Ekranda aksiyon, gerçek hayatta savaş
'İncirlik semtinde oturan arkadaşım, sürekli tüm tanıdıklarını arayıp helallik istiyor. Kaygı had safhaya ulaşmış durumda.'

Aksiyon filmlerini sever misiniz? Ben pek sevmem! Yoğun şiddet görüntüleri içerir: sürekli patlayan bombalar, yanan evler, paramparça olan arabalar... Ölen insanlar, o kanlı görüntüler hızla ekrana gelir ve gider. Hollywood bu filmlerle şiddeti günlük hayatımıza sinsice yerleştirdi.

Bu aksiyon filmleri görsel hafızamızda öyle yer etmiş ki! Dünyanın herhangi bir yerinden savaş ve çatışma görüntüleri geldiğinde bir aksiyon filmine bakar gibi bakıyoruz. Herhangi bir empati kurmadan, ölü sayısına göre savaşın şiddetini ölçüp günlük rutin hayatımıza devam ediyoruz. Kimimiz kumandayla bir film, bir dizi açıp sanki dünyanın bir tarafında can pazarı yaşanmıyormuş gibi rutinimize dönüyoruz.

Günlerdir yanı başımızda, Ortadoğu’da yine savaş rüzgarları esmeye başladı. Amerika önce İran’da kız çocuklarının gittiği bir okulu vurdu. İnsanlığa karşı işlenen suçlar kapsamında bu aslında bir savaş suçudur. Görüntüleri izlediniz mi? Aksiyon filmi izler gibi değil; korkudan kaçışan küçücük çocukları, ölen ve yaralanan çocukları içi kan ağlamadan izleyebilen herkesin bir kez olsun dönüp insanlığını ve vicdanını sorgulamasını isterim.

Empati kurmak zor iştir! Karşınızdakinin duygularına ortak olmak, onun duygularını hissetmekle kalmaz; meselenin bir parçası haline de gelirsiniz. Empati size sorumluluk da yükler.

Adana’da yaşıyor olmak bana da fazlasıyla empati kurma zorunluluğu getiriyor. 1952 yılında Adana’da kurulan İncirlik Hava Üssü, ABD ve NATO ülkelerinin Ortadoğu’daki operasyonları için kritik ve lojistik önem taşıyor. Bununla birlikte her Ortadoğu savaşında da ilk hedefler arasında yer alıyor. Tarafı olmadığımız bir savaşın hedefleri arasındayız. O televizyonlarda gördüğümüz savaşın yıkıcı hâlini yaşamamız an meselesi.

Şehirde sürekli “Bu akşam İncirlik Üssü’nü vuracaklarmış”, “Askerler üssü boşaltmış, bu hafta kesin füze atarlar” diye konuşuluyor. İncirlik semtinde oturan arkadaşım, sürekli tüm tanıdıklarını arayıp helallik istiyor. “Belki bir daha görüşemeyiz, hakkınızı helal edin” diyor. Günlerdir uyuyamıyor; aldığı uyku ilaçları da fayda etmiyor. Kaygı had safhaya ulaşmış durumda. Hiçbir söz sakinleşmesini sağlamıyor. Savaşın bitmesi için dua ediyor.

O ünlü aksiyon filmlerinde bu korkulara, kaygılara yer verilmiyor tabii ki. Filmlerde tüm dünya savaşırken, hatta dünyanın sonu gelmişken bir kurtarıcı ortaya çıkıyor. Küstah bir özgüvenle kötü adamları yenip dünyayı kurtarıveriyor. Ama gerçek hayatta böyle bir kahraman yok.

Bu filmler şiddeti hayatımıza normalleştirerek yerleştirmekle kalmıyor; bir de “Siz hiçbir şey yapmayın, bir kurtarıcı gelip sizi kurtaracak” mesajı veriyor. Siz suya sabuna dokunmayın, bekleyin; nasıl olsa bir kurtarıcı gelip sizi kurtaracak!

Kimse gelip sizi kurtarmayacak! Savaşı çıkaranlar, çıkarları için sizi çoktan gözden çıkarmış olacaklar zaten. Kurtarıcı beklemeden ya da savaşı çıkaranların insafa gelmesini beklemeden tüm dünya ve bölge halkları birleşip savaşa karşı çıkmalıdır. Bu savaşın amacının ne İran’a ne de bölge halklarına özgürlük götürmek olmadığını biliyoruz. Amacın, İran’ın kaynaklarının emperyalistler tarafından paylaşılması olduğunu biliyoruz.

Bizler hiçbir dünya halkına karşı düşman değiliz. Savaşınızı desteklemiyoruz ve savaşmayacağız.

Fotoğraf: Özgün Ekin Baran Türker

İlgili haberler
Savaşın, krizin, şiddetin yükünü sırtlanmak istemiyoruz

Biz kadınlar ne savaşın ne ekonomik krizin ne de şiddetin yükünü sırtlanmak istemiyoruz. Hiçbir kadın, hiçbir çocuk bu savaşın mağduru olmamalı. Ölümle burun buruna korkarak yaşam sürdürmemeli.

Tüm dünyayı saran emperyalist barbarlığa karşı mücadeleye!

Bugün ‘ateş düştüğü yeri yakar’ söylemini çoktan geride bırakmış durumdayız. Ateşin düştüğü yeri değil, hepimizi yaktığı bir dönemden geçiyoruz.

Garibana ‘Ya savaşta öl ya da açlıkta’ deniliyor

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları Tuzluçayır’da savaş kaygısını büyüttü. Kadınlar hem olası füze tehdidini hem de savaşın yoksulluk ve göç üzerinden hayatlarına etkisini tartışıyor.


Editörden