gibi değersizleştirilmesini istemez. İnsanca yaşam emeklilerin de hakkı.

Fotoğraf: Evrensel

İlgili haberler
Emekli demek yoksulluk demek oldu

‘Bayramın gelmesini bile istemiyoruz artık. Neden derseniz, torunlarımıza bayramlık alamaz hale geldik. Bayram harçlıklarını veremez hale geldik.’

Zaten mezarda emeklilik dayattınız, kıdemi de çok mu görüyorsunuz?

Kimisi zor koşullar altında çalışmaya kıdem hakkını düşünerek katlanıyor, kimisi kıdem tazminatını aldığında yapacaklarının hayalini kuruyor. Kadınlar ‘Birbirimizin geleceğine sahip çıkmalıyız’ diyor.

Tüm kadınlara güvenceli iş ve emeklilik hakkı!

‘Emekliliğin herkes için koşulsuz bir vatandaşlık hakkı olması, uzak bir hayal ya da gerçek dışı bir ütopya değil.’


Editörden