Üniversiteli bir kadın olmak bir yandan birçok sorunla boğuşurken bir yandan da kendine dayanışabileceğin alanlar oluşturmayı zorunlu kılıyor. Geçtiğimiz 8 Mart’tan bu yana üniversitemizde oldukça fazla şey değişti, birçok farklı baskı çeşidiyle karşı karşıya kaldık. Her geçen gün hayata tutunmanın zorlaştığı bir dönemde birçoğumuzun günlük/part time işlerde veya kurada şans eseri ismimiz çıkarsa İŞKUR’da çalışmak zorunda bırakıldığı, yurtlarda giderek ağırlaşan yaşam koşullarına bırakıldığımız bir sene geçirdik. Katiller hak ettiği cezayı almazken, olabilecek tüm indirimlerden faydalanırken biz sokaklarda, kampüslerde, evlerimizde hep biraz daha fazla korkmaya başladık.
Aile yılı adıyla koyulan esnek çalışma planları, evleneceklere teşvikler, çocuk sayısı arttıkça artan yardımlar üniversiteli kadınları en kısa zamanda aile kurmaya iten bir noktada duruyor. Mesela Gençlik ve Spor Bakanlığına bağlı KYK yurtlarında bunun propagandasını yapmak üzere sık sık etkinlikler düzenleniyor. Büyük hayallerle kaydolduğumuz üniversitelerimiz, koşulları çok kötü olsa da başımızı sokacak bir yer bulabildiğimize sevinerek yerleştiğimiz yurtlar oldukça kısıtlı imkan sunarken belki de ailesini okumaya zor ikna etmiş bir genç kadını bulabildiği her yöntemle baskılamaya çalışıyor.
Bunların yanında Yıldız Teknik Üniversitesi (YTÜ) Kadın Çalışmaları Topluluğunun etkinlikleri durduruldu. Büyük mücadelelerle, bizden önceki kadınların istikrarlı çabaları doğrultusunda kurulan; üniversitede kadınların çeşitli alanlarda etkinlikler düzenleyebildiği, bir araya gelebildiği, şu an aktif halde olmayan Cinsel Tacizi Önleme Kurulunun işletilmesinde büyük bir etki sahibi olan topluluk; çeşitli bahanelerle engellendi. Bu topluluk bizim için dayanışmanın merkezi halindeydi. Yaşadığımız sorunları paylaşabiliyor, taleplerimizi duyurmanın aracısı olarak kullanabiliyorduk.
Kadın Çalışmaları Topluluğu şu an faaliyet yürütemiyor, ancak fakültelerde kampüslerde olan kadın gruplarıyla dayanışmamızı büyütmeye devam ediyoruz. Çünkü yoksulluğa karşı, cezasızlığa karşı, her gün artan baskılara, kadın cinayetlerine karşı dur diyebilmek en yakınımızdaki kadının elinin tutmaktan başlıyor. Biz bulunduğumuz alanlarda kadınların elini tutmadıkça dayanışmamızı büyütemeyiz. 8 Mart’a giderken tüm bunların öfkesiyle ve en yakınımızdakinin desteğiyle yola çıkmalıyız.
Fotoğraf: Ekmek ve Gül
İlgili haberler
Genç kadınlar 8 Mart’a çağırıyor
'Eşit ve özgür bir yaşamı kuracak olanlar bizleriz. Bu yüzden sisteme karşı sesini duyurmak isteyen tüm üniversiteli kadınları 8 Mart’a katılmaya, taleplerini haykırmaya çağırıyoruz.'
12 saatlik mesainin gölgesinde bir hayat: 'Robot muyuz biz?'
26 yaşındaki tekstil işçisi Ayşe ağır çalışma koşulları, düşük ücretlerle boğuşurken 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nün asıl anlamının mücadelede olduğunu söylüyor.
Bitmeyen mücadelem
Hayatı inişleri ve çıkışlarıyla göğüslemeye çalışan Fatma'nın hikâyesi, binlerce işçi ve emekçi kadının hikâyesine çok benzer: Mücadelede kendini bulan, mücadeleden vazgeçmeyen...
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN























