AKP’nin 25. yaşı: Çeyrek asırda kadınların hayatı nasıl değişti? – 1
AKP’nin çeyrek asırlık geçmişi, kadınlar açısından yıllar içinde eşitlikten uzaklaşan politikaların, artan şiddetin ve hak kayıpları girişimlerinin tarihi oldu.

14 Ağustos 2001'de kurulan ve 2002 yılı sonunda iktidara gelen AKP’nin neredeyse tamamı iktidarda geçen 25 yılı özetlemek kolay bir iş olmasa gerek. Dile kolay 25 yıl, çeyrek asır... Kadınların cephesinden bakmaya çalışacağız bu 25 yıla.

AKP iktidarının 2002–2011 yılları arasındaki dönemi çok inanılmaz gibi gelse de reform, AB normları başlıklarıyla geçti. Bir çok aydın ve liberal çevre için umutlu günlerdi diyebiliriz. Demokratik bir ülke inşa edildiğini düşünenler oldu desek yeterli sanki bu dönem için. 

Eşitlik geçmişten beri hedefteydi

Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı vardı o dönemlerde. Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı, 6 Haziran 2011 tarihinde kapatıldı. Yerine doğrudan "kadın" adı yer almayacak şekilde Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı kuruldu. Son Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı şimdilerin Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin’di. Bu dönem, 11 Mayıs 2011’de İstanbul Sözleşmesinin imzalandığı dönemdi ayrıca. Şimdilerde LGBTİ’lere nefret kusan, müstehcenlik soruşturmaları ile adliyelere fazla mesai yaptıran iktidarın tek adamının 2002 yılında “Eşcinsellerin de kendi hak ve özgürlükleri çerçevesinde yasal güvence altına alınması şart” dediğini de kayıtlara geçerek bu kısmı kapatalım. 

İktidarın ilk dönemi; başka bir aşamayı, bugünün ülkesini örecek biçimde kapanırken bu dönemde de kadın erkek eşitliği arasındaki makasın açıldığını, iktidar politikasının kadınlar aleyhine kurulduğunu daha 2009 yılında görmek mümkündü aslında. Bunun ilk işaretlerinden biri; dönemin Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in muhalefetin soru önergesine verdiği yanıt ile ortaya çıkmıştı. Ergin soru önergesine, kadın cinayetlerinin yüzde 1400 arttığı cevabını vermişti. Bu yanıt tüm ülkede infial yaratırken kadın hareketinin kadına yönelik şiddete ilişkin ciddi ve etkili bir mücadeleyi güçlendirmesini tetikledi.

Aynı yıl, 2009 Münevver Karabulut’un da öldürüldüğü yıldı. Katilin aylarca yakalanmaması, dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah'ın "Kızlarına sahip çıksalarmış" açıklaması ve dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "Yalnız bırakılan ya davulcuya kaçar ya zurnacıya" sözleri kadına yönelik şiddete ilişkin iktidarın gerçek yaklaşımını ortaya koyuyordu. 2010 yılında ise Ayşe Paşalı eski eşi tarafından öldürüldü. Boşandığı eşinden sistematik şiddet gördüğü için mahkemeye başvurarak koruma talep ettiği ve mahkemenin "aralarında evlilik birliği kalmadığı" gerekçesiyle Ayşe Paşalı’nın koruma talebini reddettiği ortaya çıktığında, Ayşe Paşalı’nın davası kadınları şiddetten koruyacak yasal düzenlemelerin ne kadar önemli olduğu konusunda bir mücadeleye dönüştü. Nitekim 6284 Sayılı Yasa da bu mücadelenin bir sonucu olarak ortaya çıktı. 

Dönemin Başbakanı Erdoğan Paşalı'nın katledildiği 2010 yılında, "Kadın erkek eşitliğine inanmıyorum. Onun için fırsat eşitliği demeyi tercih ediyorum. Kadınlar ve erkekler farklıdır, birbirinin tamamlayıcısıdır" diyerek AKP’nin resmi politikasını resmen açıklamış oldu. Ülke kadın ve erkeklerin eşit olmadığına inanan bir iktidar tarafından yönetiliyordu. Kadınlar için durum bu kadar açık ve netti aslında. AKP iktidarı kadınlar için şiddet, yoksulluk ve ölüm anlamına gelecekti sonrasında da... 

Sonraki yıllar kadın cinayetlerinin ve kadına yönelik şiddetin giderek arttığı yıllar olarak kayıtlara geçti. 2024 yılı, 394 cinayet ve 259 şüpheli ölümle Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu veri tutmaya başladığı günden bu yana en yüksek oranlara sahip yıl oldu mesela. 2025 yılı da şüpheli kadın ölümlerinin, yani faili bulunmamış cinayetlerin, kadın cinayeti sayısını geçtiği ilk yıl olarak kayıtlarda yer aldı.  

İktidar temsilcileri ne söyledi?

İktidarın ısrarlı politikaları ile uyumlu ilerledi süreç. Tam da bu noktada iktidarın sözlerine bakalım şimdi; 

2011- Halil İbrahim Kaya (Dönemin Çorum İl Genel Meclisi Başkanı-AKP): "Kadın cinayetleri abartılıyor. Kadınlar öldürülüyor de erkekler öldürülmüyor mu? Medya maymunu birileri televizyonlara çıkıp 'Ben şiddet görüyorum' diyerek şov yapıyor. İlaç alıp intihar ediyorlar, bunu da kadına şiddet diye yazıyorlar." 

2014- Recep Tayyip Erdoğan: "Kadın ile erkeği eşit konuma getiremezsiniz, o fıtrata terstir. Adalet mühimdir, eşitlik değil. Bizim dinimiz kadına bir makam vermiş, annelik makamı."

2014- Bülent Arınç (Dönemin Başbakan Yardımcısı): "İffet sadece bir isim değil, kadın için de bir süstür. Kadın ise, o da iffetli olacak, mahrem-namahrem bilecek. Herkesin içerisinde kahkaha atmayacak, iffetini koruyacak." 

2015- Ayşenur İslam (Dönemin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı): "Türkiye'de kadın cinayetlerinin arttığı algısı tamamen algıda seçiciliktir. Aslında istatistiklere bakıldığında cinayet oranlarında dünya standartlarının gerisindeyiz." 

2016- Recep Tayyip Erdoğan: "Çalışıyorum diye annelikten imtina eden bir kadın, aslında kadınlığını inkar ediyor demektir. Anneliği reddeden, evini çevirmekten imtina eden bir kadın; iş hayatında ne kadar başarılı olursa olsun eksiktir, yarımdır."

2016- Bekir Bozdağ (Dönemin Adalet Bakanı): "Bunlar tecavüzcü değil, bunlar cinsel istismar suçlusu da değil. Bunlar tamamen ailelerin ve çevrelerin bilerek yaptığı, erken yaşta evliliklerdir. Ortada bir mağduriyet var; koca hapiste, kadın çocuklarıyla dışarıda perişan. Bu düzenleme bir af değil, mağduriyeti gidermektir." 

2021- Derya Yanık (Dönemin Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı): "Pandemi döneminde kadına yönelik şiddet olaylarında bir tırmanış gözlemlenmiştir ancak bu artış, diğer ülkelerle kıyaslandığında tolere edilebilir düzeydedir." 

Yasal düzenlemeler ve düzenleme çabaları

İktidar temsilcilerinin sözlerine paralel olarak kadınları daha eşitsiz bir konuma mahkum etmek adına yasal adımlar da atmaya çalıştı bu dönemde AKP iktidarı.

2012- Kürtaj ve sezaryen karşıtı kampanya: Kürtajın "cinayet" olarak nitelendirilmesinin ardından, yapılmak istenen yasal düzenleme kadınların güçlü tepkisi sayesinde engellendi. Ancak kamu hastanelerinde kürtaj hizmeti verilmesi fiilen sonlandırıldı. Yakın dönemde ise bir doğum yöntemi olarak sezaryen karşıtı kampanya başlatıldı. Kadınların nasıl, hangi yöntemle doğum yapacağı iktidar tarafından belirlenmek istenirken, sezaryen tıbben zorunlu olduğu durumlarda dahi zorlaştırılmaya çalışılıyor. Bu nedenle soruşturma geçiren hekim sayısı giderek artıyor.  

2016- "Tecavüzü meşrulaştırma" önergesi tartışması: Meclis’e sunulan bir yasa önergesiyle, cinsel istismar suçunda fail ile mağdurun evlenmesi halinde cezanın ertelenmesi veya hükmün açıklanmasının geri bırakılması istendi. Kamuoyunda "çocuk istismarcılarına af" ve "tecavüzcü ile evlendirme yasası" olarak adlandırılan bu tasarı, kadınların kitlesel protestoları sonucunda geri çekildi. 

2017- Müftülüklere resmi nikah yetkisi: Nüfus Hizmetleri Kanunu’nda yapılan değişiklikle müftülüklere ve din görevlilerine resmi nikah kıyma yetkisi verildi. Düzenleme yasalaştı. Kadın örgütleri, bu adımın medeni kanunun laik yapısını zedeleyeceğini ve erken yaşta/zorla evliliklerin denetimini zorlaştıracağını savunarak karşı çıktı. 

2018'den günümüze - Yoksulluk nafakasının sınırlandırılması girişimleri: Süresiz nafaka uygulamasının erkekleri mağdur ettiği gerekçesiyle, nafakanın sınırlandırılmasını içeren kanun teklifi taslakları Adalet Bakanlığı ve Meclis gündemine taşındı. Anayasa Mahkemesi ise Medeni Kanun'da yoksulluk nafakasını düzenleyen maddeden "süresiz" ifadesini kaldırdı. Kadınların boşanma sonrası devlet eliyle yoksulluğa ve geleceksizliğe terkedilmesi anlamına gelecek olan düzenleme henüz yasalaşmadı ancak dönem dönem reform paketlerine sızdırılmaya devam ediyor. 

2021- İstanbul Sözleşmesi’nden tek taraflı çekilme: 20 Mart 2021'de Resmi Gazete'de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile Türkiye, kadına yönelik şiddetle mücadeledeki en kapsamlı uluslararası metin olan İstanbul Sözleşmesi'nden çekildi. Karar yürürlüğe girdi. Danıştay'a açılan iptal davaları reddedildi.  

2023- 6284 Sayılı Kanunu’nun pazarlık konusu yapılması: Genel seçim döneminde Cumhur İttifakı'na katılan Yeniden Refah Partisi ve HÜDAPAR, ittifak şartı olarak kadını şiddete karşı koruyan 6284 Sayılı Kanun'un değiştirilmesini veya kaldırılmasını talep etti. Hükümet kanun metnine dokunulmayacağını açıklasa da yasanın uygulanmasında birçok sorun yaşanıyor ve bu sorunların çözülmesine ilişkin gerekli adımlar atılmıyor.  

2024- "Soyadı" tartışması ve 9. yargı paketi: Anayasa Mahkemesi, kadının evlenmeden önceki soyadını tek başına kullanmasını engelleyen kanun hükmünü iptal etti. Ancak iktidar 9. yargı paketi taslağına kadının kocasının soyadını alması zorunluluğunu yeniden ekledi. Yoğun itirazlar ve Meclisteki tartışmalar sonucunda soyadı kısıtlaması içeren bu madde Kasım 2024'te yasalaşan paketten son anda çıkarıldı. Anayasa Mahkemesi kararının gereği ise hâlâ yerine getirilmiş değil.  

Aile uyuşmazlıklarında arabuluculuk: Aile uyuşmazlıklarında arabuluculuk 2016 yılında açıklanan Meclis Boşanma Komisyonu raporundan bu yana, özellikle boşanma davalarında arabuluculuk düzenlemesi şeklinde gündemde tutuluyor. Çeşitli Adalet Bakanlarının açıklamalarında yer alan düzenleme önerisi, özellikle aile yılı ilanıyla daha sık gündeme getirildi. En son 12. yargı paketinde yer alacağı Adalet Bakanı Akın Gürlek tarafından duyurulan düzenleme, pakette yer almadı. 

11. ve 12. yargı paketi taslakları: Türk Ceza Kanunu’nun 225. maddesinde düzenlenen “hayasızca hareketler” suçu için öngörülen “altı aydan bir yıla” kadar olan hapis cezasının, “bir yıldan üç yıla” kadar artırılması, maddenin kapsamının “doğuştan gelen biyolojik cinsiyete ve genel ahlaka aykırı tutum ve davranışta bulunan ya da bulunmayı teşvik eden, öven veya özendiren kişiler” ile “aynı cinsiyetteki kişilerin nişan veya evlenme töreni yapmasını” kapsayacak şekilde genişletilmesi her iki yargı paketi taslağında da yer aldı. Ayrıca aynı paketlerde cinsiyet değiştirmek için asgari yaşın 18’den 25’e yükseltilmesi, daha önce Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen cinsiyet değişikliği için “üreme yeteneğinden sürekli olarak yoksun bulunma” ön şartının da var olduğu yargı paketleri karşımıza çıktı. Her iki düzenleme de kadın örgütlerinin ve kamuoyunun yoğun tepkileri nedeniyle taslaklardan çıkarıldı ve yasalaşmadı. Ancak tartışma bir biçimde gündemde tutulmaya devam ediliyor.  

Devam edecek...

Fotoğraf: DHA

İlgili haberler
AKP'nin 22 yılı | Hak gasbı ve şiddet sarmalı

AKP'nin kuruluşunun 23. yılındayız. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ında katılımıyla AKP'nin kuruluşu kutlanmışken 'değinmeyi unuttukları' kadınların AKP iktidarı boyunca ne yaşadığını hatırlayalım.

AKP'nin kadın politikaları gölgesinde sığınmaevleri

83 milyonluk Türkiye nüfusunda sığınmaevi sayısı 148, kapasitesi ise 3 bin 576. Sığınmaevlerinin bu yetersizliği şiddete maruz kalan kadınlar açısından ne anlama geliyor?

İktidarın 'kadına şiddetle mücadelesi': Kadın katillerine bol keseden indirimler

'İstanbul Sözleşmesi’nden çıktık ama rahat olun' diye koca bir ülkeye yalan söyleyenler, “iç mevzuatımız yeterli” diye konuşan yetkililer size sesleniyoruz: buyurun açıklayın Pınar Gültekin kararını!


Editörden