Birleşik Tekstil Dokuma ve Deri İşçileri Sendikası(BİRTEK-SEN) Malatya’da düzenlediği etkinlikte kadın işçilerle bir araya geldi. Etkinlikte kadın işçilerin iş yerinde ve evde karşılaştığı sorunlar, sömürünün kaynakları, sendikal anlayış ve işçi direnişlerindeki kadın deneyimleri ele alındı. Emek Partisi (EMEP) Milletvekili Sevda Karaca da bu etkinliğe konuşmacı olarak katıldı.
BİRTEK-SEN Malatya Temsilcisi Halime Sancak kadın işçilerin fabrika içinde ve dışında yaşadıklarına ve geçtiğimiz yıl BİRTEK-SEN’in yayınladığı Güneydoğu Anadolu Bölgesinde Tekstil Sektöründe Kadın Emeği ve Sendikal Algı Raporu’na değindi.
Kadın ve erkek işçilere muamelenin çok farklı olduğundan bahseden Sancak, “Bana dediler ki ‘Senin çocuğun ateşlendi. Ama bu akşam mesaiye kalmazsan yarın çocuğunu hastaneye götüremezsin’ Bu direkt anneye yapılan bir şey, babaya çok yapılmaz” dedi.
‘Mülakatta bayılan kadınlar biliyorum’
Fabrika mülakatlarında kadın işçilere sorulan soru miktarının dahi erkeklerden farklı olduğunu söyleyen Sancak, “Hastalığını soruyor. Dizin ağrıyor mu, gözün görüyor mu? Evlenecek misin, yüzük gördüm, evli misin? Çocuğunuz var mı, kaç tane? Okula gidecek misin, sen bak lise mezunusun da yaşın küçük. Üniversite düşünüyor musun? Bunların hepsi niye kadına soruluyor? Erkeğin tek bir sorunu var: Askerlik. Ama kadına o kadar çok soru soruyorlar ki ben mülakatta bayılan kadın biliyorum. Erkekler mülakata geldiklerinde bir iki saat içerisinde fabrikadan çıkarken kadınlar bir gün, yarım gün kalıyor” diye konuştu.
‘Böyle bir devlet vardı’
EMEP Antep Milletvekili Sevda Karaca ise, sömürünün kaynağına ve kadın işçilerin sistem içerisindeki yerine dair konuştu. İşçi devletinde ev işlerinin kadının üzerine yüklenmediği, toplumsal bir organizasyonla halledilebildiği bir düzenin mümkün olduğunu söyleyen Karaca, “Bunların her biri bir iş ve o işi yapanların da işçi olduğu, emeklerinin karşılığını aldığı ama bütün toplumun o işin faydasını gördüğü bir düzende mümkün. O organizasyonu yapabilir işçi devleti. Ama kapitalist devlet, bu sömürü düzeni, kadınların bunu zaten karşılıksız bir biçimde yapacağına ilişkin bizi eğittiği, donattığı, bizi öyle yetiştirdiği, bir suçlu aranacaksa da hep ‘kadınlar yüzünden’ diye asıl sorumluları kenara atacağımızı bildiği için hiç tartışmaya girmiyor” dedi.
Karaca, “Çamaşırları alıp götürüyorsun eve; yemekler veriliyor insanlara; herkesin çocuk sayısı kadar ihtiyaç duyduğu metrekarede evi var; kreşler, çocuk bakım yurtları, huzur evleri, engelli bakım merkezleri var. Böyle bir devlet vardı arkadaşlar. Sovyetler Birliği. Sovyetler Birliği böyle bir devletti çünkü o devleti işçiler yönetiyordu. Bir işçi ailesinin toplumsal olarak neye ihtiyaç duyduğunu bilen, buna karar veren, bunu organize edebilen bir devlet yapısı vardı” diye konuştu.
Kadınları ezen toplumsal ilişkilerden erkeklere konforlu geldiğini söyleyen Karaca, “Bizim örgütlü kadın işçiler olarak erkek işçilere şunu öğretmemiz lazım, ‘Benim ezilmem, benim hor görülmem, benim sürekli aşağılanmam, dolayısıyla, ikinci planda kalmam bu sömürü düzeninin ayrılmaz bir parçası ve bu sömürü düzeni beni ezerek seni ezmenin koşullarını oluşturuyor.’ Erkekler sadece bir avuç zengini daha zengin yaptığı için kadınların ezilmesine karşı çıkmak zorunda” dedi.
Eşitsizliğin temeli sömürü düzeninde
Bu sorunun bir sınıf sorunu olduğunun altını çizen Karaca, “Kadın-erkek birlikte bu sömürü düzenine karşı mücadele etmedikçe kadınlar hiçbir zaman hayal ettiğimiz o toplumsal düzenin içerisinde yer alamayacaklar. O yüzden kadın-erkek eşitsizliğinin temelini sömürü düzeninin tam göbeğine yerleştirmek zorundayız. Böyle yapmazsak bu patronlar, sermaye sınıfı işin içinden çok güzel sıyrılıyor” diye konuştu.
‘Birliğimizi bozmadık, kazandık’
Şık Makas işçisi Sündüz Akkan ise 260 gün boyunca süren direnişlerine ve bu direnişte kadın işçilerin ön planda olduğuna değindi. Direnişe katılan kadın işçilerin, patronla beraber kendi ailelerinden ve çevrelerinden de baskı gördüğünü söyleyen Akkan, “Kendi başımdan geçeni anlatayım. Abim köye gidiyor. Anneme diyor ki ‘Anne bak kızın grevde.’ Annem ertesi gün bir telefon açtı. Biz çadırda oturuyoruz. ‘Ne yapıyorsun Sündüz sen?’ dedi. ‘Çadırdayım, grev yapıyoruz anne’ dedim. ‘Senin orada ne işin var?’ dedi” diye konuştu.
Akkan, “Haklı olduğumuzu biliyorduk. Zaten o yüzden hiç şüpheye düşmedik. Birbirimizi bırakmayarak, birlik olarak biz başardık. Birbirimizin sorunlarını dinledik. Beraber ağladık orada. Mesela bayramlar geldi. Arkadaşlar ‘Bayram hazırlığı yapacağız, gelemeyeceğim’ deyince, ‘Al dolmanı gel, biz burada kadınlar olarak hep beraber saralım’ dedik. Dolmamızı bile sardık. Beraber yemeklerimizi pişirdik. Bayramlaşmalarımızı orada yaptık” dedi.
Mücadelelerini tek tek esnafları dolaşarak anlattıklarını söyleyen Akkan, “Kimisinden sert tepki gördüğümüz oldu mesela. Ama elimizde bildirilerle tek tek dolaştık. Sonra miting yaptığımızda, ‘Acaba gelen olacak mı, katılım olacak mı?’ diye baktık etrafımıza. Nasıl olacak diye merakla bekledik. Sonra bir baktık böyle sağdan soldan herkes geliyor. Herkes böyle eşini dostunu getirmiş” diye konuştu.
Son olarak Akkan, “’Kazanamazsınız, yapamazsınız’ diyenler çok oldu bize. ‘Boşuna uğraşıyorsunuz, onlardan güçlü değilsiniz’ diyenler oldu. Sonuna kadar bizi bölmeye çok uğraştılar. Son güne kadar tek tek aradılar, bölmeye çalıştılar ama biz birliğimizi kesinlikle bozmadık, birbirimize inandık, güvendik. Sonuçta da kazandık” diyerek sözlerini sonlandırdı.
’Bölgede mücadelenin ne olduğunu Özak bize öğretti’
Özak Tekstil Direnişinin işçi temsilcilerinden ve BİRTEK-SEN Urfa Temsilcisi Funda Bakış da direniş deneyimlerini aktardı. Bakış, “80 gün boyunca işçiler sendikal hakları için mücadele etti. Özak Tekstil Urfa’nın en büyük tekstil fabrikalarından biri. En büyükler, en çok ezenler oluyor. Çok ezildik, yok sayıldık, hakarete uğradık, tacize uğradık, mobbinge uğradık. Doğu bölgesinde mücadelenin ne olduğunu Özak Direnişi bize öğretti” dedi.
Bu direnişten çıkan özellikle de kadın işçilerin şu anda üniversite okuduğunu söyleyen Bakış, “Hiçbir zaman o haklarını kazanamayan işçiler, sürekli ‘Okuyacağım’ deyip de okuyamayan kadın işçiler direnişten sonra kendi özgürlüğünü kazandı. Şu an üniversitede okuyan, atanan ve farklı yerlerde çalışanlar var. Kadın işçilerden bir kısmı da organize sanayi bölgesinde çalışacak olsa dahi girdiği her ortamda haksızlığı kabul etmeyen, asla haksızlığa gelmeyen insanlar haline dönüştü” dedi.
‘Mücadele ettiğin oranda kazanacaksın’
Mücadelenin değiştirdiğini söyleyen Bakış, “Emek verdiğin hiçbir şey boşa gitmez. Sen mücadelenden asla geri durma. Hayatının her alanında sadece fabrikada, tekstilde ya da başka bir yerde değil, hayatının her alanında mücadele ettiğin oranda kazanacaksın. Mücadele etmediğin oranda da kaybedersin” diye konuştu.
‘Bu haklar, işçilerin mücadelesiyle kazanılmış haklar’
Sendika avukatı Esmer Özer ise, “Tazminat hakkı, sekiz saat çalışma hakkı, hafta sonu tatili, kreş hakkı gibi haklar, bunların hepsi bize hediye olarak verilmedi. Bunlar tarihsel olarak yine bizim gibi işçilerin mücadelesiyle kazanılmış haklar ve çok kanlı bir mücadele tarihi var. Greve çıkan işçilerin üzerine silahların sıkıldığı, işçilerin greve çıkmasının hayatını kaybetmesiyle eşdeğer olduğu dönemlerden bugüne, artık haklarımız var dediğimiz bir aşamaya geldik” dedi.
Etkinlikte geçmişte de başka sendika deneyimleri olan işçilerin bulunduğunu ifade eden Özer, “Sendika deyince aklımıza ilk gelen şey işe girdiğimizde e-devlet üzerinden zorla üye yaptırıldığımız, içeride ne olduğunu bilmediğimiz, ‘Bir sendika var, aidat kesiyor ama sendika ne işe yarıyor’ bilmediğimiz, belki üzerine düşünmediğimiz bir deneyimimiz var. Ve gün sonunda sorunların biriktiği ve patladığı noktada sendikanın sendika olmaktan kaynaklı görevlerini yerine getiremediğini fark ediyoruz” diye konuştu.
Özer, “Mesela Özak Tekstil’de işçiler, iş yerinde fazla mesai baskısına karşı direnirken sendika temsilcisine gittiğinde, ‘Buna dair bir şey yapalım’ dediğinde sendika temsilcisi şikayet eden işçiyi gidip patrona söylüyor. Kendi sisteminde sendikadan istifa edenleri görüyor, istifa edenleri gördüğü için gidip oranın listesini patronlara veriyor” dedi.
Son olarak Özer, “Patron işbirlikçisi, patron tetikçisi sendikalar, patronun davetiyle iş yerlerine giderken gerçekten mücadele eden bir sendika, o fabrikanın içine girsin diye aylarca grev yapmak, dövüşmek zorunda kalabiliyoruz” diyerek sözlerini sonlandırdı.
<iframe width="306" height="544" src="https://www.youtube.com/embed/AeiQKpwBOgE" title="BİRTEK-SEN Malatya’da kadın işçilerle bir araya geldi" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe>
Fotoğraflar: Ekmek ve Gül
İlgili haberler
BİRTEK-SEN'den Güneydoğu Tekstil Sektöründe Kadın Emeği Raporu: Işıltılı vitrinlerin ardında şiddet, düşük ücret ve örgütsüzlük
BİRTEK-SEN’in raporu, Zara, Bershka, Levi’s, Prada ve Coach gibi büyük giyim markalarının ışıltılı vitrinlerinin ardında kadın işçilerin yaşadığı karanlığı ortaya koyuyor.
8 Mart’a giderken sendikalara sorduk | BİRTEK-SEN: Kadın işçiler ağır baskı altında ama mücadelede en önde
BİRTEK-SEN avukatı Esmer Özer ile yaptığımız söyleşide, son bir yılda tekstil işçisi kadınların karşı karşıya kaldığı hak gasplarını ve buna karşı gelişen mücadele deneyimlerini konuştuk.
Işıltılı vitrinlerin ardındaki sömürü zincirini konuşuyoruz | BİRTEK-SEN Kadın Emeği Raporu
Zara'nın, H&m'in, Prada'nın ışıltılı vitrinlerinin ardındaki karanlık sömürü zincirini, tekstil sektöründe kadın işçilerin çalışma koşullarını ve örgütlenmelerinin önündeki engelleri konuştuk.
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN

























