Geçim sıkıntısı A Haber izleyerek geçmiyor maalesef...
Çaresizlik insan cinsinin yaşayacağı en korkunç duygu belki de. Ancak çaresizliğimizin müsebbipleri bizler değiliz. Bunu hatırlatmaktan bıkmayalım, usanmayalım, utanmayalım.

İntihar vakaları ile sarsılıyoruz günlerdir. Hiç alışık olmadığımız şeylere tanıklık ediyor, dehşet içerisinde neler oluyor diyoruz? Yoksulluk ve geçim sıkıntısı yok olan hayatların temel nedeni. Uzun süredir işsiz, kirasını ödeyemeyen, bakkala borcunu veremeyen, kapı dışarı çıkamayacak duruma gelmiş olmamızın sonuçları çok acı karşımızda işte.

Son yılların en ağır ekonomik krizi altında rutin yaşamı ve bu yaşamın ihtiyaçlarını çözmeye çalışıyoruz. Ama elimizdeki hiçbir şeye yetmiyor. Sürekli artan fiyatlar, o da yetmezmiş gibi elektriğe, doğal gaza gelen zamlar... Ücretler artmaz hatta işsizlik burnumuzun dibindeyken içinden çıkılmaz bir kısır döngü karşımızdaki.

İstanbul ve Antalya’daki aileler, tek tek çeşitli illerde duyduğumuz örnekler ülkede geldiğimiz noktanın en acı özeti olarak karşımızda duruyor.

TÜİK’in 2018 yılı Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması sonuçlarına dönüp baktım yeniden. Araştırma; en zengin yüzde 5’lik kesimin gelirinin yüzde 19.6 artarken, diğer bütün gelir gruplarının gelirlerinde en zengin kesimle karşılaştırılamayacak derecede küçük artışlar olduğunu gösteriyor. Dört yılda, toplumun yarıdan fazlasının gelirleri reel olarak yüzde 1.5’in altında artarken; toplumun yüzde 95’lik kesiminin gelirlerindeki artış yüzde 4.5’in altında kalmış.

Anlayacağınız Türkiye’deki son yıllardaki ekonomik gelişmeler; OHAL, emek hareketleri üzerindeki baskılar, grev yasakları, ekonomik kriz, artan enflasyon ve dahası kur şoku toplumun büyük çoğunluğunu vururken en zengin kesimi pek de olumsuz etkilememiş. Sermaye ve rantiye kesimlerinin, en üst düzey müdür ve yöneticilerin gelirleri artarken, emekçi kesimlerin gelirleri dört yılda ya çok az artmış, ya da düşmüş.

Özetle birilerinin gelirlerinde bir azalma yok iken ülkenin neredeyse tamamını oluşturan emekçiler açısından ücretler eriyor, gelir düşüyor. Bunun yanına bir de işsizlik eklendiğinde tablo daha da vahimleşiyor. İşsizlik oranları büyük bir hızla artıyor, özellikle gençler ve kadınlar arasındaki işsizlik korkunç boyutlarda.

TÜİK verilerine göre Türkiye’de 4 milyon 730 bin kişi işsiz. Bu sayının 1 milyon 773 bini kadın. Gerçek rakamlar ise çok daha fazla. Genel işsizlik oranı ise yüzde 14.7. Yani iş arayan her 15 kişiden biri işsiz! Kadın işsizlik oranı ise 16.9. Türkiye’de genç işsizlik oranı yüzde 26.1; genç kadın işsizliği ise 29.3.

Ne eğitimde ne istihdamda olan genç kadınların oranı yüzde 32.2.

Türkiye’de 11 milyon 127 bin kadın ev işleri ve bakım hizmetleri nedeniyle çalışma hayatına giremiyor.


İstihdam sağlanması konusunda bir şeyler yapılması, kamu kaynaklarının emekçiler için kullanılması, işsizlik fonunun işsiz kalanların tamamının kullanımına açılması gibi önlemler alınması gerekir, emekçilerin yaşamlarını nasıl rahatlarız diye düşünmesi ve çaba harcaması gereken yönetenler ne yapıyor peki?

İşsizlik fonunun yağmalanması için öneriler sunuyorlar mesela. İşsizlik fonundan dağıtılacak parayı 2020 yılında sınırlandırmak istiyorlar. Kamu Bankalarının açıklarının kapatıldığı, aklınıza gelen her mesele için kullanılması düşünülen bu fon emekçiler için düşünülmüyor ne ilginç ki.

Bir yandan kamu harcamaları, mesela yönetenlerin masrafları kısılmıyor kesinlikle. Cumhurbaşkanın uçaklarının sayısında, sarayın harcamalarında, bakanından valisine kadar her düzeyden bürokratın makam araçlarında bir azalma olmuyor.

İstanbul’daki dört kardeşin psikolojilerinden söz edip, esas sorunun yoksulluk olmadığını, Antalya’daki babanın bir katil olduğunu tartıştırmaya çalışan yandaş medya konuyu esas meseleden kaçırmaya çalışıyor.

Ama yoksulluk öyle unutturulabilecek bir şey değil ki. Geçim sıkıntısı A Haber izleyerek geçmiyor maalesef. Her ay ödenmesi gereken kiralar, çocuklara verilmesi gereken harçlıklar, gidilmesi gereken pazarlar, alınması gerekli gıda malzemeleri var. Şimdi bunları alamayan, bu ihtiyaçları için para bulamayan bu ülkenin neredeyse tamamına ne deseniz, ne anlatsanız boş.
Çaresizlik insan cinsinin yaşayacağı en korkunç duygu belki de. Yapabileceği bir şey kalmamak, çıkış yolları bulamamak ve en kötüsü kendi başına kalmışlığın adı belki de. Devlet gerçek bir sosyal devlet olsa, işsiz kalan geçinilebilecek bir işsizlik maaşı alabilse, kirasını ödeyemeyen için kira ödemeleri yapılsa ve bunlar bir sadaka gibi değil de devletin esas görevlerinden biri olarak sunulsa olur muydu yoksulluğun sebep olduğu bu intiharlar acaba?

Çaresizliğimizin müsebbipleri bizler değiliz işte onu demeye çalışıyorum. O yüzden dertlerimizi çözmesi gerekenlere hatırlatmaktan bıkmayalım, usanmayalım, utanmayalım.

İlgili haberler
Bu yoksulluk ve şiddete karşı bi şey yapmalı!

Kadınlar krizle birlikte sadece daha da yoksullaşmıyor aynı zamanda şiddetin her türlüsüne daha fazl...

Milyonların hayatı aynıyken 4 kardeşin intiharı ‘m...

Kapıya ‘Dikkat, siyanür var’ yazısı asılarak intihar edilen evdeki yoksulluk bugün 11 milyon insanın...

Mobbing intihara sürükledi: Sözleşmeli öğretmen ya...

Sözleşmeli öğretmen 25 yaşındaki Saadet H, maruz kaldığı mobbing nedeniyle intihar etti. Eğitim Sen...