AKP’nin 25. yaşı: Çeyrek asırda kadınların hayatı nasıl değişti? – 2
Güvencesizliği örgütleyen istihdam politikaları, kadınların hayatını hiçe sayan yargı kararları... AKP çeyrek asırlık hayatında kadınları sömürüye, şiddete ve eşitsizliğe daha fazla mahkum etti.

Yazının birinci kısmını okumak için tıklayın.

***

Meclis bünyesinde 2016 yılında kurulan "Boşanma Nedenlerinin Araştırılması Komisyonu" çalışmalarının sonunda bir rapor yayımladı. Raporda; aile içi şiddet durumunda arabuluculuk getirilmesi, boşanmaların azaltılması için önlemler alınması, nafaka hakkının kısıtlanması gibi öneriler yer aldı. 2016 yılından bu yana raporda yer alan başlıklar çeşitli biçimlerde gündemde tutuluyor. 

Boşanma komisyonunda yer alanlar, kadınları aile içerisinde tanımlamakla mümkün olacaktı. Yıllarca bunu çeşitli biçimlerde uygulayan iktidar aile yılı ilanı ile daha elverişli bir ortam oluşturdu. Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından 2025 yılı aile yılı ilan edildi. 2025 yılındaki uygulamaların kalıcı bir devlet politikası haline getirilmesi amacıyla, 2 Mayıs 2026 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan 2026/4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi ile süreç 10 yıllık bir sürece taşındı. 

Kadının değil ailenin korunduğu, nüfus artışının temel gündem yapılmak istendiği, erken yaşta evliliklerin devlet eliyle teşvik edilmeye çalışıldığı, aile ile uyumlu iş yaşamı adı altında ağır sömürü koşullarının kadının kaderi haline getirilmek istendiği, çocukların ücretsiz kreşler yerine komşu annelere teslim edilmesine ilişkin Bakanlıkların projeler geliştirdiği bir yıl oldu aile yılı.  

Eşitsizlik iktidar eliyle örgütlendi

2025 aile yılının iktidar açısından en temel başlıkları nüfus politikası ve kadınların esnek çalışması oldu diyebiliriz. Üç çocuk ısrarı her fırsatta vurgulanırken, kadınların nasıl doğurduğu dahi tartışma konusu oldu. Sağlık Bakanı çocuk sahibi olmayan çiftleri aile olarak tanımlamadığını belirtirken, Sivasspor sahaya “normal doğum” pankartı ile çıktı. Bununla birlikte LGBTİ’lere dönük nefret her fırsatta körüklendi. Yaşamsal tehlikelere neden olacak açıklamalar, yasa teklifleri yıl boyunca sürekli gündemde tutuldu. Sincan Kadın Kapalı Hapishanesi’nde tutuklu bulunan trans erkek mahpus Poyraz’ın 1 Aralık 2025’teki şüpheli ölümü tam da bu yaşamsal tehlikenin ne kadar gerçek olduğunu somut olarak ortaya çıkardı.

Kadın erkek eşitliği arasındaki makası giderek artıran açıklamalar, uygulamalar ısrarla sürdürüldü. Diyanet İşleri Başkanlığının kadınların örtünmesini emreden ve miras hakkından vazgeçmesi gerektiğini ifade eden Cuma hutbeleri işi başka bir aşamaya taşırken; müzik grupları, şarkı yazan söyleyenler “genel ahlaka aykırılık” gerekçesiyle kendilerini adliyelerde buldu. Üstelik Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı şikayetçi olarak yer aldı bu hukuksuzluklarda.

Aile Bakanlığı ve tüm kamu kurumları aile on yılı kapsamında çalışmalar planlıyor 2025 yılından bu yana. Sığınak açmayan, kreşlerin yaygınlaştırılmasına ilişkin bir planı olmayan, kadına yönelik şiddetin nasıl engelleneceğine ilişkin kapsamlı bir çalışma yapmayan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı 2025 yılından bu yana aile dedi sadece.

Bakanlık bütçeleri bu durumu anlamak için somut bir kanıt. Bakanlık 2026 bütçesinde hali hazırda 150 olan sığınak sayısını sadece 151’e çıkarmayı öngörüyor mesela. Kadınların yaşadıkları şiddet giderek artarak ülkenin en önemli sorunlarından biri haline gelirken giderek daha az sığınak hedefleyen bir Bakanlık var karşımızda.

Yoksulluk ve istihdamda kadın

Tüm bu tablo kadınların yaşadığı şiddet ve cinayetlerin artmasına neden olurken, bir yandan da yoksulluk özellikle son dönemlerin en temel gündemi haline geldi. AKP’nin “Kadın istihdamını arttırdık” iddiaları tüm rakamlar ve somut gerçeklik karşısında bir anlam ifade etmedi. Hükümetin aile odaklı politikaları ve "en az üç çocuk" söylemleri, kadınların eşit bir çalışma hayatının önünde temel engellerinden biri haline geldi. Örneğin, TÜİK verilerine göre iş gücüne dahil olmayan milyonlarca kadının temel gerekçesi halen "ev işleriyle meşgul olmak.

İstihdam edilen kadınların önemli bir kısmı tarım, tekstil ve hizmet sektörlerinde sigortasız (kayıt dışı) ve düşük ücretlerle çalışıyor. Kadınlar arasındaki kayıt dışı istihdam oranı erkeklere göre her dönem daha yüksek seyretti. Kadınların istihdamda kalmasını sağlayacak kamusal ve ucuz kreşlerin (çocuk bakım evleri) yetersizliği, özellikle çocuk sahibi olan kadınların iş hayatından erken kopmasına neden olan en büyük engellerden biri oldu.

TÜİK’in açıkladığı Haziran 2026 verilerine göre, Türkiye'de iş gücü ve işsizlik oranlarında kadınlar ile erkekler arasında çok belirgin bir uçurum var. DİSK-AR gibi verilerine göre geniş tanımlı kadın işsizliği oranı ise yüzde 40'ın üzerinde seyrediyor. Her üç kadından sadece biri istihdamda. Genç erkeklerde işsizlik yüzde 11,2 seviyesindeyken, genç kadınlarda bu oran yüzde 21,8'e kadar çıkıyor.  

İktidarın önerdiği aile ile uyumlu çalışma yaşamı; esnek veya yarı zamanlı çalışma ise kadın işsizliğine çözüm bulmaktan ziyade çalışan kadınları daha büyük bir yoksulluğa itmek anlamına geliyor. Esneklik; kadınların gelirleri, kıdem tazminatları ve ileride alacakları emekli maaşlarının belirsizliği anlamına geliyor. Bu durum kadının tek başına bir hayat kuramaması demek esas olarak.   

Bakım yükünün kadının üzerine bırakılması da bir diğer önemli nokta. “Aile ile uyumlu iş yaşamı” söylemi, kadının çocuk bakımı ve ev içi angarya gibi sorumlulukları üstlenirken aynı zamanda çalışma hayatında yer almasını ifade ediyor. Bu yaklaşım, söz konusu iş ve görevlerin esasen kadının sorumluluğunda olduğu kabulüne dayanıyor; dolayısıyla kadınları düşük ücretli, güvencesiz ve geleceksiz bir çalışma yaşamına mahkum etmenin bir aracı hâline geliyor.

Yargının kadınlarla imtihanı 

AKP’nin iktidarda olduğu 2002-2026 yılları arasındaki dönemde, yargının kadına yönelik şiddet, cinayet, cinsel istismar dosyalarındaki kararları çok tartışıldı. Bu davalarda özellikle "haksız tahrik", "iyi hal (takdiri indirim)" uygulamaları ve tarikat/vakıf bağlantılı çocuk istismarı dosyaları tartışmaların odağında yer aldı. 

Son dönemde Adalet Bakanı olan Akın Gürlek’in Gülistan Doku, Rojin Kabaiş gibi dosyaları çözmek üzere yarattığı gündem, kadınlar için adalet olmadığı gerçeğini değiştirmedi. Ülkenin yargı üzerinden dizaynının sembolik isimlerinden Akın Gürlek’in kadınlar için adalet sözlerini aşağıda yapacağımız özetle birlikte düşünelim şimdi:

• Rabia Naz Vatan’ın ölümüne ilişkin Vatan’ın babasının mücadelesi, dönemin AKP Genel Başkan Nurettin Canikli’nin adaletin sağlanmasına karşı bir kalkan olduğu bir sürece dönüştü. Canikli’nin şikayeti üzerine baba Şaban Vatan cezaevinde yattı. Olayı takip eden gazeteci Metin Cihan, aldığı tehditler nedeniyle ülkeyi terk etmek durumunda kaldı. Dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, baba Şaban Vatan’ın iddialarının yersiz olduğunu açıkladı.

• Nadira Kadirova, bakıcı olarak çalıştığı AKP İstanbul Milletvekili Şirin Ünal'ın Ankara'daki evinde, 23 Eylül akşamı yaşamını yitirdi. ‘İntihar etti’ denildi ve olayda birçok çelişki olmasına karşın dosya kapatıldı.  

• Elazığ’da 28 Mart 2019’da evinde ölü bulunan Fırat Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencisi Yeldana Kaharman’ın ölümü ile ilgili Mehmet Ağar’ın AKP’li milletvekili oğlu Tolga Ağar’ın adı geçti ve ilgili haberlere erişim engeli getirildi. Bu ölüm de kayıtlara intihar olarak geçti.    

• Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi öğrencisi Rojin Kabaiş’in ölümüne ilişkin çelişkili Adli Tıp Raporları 2025 yılının en çok konuşulan konularından biri oldu. Otopsi kaydına “boğulma” olarak geçen ölüm, otopsiye üniversite rektörünün girdiği iddiaları ile ciddi bir noktaya taşınırken, yeni gelen Adli Tıp Kurumu raporu olayın intihar değil cinayet olabileceği şüphelerini güçlendirirdi. Öte yandan Valiliğin ve üniversitenin “intihar” açıklamalarının soruşturmanın yönünü yanlış biçimde yönlendirdiği de ifade ediliyor.

• Eski bir polis memuru tarafından öldürülen Ayşe Tokyaz cebinden koruma kararları çıkan, faillerini defalarca devlete bildirmiş kadınlardan biriydi. Ayşe'nin uzun süre şiddete maruz kaldığı ve durumu defalarca resmi makamlara bildirdiklerini yakınları açıkladı. Üstelik delilleri ortadan kaldırdığı için tutuklanan polisler de var dosyada. Ayşe Tokyaz’ın faili eski polis Cemil Koç’a hukuka aykırı yollarla bilgi aktardıkları tespit edilen iki polis memuru kasten öldürmeye yardım suçlamasıyla esas davada yargılanıyorlar.  

• Temmuz 2020'de Pınar Gültekin'i katleden Cemal Metin Avcı hakkında verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası 2025 yılının şubat ayında Yargıtay tarafından bozuldu. "Tasarlayarak ve canavarca hisle kasten öldürme suçundan" verilmiş olan cezaya ilişkin Cemal Metin Avcı'nın Pınar Gültekin'i "canavarca hisle ve tasarlayarak öldürmediği, kendisine aynı zamanda haksız tahrik indirimi uygulanması gerektiği" belirtilerek bozma kararı verildi. Tasarlayarak ve canavarca hisle öldürmenin tüm unsurlarının bulunduğu bu cinayette verilmiş olan bozma kararı Yargıtay’ın sanıkları kurtaracak içtihadı olarak kayıtlara geçerken, hiçbir kadının güvende olmadığı 2025 yılında bu şekilde ilan edildi.

• İzmir'de 28 yaşındaki Ceyda Yüksel'in katili Serkan Dindar'a verilen müebbet hapis cezası, Yargıtay tarafından "cinsel ilişki teklifini reddetmesi" haksız tahrik sayılarak 18 yıla indirildi ve onandı.

• Üniversite öğrencisi Şule Çet, Ankara'da bir plazanın 20. katından şüpheli bir şekilde düşerek hayatını kaybetti. Olayın intihar değil, cinsel saldırı sonrası cinayet olduğu ortaya çıktı. Kadın örgütlerinin adliye önlerinde aylarca süren nöbetleri ve kamusal baskı sayesinde sanık Çağatay Aksu müebbet ve 12 yıl 6 ay hapis cezası aldı. 

AKP’nin kuruluşundan bu yana geçen çeyrek asırda kadınlar; sömürünün, cezasızlığın, şiddetin ve eşitsizliğin pençesine daha fazla sıkıştırıldı. İktidar temsilcilerinin anlattığı her “her şeyi iyi yapıyoruz” masallarının karşısında kadınlar daha derin bir uçuruma sürükleniyor. Ancak tüm bunların karşısında kadınlar, kendilerini bu uçuruma itenlerin karşısında mücadeleyi büyütmeye de devam ediyor.

Fotoğraf: TCCB

İlgili haberler
AKP’nin 25. yaşı: Çeyrek asırda kadınların hayatı nasıl değişti? – 1

AKP’nin çeyrek asırlık geçmişi, kadınlar açısından yıllar içinde eşitlikten uzaklaşan politikaların, artan şiddetin ve hak kayıpları girişimlerinin tarihi oldu.

AKP’nin 21 yılında kadınlar-2 | Güvencesizleşen, esnekleşen kadın emeği

21 yıllık iktidar boyunca kadın emeği hangi süreçlerden geçti, kadınlar hangi hakları için nasıl mücadeleler verdi, kadın emeğinde 21 yılın ardından son durum ne, bir bakalım...

AKP seçim beyannamesinde kadınlar-2 | Kendi kendini yalanlayan beyanname

AKP'nin seçim beyannamesinde veriler, ifadeler kendi içlerinde birbirini yalanlıyor. Peki bu beyanname kadınlara gerçekten ne söylüyor? Yazı dizimizin ikinci yazısında...


Editörden