Bitmeyen mücadelem
Hayatı inişleri ve çıkışlarıyla göğüslemeye çalışan Fatma'nın hikâyesi, binlerce işçi ve emekçi kadının hikâyesine çok benzer: Mücadelede kendini bulan, mücadeleden vazgeçmeyen...

17 yaşında tekstil işçisi olarak başladığı çalışma hayatında, fiziksel ve psikolojik şiddetle dolu bir evliliğe hapsolan ancak pes etmeyerek kendi ayakları üzerinde durmayı başaran bir kadın; bugün emekli bir sendika şube başkanı olarak hak mücadelesi veriyor. Yaşadığı zorlukları ve bu zorluklardan nasıl güçlenerek çıktığını kaleme alan başkan, kadınların sesine ses olmak amacıyla yazdığı mektupta hayat hikâyesini şu sözlerle aktarıyor:

İstanbul’da başlayan hayat hikâyem, 17 yaşında bir tekstil firmasında işe girmemle şekillendi. Babamın yaptığı gecekonduda yaşıyorduk. Ağabeyim evliydi, babamız ise vefat etmişti. Yıl 1988’di. Yazları annem köye gider, yengem ise bizimle yaşamaktan pek hoşlanmazdı. Çocukluğunu mutlu geçiremeyen biriydim.

Çalışma hayatına böyle bir ortamda başladım. Kazandığımı kuruşu kuruşuna anneme verirdim. Akrabaların vesilesiyle tanışıp, biraz da zorla 1989’da evlendim. Fakat evlilik hiç de beklediğim gibi değildi. Hizmetçi gibiydim ama yaptığının karşılığını alamayan bir hizmetçi… Bana en ufak bir değer bile verilmiyordu. İşte çalışıyor, eve geliyordum. Evde yemek yok, temizlik yoktu; ne yapsam yaranamıyordum. Üstelik hamileydim.

Kayınvalidem bir süre bizimle kaldı. Çamaşırlar elde yıkanırdı. Oğlu gelince çamaşır yıkamaya başlar, ardından kıyamet kopardı. Kocam, “Sen annemin çamaşırını niye yıkamıyorsun?” diye bağırır; bana psikolojik ve fiziksel şiddet uygulardı. Çalışmayan, kahve kahve gezen ve huyları değişen bir koca ile yaşamak artık çekilmez olmuştu. Oğlum dünyaya geldi ancak sıkıntılar daha da arttı. Ayrılma kararı alıp ailemin yanına gittiğimde, sonrasında karşıma geçip “Bir daha olmayacak,” diye yalvaran bir koca olurdu. Geri dönerdim. Ailemden de destek göremezdim. Çıkış yolu ararken aslında yapayalnız olduğumu anlardım. Bazen kadere razı olur, buna katlanmaktan başka çarem olmadığını düşünürdüm. Çocuktan dolayı çalışmam zorlaşıyor, bunalıma giriyordum. Bu evlilik, çaresizlikler içinde tam 9 yıl sürdü.

Bir gün ipler tamamen koptu. Sarhoş bir şekilde eve geldi, “Sen bana sevgi göstermiyorsun, kadınlık yapmıyorsun,” diyerek bana şiddet uyguladı. Vücudum mosmordu. Kapıyı üzerime kilitlemişti. Yedek anahtarım vardı; o uyuyunca kaçtım ve kardeşlerime sığındım. Üç katlı bir evdi, hepsinde erkek kardeşlerim oturuyordu. Ağabeyim beni görünce dehşete kapıldı. Kocamın kapısına dayandı ama o kapıyı açmadı. Ailemdeki herkes ise bana “Kocanın yanına git,” diyordu.

O gün, “Sonuç ne olursa olsun, bir daha o eve dönmeyeceğim,” dedim. Ve dönmedim. Bir ay kardeşlerimin yanında kaldım. Sonra ev tuttum; hiç param yoktu. İşe girdikten sonra depozitoyu ve peşin kirayı verdim. Oğlumu yanıma aldım. Ayaklarımın üzerinde durmaya başladım. Oğlum daha 9 yaşındaydı. Onu evde bırakıp işe gidiyordum; kendisi kalkıp okula gidiyordu. İşteyken aklım sürekli onda kalırdı: "Aç mı kaldı, başına bir iş mi geldi?" Akşam eve gelip onu iyi gördüğümde dünyalar benim olurdu.

Yedi yıl sonra tekrar evlendim. Şimdi büyük oğlum 34 yaşında. İkinci evliliğimden 16 yaşında bir oğlum daha var. Matbaada çalıştım, aşçılık yaptım, tekstilde çalıştım. Çeşitli işlerde emeğimi ortaya koydum ve şimdi emekliyim.

Ama mücadelem bitmedi, hâlâ devam ediyor. Şu an bir emekli sendikasının şube başkanıyım ve hak mücadelesine devam ediyorum. Sendikamızın çoğunluğunu kadınlar oluşturuyor. Bu mektubu da onların sesine ses olmak için yazıyorum. Çünkü ben, kendimi mücadelede buldum.

Fotoğraf: Canva Pro Kolaj


Editörden