Metal işçisi kadın: Bir belirsizliğe gönderildik, karşımıza ‘hayatından vazgeçilecekler listesi’ çıkarıldı
‘Geçim zaten zordu, şimdi imkânsız oldu. Danışıklı dövüş var; devletle işveren birbirini kollayacak, işçiler pahasına bir orta yol bulacak. İşçinin bütün yükü sırtlanmasını hazmedemiyorum.’

Ford Otosan fabrikası Gölcük ve Yeniköy’deki yerleşkelerinde 10 bini aşkın işçinin çalıştığı devasa bir fabrika. Emek Partisi Kocaeli İl Başkanı Arzu Erkan 15 Nisan’da Ford Otosan’da çalışan 11 işçinin testlerinin pozitif çıktığını açıklamıştı. İşçilerin büyük bir belirsizliğe gönderildiği fabrikada çok uzun yıllardır çalışan kadın işçi, hem patronların hem devletin hem de sendikanın el birliğiyle işçileri “yaşamları gözden çıkarılabilecekler” olarak nasıl da büyük bir belirsizliğe ittiğini anlatırken, soruyor: “Bizim yaşamlarımız bu kadar değersiz mi?” 

Geçimin salgından önce de çok zor olduğunu, salgınla birlikte durumun daha da zorlaştığını anlatan kadın işçi bundan sonrası için epey kaygılı… “İnanın 1 hafta sonrasının bile planını yapmıyorum, değil ki hayal kurayım. Günü bitiriyoruz, oh bugün de bitti diyorum, o kadar” cümlesi, işçilerin içine itildiği belirsizliğin faturasını yaşamdan, gelecekten, işçi arkadaşlarından umudunu keserek ödediğini de gösteriyor.

Emek Partisi Kocaeli İl Başkanı Arzu Erkan ise umutsuzluğa itilen işçilerin çıkış yolunu özetliyor: “Umutsuzluk, çaresizlik, bir başınalık hissinden çıkaracak olan tek şey; sorunları, talepleri aynı olanların birleşme kararlılığı ve iradesi gösterebilmesi. Aslında bu sanıldığı kadar zor değil, bir şeylerin yanlış gittiğine ve değişmesi gerektiğine hemfikir olanlar, bunu değiştirmek yönünde ilk adımı önce kendileri atacaklar.”

Ford Otosan işçisi anlatıyor:

GEÇİM ZATEN ZORDU, ŞİMDİ İMKÂNSIZ OLDU

Çok uzun yıllardır Ford Otosan işçisiyim. İlk işim, ilk göz ağrım. Evimden daha çok vakit geçirdim fabrikada; bir vefa duyuyorum. Hiç durmadan çalıştım. Sadece doğumdan sonra izinli olduğum 56 gün hariç. Eşimle fabrikada tanıştık, evlendiğimiz sene karı-koca aynı alan müdürlüğünde çalışamaz diye bir kural vardı, birimizi çıkaracaklardı. Ben kaldım, o ayrıldı. “Ben lise mezunuyum, nasılsa bir iş bulurum” dedi. Ama yıllarca düzenli bir iş bulamadı, orada burada sözleşmeli, haftalık, günlük işlerde çalıştı.

Geçim zaten zordu, şimdi salgınla imkânsız oldu. Hem eşimin hem benim kazandığımla ucu ucuna idare ediyorduk. Korona ilk gündem olduğunda ben sandım ki sanki bize hiç gelmeyecek. Sonrasında mesajlar gelmeye başladı şirketten, ellerinizi sık sık yıkayın gibi... Zaman ilerledikçe vardiya başlangıcında, sonunda planlama yapmak, değerlendirme için yaptığımız toplantılara 5 kişiden fazla kişi katılmasın dendi. Sonra bu toplantılar tümden iptal edildi. Hepsi 1 ayda oldu. Fabrikada kronik rahatsızlığı olanlar ve hamileler uzaklaştırıldı. Bazı yerlerde ateş ölçmeleri başladı. İşçiler olarak kaygımız arttı, ne olacağını bilmiyorduk.

Ama bildiğim bir şey vardı; ne olacaksa olsun olan işçiye olacak. Danışıklı dövüş olacak; devletle işveren birbirini kollayacak, işçiler pahasına bir orta yol bulacaklar. Öyle de oldu. Bize “üretim durduruldu, evlerinize gidin” dendiğinde bize ne olacak hiç bilmiyorduk, hiçbir açıklamayapılmadı. Önce 2 hafta dediler, 3’e çıkabilir dediler. Bir belirsizliğe çıktık. Sendika da hiçbir açıklama yapmadı. Sanki yok gibi. Bak, aradan ay geçti, hala sendikadan bana bir açıklama yapan yok.

HAYATINDAN VAZGEÇİLECEKLER LİSTESİ

İlk 10 gün ben kapattım kendimi, kendi kendime delirdim. Kimseyle konuşamadım, telefonla dahi ailemle, arkadaşlarımla iletişimi kestim, çünkü çok çaresiz hissediyordum kendimi. Sürekli temizlikle uğraşıyordum, evdekilerle dahi diyaloğum yoktu hiç. Ayın 20’sinde para yattı, normal maaşımdan bin lira kadar az. Aile bütçemiz çok sarsıldı tabi.

Geçen hafta iki gün deneme üretimi yapılacak 600 araç için, çalışacakların listesi oluşturuldu; bir tek mavi yakalılar var listede. Kendi kendime “hayatından vazgeçilecekler listesi herhalde bu” diye düşündüm. İnsan kendini çok değersiz hissediyor. İşçiler gitmese çalışmaya dedim içimden, ama bizde öyle bir birlik yok maalesef. Biz işçiler birlik değiliz, birlikte hareket edemiyoruz.

Sonra bu deneme üretimi iptal oldu. Ama ileride yeniden devreye alma olunca işçiler gidecek, gideceğiz mecbur.

İşyerinde 2 arkadaşımızın testinin pozitif çıktığı açıklanmıştı. Eksik bilgi bu; o iki kişi dışında pozitif çıkan başka bir arkadaş da biliyorum. Üstelik çalışmaya devam etmişlerdi. Benim bu fabrikaya bir vefa duygum var, üzerinden atlayıp geçemiyorum bu duyguyu, tamam bu fabrikayı ayakta tutalım ama neden ayakta kalması için sadece işçiler fedakarlık yapıyor? İşçinin, mavi yakanın, bütün yükü sırtlanmasını hazmedemiyorum.

SENDİKAYA ÇOK KIZGINIM

Sendikaya da çok kızgınım. Metal direnişleri olduğu dönem çok ümitlenmiştim bir şeyler değişecek diye, kırılma noktası gibiydi. Ama yaşananlar benim içimde bir şeylerin kırılmasına neden oldu. Eğer o zaman bazı şeyleri değiştirmeyi becerebilseydik, bugün pek çok şey böyle olmazdı, bizim canımız üzerinden yürümezdi işler diye düşünüyorum.

Evdeyiz şimdi, çalışmıyoruz, paramız bu ay yatacak mı yatmayacak mı bilmiyoruz. Ama sonuçta insanın ihtiyaçları durmuyor. Yiyorsun, içiyorsun, faturalar var, kira var, çocukların ihtiyaçları var… Geçen ay kredi kartı kullandım hep, baktım boyumuzu aşmışız. Bu ay daha bir sıkışacağız. İşe ne zaman başlarız bilmiyorum. Havaların ısımasıyla bu salgın biraz daha azalacak diye umuyorum, haziran gibi herhalde sadece özbakımla, kendi kendimize dikkat ederek çalışacağız.

Biz o sıralamaya hiç giremeyeceğiz; devlet-işveren belki belki sonra işçi… Öncelik biz olmadık hiç, bu süreçte de olmayacağız. Ford Otosan diğer otomobil fabrikalarına göre deha güçlü bir fabrika, pazar payı büyük, etraftaki diğer fabrikalarda çalışan işçilere göre belki biraz daha şanslı oluruz ilerde üretim süreci bakımından. Aslında bunda bizim de bir etkimiz var, sonuçta bu gücü kendi malından mülkünden ya da yüreğinden almıyor, orayı biz sırtlanıyoruz. Bu salgına rağmen orayı mavi yakalılar yürütüyor. Bir anda işsiz kalacak insanlar olacağını düşünmüyorum. Düşünmek istemiyorum belki de.

KORONADAN ÖNCE DE ÇOCUKLARIMIN GELECEĞİYLE İLGİLİ ÇOK BEKLENTİM YOKTU, ŞİMDİ HİÇ YOK

Çocuklarımın geleceği hakkında ne düşündüğümü soruyorsun. Ne yalan söyleyeyim bu koronadan önce de benim çocuklarımın eğitimi, geleceğiyle ilgili çok bir beklentim yoktu. Ben elimden geleni yapıyorum, ki o da çok kısıtlı, ama işçi çocuğunun kendisine anne babasınınkinden farklı bir gelecek kurma imkanı bırakmadılar. Hatta öyle ki benimkinden daha zor bir hayatları olacağını düşünüyorum. Benim gibi bir işçi olmalarını istemiyordum eskiden, şimdi ortam öyle ki bir işleri olsa bari diye düşünmeye başladım.

Etrafıma bakıyorum, komşularım, akrabalarım hepsi çok zor durumda. Esnaf olanların hali harap, çok kişi işten çıkarıldı, ücretsiz izne gönderildi. İhtiyacı olana 1000 lira veriyorlar, esnafa 6 ay sonra ödeyecekleri kredi verecekler. Sen bunlarla böyle bir kötü durumla baş edebilir misin? Açıkladığı paketlerde bizim yaramıza derman olacak hiçbir şey yok.

Zaten durum pek parlak değildi, bu salgında gördüklerimle az çok hayalini kurduğum şeyler varsa onlardan da vazgeçtim. Mesela son 5 yıldır bir çocuğum daha olsun istiyordum; vazgeçtim. Nasıl yeteyim? Tam 4 sene oldu, tatile gidemedim ben. Hep “bu sene inşallah” dedik, hiç olmadı. Bundan sonraki hayatımızda tatil yüzü görür müyüz bir daha. Valla sanmıyorum. Yani daha güzel günlerin bizi beklemediğini biliyorum.

İnanın 1 hafta sonrasının bile planını yapmıyorum, değil ki hayal kurayım. Günü bitiriyoruz, oh bugün de bitti diyorum, o kadar.

ÖYLE AĞIR ÇALIŞIYORDUM Kİ, DURUP ÇOCUKLARIM İÇİN KENDİMİ KAHREDECEK HALİM KALMIYORDU

Evin içinde iş yüküm arttı desem doğru olmaz. Biraz şöyle bir şey var; benim çocuklarım her işlerini kendileri yapmayı daha bebekken öğrendiler. Öğrenmek zorunda kaldılar yani. Ben ağır işçiyim; sabahın köründe gidip akşam eve geliyorum, vardiyalarım oluyor. 56 günlüktü çocuğu bırakıp işe gittiğimde. Öyle ücretsiz izin filan almak da yoktu o zamanlar, olsa da ihtiyacımız çoktu ben alamazdım. Benim çocuklarım birinci sınıftan beri kendileri hazırlanır okula gider, okuldan çıkıp eve kendileri gelir, biz eve gelene kadar kendilerini idare ederlerdi. Başka şansımız da yoktu hani. İkisi de yemek yapmayı bilir, sorumluluk alır. Ben çocuklarım küçükken “aman da benim çocuklarım rezil oluyor” diye kendimi kahredebilecek olanağa bile sahip değildim, öyle çok öyle zor çalışıyordum ki. Eşim işsizdi, günübirlik işlere gidip geliyordu. Çocuklara bakıcı tuttuk, yürütemedik. Komşu, neneler, akrabalar arasında büyüdü çocuklar. 2 vardiya çalışıyordum o zamanlar, zaten yoğundu, eve geliyordum sürekli bir şeyler yapıyordum. Nasıl bir yorgunluk… Yatar yatmaz da uyuyordum hani böyle bi durayım, düşüneyim, üzüleyim durumum yoktu. Her şeye ben koşuyordum, çocuklar ve eşim zamanla benim elimle ehlileşti, şimdi herkes evin içinde her işi yapar. Bu salgın günlerinde evin içinde işle ilgili bir derdim yok, evin geçimiyle ilgili, geleceğiyle ilgili derdim büyük. Yaşayıp göreceğiz…


BİR ŞEYLERİN DEĞİŞMESİ GEREKTİĞİNE HEMFİKİR OLANLAR, DEĞİŞİM İÇİN İLK ADIMI ÖNCE KENDİLERİ ATMALI
Emek Partisi Kocaeli İl Başkanı Arzu Erkan:
Ford Otosan, üretimde ve ofiste çalışanı ile toplamda 10 bini aşkın kişinin çalıştığı, neredeyse kasaba büyüklüğünde bir fabrika. En küçük üretim birimi en fazla 8 kişiden oluşuyor ve bunlar çay molalarına dönüşümlü olarak çıkıyorlar. Çalışma saatleri içerisinde işçilerin birbirleri ile iletişim kurdukları tek zaman dilimi yemek molası, ki bu da yarım saatle sınırlı. Yüzlerce işçinin aynı anda yemek sırasına girdiğini düşünürsek de iki çift kelam etmenin bile ne kadar güç olduğunu daha iyi anlayabiliriz. Tablo böyle olunca işçilerdeki genel algıda fabrikada yaşanan sorunları sadece kendisinin gördüğü, hiç kimsenin, hiçbir şeye itiraz etmediği ya da edemediği, sorunların ortadan kaldırılması noktasında hiçbir çabanın olmadığı, yalnız başına da bir şey yapılamayacağına göre hiçbir şeyin değişmeyeceği/değiştirilemeyeceği yönünde. Bu sorunların üzerine bir de Türk Metal bürokrasininin sermaye işbirlikçisi rolünü de ekleyince umutsuzluk ve çaresizlik hissi ana gövde üzerinde hakim denilebilir. Kuşkusuz bu tablo içerisinde en dezavantajlı konumda olan kadın işçiler. Geçmiş pratikleri sermaye açısından herhangi bir kriz anında en kolay gözden çıkarılacakların kendileri olacağını hep akılda tutmalarına neden oluyor. Bu tablo elbette ki değişebilir, bu değiştirme isteği ve iradesinin en somut örneği 2015 Metal Direnişi'ydi kuşkusuz. Direniş, hareketin öne çıkardığı ileri işçilerin tasfiyesi ile sonuçlanırken, kazanımlar da son derece sınırlı kaldı. Ama bu direnişin öğrettiği de çok şey var. En başta da işçilerin kendi iç örgütlenmesinin, birlikteliğinin, karar alma ve uygulama aşamalarında etkin olmalarının bir şeyleri değiştirebilmek için kaçınılmaz olduğu.
Salgın dönemi metal işçileri açısından çok ciddi sonuçlara yol açtı; üretimin durduğu fabrikalarda işçilerin yaşadığı belirsizlik, sendikaların da işçilerin haklarının gasp edilmesine dönük adımlara adeta paydaş olmaları, işçilerin aileleriyle birlikte büyük bir geçim derdine ve geleceğe ilişkin korkuya mahkum edilmeleri anlamına geldi. Özellikle kadın işçiler bakımından ev içi yüklere eklenen bu belirsizlik ve geçim derdi, kadınların fiziken ve ruhen iki kat fazla sorun yaşamalarına da neden oluyor.
Umutsuzluk, çaresizlik, bir başınalık hissinden çıkaracak olan tek şey; sorunları, talepleri aynı olanların birleşme kararlılığı ve iradesi gösterebilmesi. Aslında bu sanıldığı kadar zor değil ama şunu da ifade etmek gerekir ki, bir şeylerin yanlış gittiğine ve değişmesi gerektiğine hemfikir olanlar, bunu değiştirmek yönünde ilk adımı önce kendileri atacaklar. Yanı başında aynı tezgahta çalıştığı arkadaşından, aynı mahallede oturduğuna kadar herkes aynı dertlerle muzdarip. Birleşmek için de tek yapılması gereken; en can yakıcı, herkesi birleştirecek talepleri bulup, bu talepleri elde etmek için ne yapılacağına, kimlerle yapılacağına, bu en yakınındakilerle karar verip, bunun adımını atmak.
Metal işçileri bu deneyime sahip, yürünmesi gereken yolun ne olduğunu mücadele deneyimlerinden biliyor. En küçük üretim biriminde başlayıp fabrika geneline yayılacak işyeri komiteleri, metal fırtına döneminde de en çok tartışılan çıkış yoluydu, bugün salgın döneminin faturasını ödememek için de yapılacak olan bu. İşyerinde yaşanan sorunlardan, sendikanın tutumuna, ülkede yaşanan işçi sınıfı ve emekçiler aleyhine gelişen saldırılara kadar herşeye çözüm üretmenin adresi de bu komiteler. Bunu yapmak için sadece dönüp yanıbaşındakine el uzatmak yeterli. Bu ilk adım atıldığında gerisi çorap söküğü gibi geliyor. Metal Fırtına en çok da bunu gösterdi.
İlgili haberler
Ücretli öğretmen: Devrilmeye çok müsait durumdaydı...

‘2 üniversite bitirdim, 4 dil biliyorum, kendimi geliştirmek için ha bire uğraşıyorum. Ailemin evind...

Sağlık emekçisi kadınlar: Şu an hastanelerde öteki...

‘Sağlık Bakanı’nın ötekileriyiz gerçekten. Biz hemşireler, teknisyenler, biyologlar, güvenlik sekret...

Gıda işçisi kadın: Fabrikada sabun yok, ‘Sabunu ev...

‘Arkadaşlarımla görüşüyorum. Onlar da korkuyorlar ama mecburlar, gitmekten başka çareleri yok yani....

Tarım işçisi kadın: ‘Korkuyoruz ama, aç kalmasın ç...

Kovid-19 salgını sonrası mevsimlik olarak çalıştıkları tarlalara gidemeyen tarım işçileri, yoklukla...

Kadın gazeteci: Ofise metrobüsle gidip gelmek zoru...

Salgın sürecinde evden çalışamayan bir gazeteci anlatıyor: “Sosyal mesafeyi koru, zaten metrobüse bi...

Belediye işçisi Fatma: ‘Kat görevlisi arkadaşım Co...

İzmir’de bir ilçe belediyesinde çalışan Fatma kat görevlisi olarak çalışan bir iş arkadaşının poziti...