Bir buçuk yıldır çalışıyorum. Yedi yıl boyunca iki çocuğum olduğu için çalışamadım. Son bir yılla kıyasladığımızda en çok ev kiralarının yükselmesi yaşamımızı zorlaştırıyor. Geçen yıl kiralar 15 bin lira idi. Bu yıl 30 bin lira olan yerler bile var.
Çalışan biri 28 bin lira alıyor. Bunun 25 bin lirasını kiraya verdiğinde, 3 bin lira ile ne yapsın?
Çalışmaya başlamadan önce evimizin bütün işlerine yetiyordum. Bana da çocuklarıma da zaman kalıyordu. Ama çalışmaya başladıktan sonra yetişemiyorum. Sekiz saat çalışan bir kadın olarak, yol ile birlikte en az 10 saatimi iş için ayırmak zorundayım. Taş çatlasın 5-6 saat uyuyorum. Geriye kalan zamanda ev işlerini yetiştirmeye çalışıyorum, çöküyorum.
Kadın sadece ev ile ilgilendiği zaman erkek rahata alışmış oluyor; tek sorumluluğu çalışmak oluyor. Kadın çalışmaya başladığında erkek hâlâ o rahatlıkla devam ediyor. Ne çamaşıra, ne bulaşığa, ne çocuklarla ilgilenmeye destek oluyor. Bunların hepsi kadının üzerinde yük olmaya devam ediyor. Bir çıkış yolu bulamıyoruz.
Sürekli “Belki bu yıl daha iyi olur” diyoruz ama her geçen gün daha kötü hale geliyor. Alım gücü düştükçe kadınlar evin ve bakım yükünü sırtına alarak iş hayatına katılıyor. Tüm bu yükün yarattığı ruh halinden en çok çocuklar etkileniyor. Çocuğa bağırmaya başlar halde buluyorsun kendini.
Eşine, “Ben de senin gibi çalışıyorum, sen de işin ucundan tutsan” dediğinde, bu işleri kendi yükü olarak görmüyor. Burada anlaşamadığımızda kavgalar artıyor.
Önümüzdeki 10 yılı aile on yılı ilan ettiler. Ama yoksulluk derinleştikçe, alım gücü düştükçe ailedeki yıpranma artıyor. Sevgi, saygı kalmıyor. Çünkü kadının sırtına sürekli yeni bir yük ekleniyor. Kadın bu yüklerden kurtulmak için çırpınırken ilişkiler yıpranıyor. Evli ve çalışan kadınların büyük bir bölümü benim yaşadığım problemleri yaşıyor. Molalarda bunları konuşuyoruz.
Vardiyalı sistemde çalışan eşler arasında uzaklaşma oluyor. Evdeki ilişkiye eskisi kadar değer verilmiyor. Ama iş yerindeki iş arkadaşına daha fazla değer vermeye başlıyor. Kadınlar da erkekler de “Demek ki sevilebiliyormuşum” diyor. Birlikte yemek yiyor, sohbet ediyor, birlikte iş yapıyor, daha fazla zaman geçiriyor.
Aile dediğin şey sadece anne, baba ve çocukların aynı çatı altında olması değildir. Aile aynı zamanda duygusal birlikteliktir. Çocuğun temel ihtiyacı sadece karnının doyması değil; anne babasıyla iyi vakit geçirmek, birlikte bir şeyler yapabilmektir.
Bu yüzden “aile yılı” söyleminin içi boş kalıyor. Ailenin korunması ve güçlendirilmesi, iş ve ekonomik koşulların iyileştirilmesinden geçer. Ekonomik çıkmazlar içinde, 28 bin liraya çekilmiş bir asgari ücretle aile nasıl korunabilir?
Asgari ücret yoksulluk sınırının üstüne çıkarılması, çalışma saatlerinin azaltılması; ailenin birlikte vakit geçirmesine, birbirini tanımasına ve duyguların gelişmesine katkı sağlar. O zaman sevgiye dayalı bir aile güçlenebilir.
Fotoğraf: Evrensel
İlgili haberler
Çivisi çıkan dünyada, çekiç emekçi kadınların elinde
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne hazırlanırken bizde emperyalizme, barbarlığa, zorbalığa karşı mücadele eden kız kardeşlerimizden aldığımız güçle mücadeleye devam edeceğiz...
Yoksulluk sınırına yaklaşmak hayal oldu
‘İşçileri yoksulluk sınırına bile yaklaştırmayan, açlık sınırının altında kalarak insanlara çile çektiren bu ücret; asgari yaşama dair ne iddia ediliyorsa işlevini yerine getiremiyor.’
Kar, kış, kıyamet demeden çalışıyoruz
Ağır iş yükü, zorlayıcı çalışma koşulları... Park ve bahçelerde çalışan kadın işçiler yağmur, kar demeden çalışmayı sürdürüyor ancak emekleri görülmüyor.
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN
























