Erzincan’ın o keskin ayazı, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte sadece sokakları değil, iş yerine giden insanların yüzlerini de kamçılıyor. Şehrin çeperindeki tekstil fabrikalarında çalışan kadın işçilerin yüzüne baktığınızdaysa hissettiğiniz şey sadece devasa makinelerin uğultusu değil; binlerce metrelik kumaşın arasına sıkışmış hayaller, yorgunluklar ve her şeye rağmen sönmeyen bir öfke. Bu uğultunun ortasında, üç yıldır aynı bantta alın teri döken bir kadın oturuyor. Onun hikayesi Erzincan’dan tüm Türkiye’ye uzanan bir sınıfın anatomisi gibi.
Makineler arasındaki kuşatma
Çalıştığı fabrika, dışarıdan bakıldığında büyük bir yatırım, bir ekmek kapısı gibi görünse de içerideki manzara oldukça farklı. O, fabrikadaki ortamı anlatırken en çok işçilerin sessizliğine ve örgütlenmeye olan korkularına dikkat çekiyor. “Öyle bir toplumla çalışıyoruz ki” diyor içini çekerek, “Sayı saymayı bile bilmeyen, kumaşın üzerindeki rakamı okuyamayan insanlar var.” Bu, aslında iktidarın, patronların ve ustaların kurduğu bir bilinçli düzen.
Fabrikada sendika lafı geçtiğinde hava birden ağırlaşıyor. Patronların CEO’ları gelip giderken, içerideki ustalara ve şeflere tek bir talimat veriliyor: “Sendikayı içeri sokmayın.” İşçilere, “Sendika gelirse fabrika kapanır, işsiz kalırsınız, burası sizin eviniz” yalanı her sabahki toplantılarda ezberletiliyor. O ise bu düzene bilinçli bir itirazla bakıyor. Her türlü baskıya rağmen sendikaya üye olup sendikanın fabrikada örgütlenmesinde öncü olmuş bir kadın o. Sendika ile birlikte ustabaşının yaklaşımının da değiştiğini söylüyor. Örneğin önceden mesaiye kalması zorunlu tutulurken şimdi kalıp kalmak istemediği soruluyor…
Asgari yaşamlar, azami sömürü
Erzincan’daki işçi kadının sıkışmışlığı her bir kelimesinde hissediliyor. Bir yanda ekmek parası için boyun eğmek zorunda olduğu fabrika, diğer yanda “ben de buradayım” dediği gizli ama kararlı duruş. Kendi deyimiyle, üç beş liralık zamların, milyonluk kârlar karşısında nasıl eridiğini görüyor. “Bize reva görülen asgari ücretle ne alabilirim?” diye sorarken sesi, sadece kendi adına değil, hafta sonu ek iş olarak temizliğe giden tüm mesai arkadaşları adına yükseliyor. Ek iş bir rutine dönmüş durumda işçiler arasında. Kadınlar evlere temizliğe, erkekler inşaata ya da tarlaya gidiyor. “Bizi bu duruma getirdiler. Geçinmenin başka imkanı yok” diyor.
Peynir kokulu günlerden tekstil tozuna
Kişisel hikayesi ise bir kaybın ve yeniden başlama çabasının öyküsü. Eskiden 3 çocuğunun babasıyla peynir dükkanı işlettiğini, eşiyle ayrılması sonrası tekstile başladığını anlatıyor. Tekstilin tozu, fabrikadaki havasızlık ve stres, vücudunda sürekli bir enfeksiyon hali yaratmış. “Gece su içmeden yatamıyorum, sürekli bir yanma var içimde” derken, aslında bedeninin bu sömürü düzenine verdiği tepkiyi anlatıyor.
İliç’in tozu, fabrikayı sarıyor
Onun dünyası sadece fabrika duvarlarıyla sınırlı değil. Erzincan’ın büyük yarası İliç ve maden faciası onu da derinden sarsmış durumda. Maden sahasının açılmasının bir “doğa katliamı” olduğunun bilincinde. İliç’teki insanların nasıl bir mecburiyete mahkum edildiğini anlatırken öfkesi daha da keskinleşiyor. “İnsanların meralarını ellerinden aldılar, onları madende çalışmaya mahkum ettiler” diyor. Şirket yöneticilerinin yurt dışı yasaklarının kaldırılmasına, davanın gidişatına dair bir hukukçu titizliğiyle takip ediyor olayları. Ona göre bu, sadece bir kaza değil, bir sistem meselesi. Tekstildeki sömürüyle, İliç’teki can kaybını aynı terazide tartıyor. Her ikisinde de “işçinin ucuz canı” ve “patronun bitmek bilmeyen kâr hırsı” var.
Bir ilmeğin hafızası
Erzincan’da bir tekstil fabrikasında çalışan bu kadın, bizlere işçi portresi denildiğinde sadece yorgun bir yüz değil; düşünen, sorgulayan ve gizli gizli de olsa örgütlenen bir iradeyi gösteriyor. Ve anlattıkları insana şunu hissettiriyor: “Biz buradayız, şapkamızı yüzümüze de indirsek, fabrikada susturulmaya da çalışılsak; madenin hesabını da o gasbedilen mesailerin hakkını da sormaya devam edeceğiz.”
Fotoğraf: Ekmek ve Gül
İlgili haberler
Peri Tekstil işçisi Gökçen’den patrona: ‘Zulmünün karşısında kadınlar mücadele ediyor!’
‘İlk defa Pertek ilçesinde yaşayan kadınlar grev yapıyor. Bu bizlerin başarısı.’
TEKSTİL İŞÇİSİ MELEK: Tek seçeneğimiz var, örgütlenmek...
İşsizlik, geleceksizlik korkusu içinde bırakılan Melek, çocukluğunda oyun gibi gördüğü tekstili, çalışma ve yaşam koşullarını anlattı.
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN
























