LGBTİ düşmanlığı ile sermayenin faşizmini gizlemek
'İstismarı, şiddeti, sömürüyü yaratan düzenin üzerini örtmeye çalışan ve buna karşı biriken öfkeyi de yeniden işçi ve emekçilerin kendisine yönelten sermaye iktidarında aramak gerekiyor faşizmi.'

TRT’nin internet platformu Tabii’de Gökkuşağı Faşizmi isimli bir belgesel yayımlandı. Belgesel, iktidarın olduğu kadar tüm dünyada güçlenmeye başlayan LGBTİ düşmanlığıyla paralel bir biçimde ilerliyor. Belgesel, çeşitli toplumsal sorunlara ilişkin günah keçisini LGBTİ’ler -özellikle de translar- olarak gösteriyor.

Belgesele ilişkin tartışılması gereken birçok nokta var. Özellikle “bilimsel bilgi” olarak ileri sürülen ve LGBTİ düşmanlığı çerçevesinde yorumlanan pek çok iddia belgesel boyunca karşımıza çıkıyor. Büyük aile mitinglerinde öne çıkarılan “LGBTİ adı altında çok büyük paralar dönüyor” yargısı da belgeselde sürdürülen tartışmalardan biri. Elbette, “aile on yılı” söylemiyle paralel biçimde LGBTİ’lerin çocuklar için bir tehdit oluşturduğu iddiası da yer alıyor.

Belgesel, önümüzdeki süreçte LGBTİ hareketinin karşı karşıya olduğu saldırıyı savuşturmak açısından önemli bir ihtiyacı da açığa çıkarıyor: Hareketin kendi mücadelesi içinde ortaya koyduğu savların -örneğin biyolojik determinizme karşı geliştirilen argümanlar gibi- nasıl LGBTİ varoluşuna karşı bir silaha dönüştürülebildiğinin tartışılması gerekiyor. Bununla birlikte, sermaye iktidarlarının yarattığı yıkımın asıl sorumlularının nasıl teşhir edileceği ve işçi sınıfının bu kara propagandanın etkisinden nasıl çıkarılacağı da temel tartışma başlıklarından biri olmak zorunda. 11. yargı paketi tartışmalarını hatırlayalım: “Biyolojik cinsiyete ve genel ahlaka aykırı davranışlar” söyleminin iktidarın faşizmi kurumsallaştırma yolunda kullanabileceği ideolojik araçlardan biri olduğu açıkça görülmüştü. Bugün de aynı hatta oynamaya devam ediliyor.

Belgeselde cinsellik ve cinsiyetlerin toplumsal işlevi, üreme ve kapitalizmin ihtiyaç duyduğu ataerkil aile üzerinden tanımlanıyor. Belgesel, izleyicilere açık biçimde, dikkatli olunmadığı takdirde tüm bu sorunların kendi çocuklarının da başına gelebileceği mesajını veriyor. Sermaye iktidarları, kendi inşa ettikleri sorun kuyusunun en dibinde hayatta kalmaya çalışan LGBTİ’leri, bu kuyunun mimarı ilan ediyor. Bu ilan, işçi ve emekçileri yoksullaştıran, şiddetle baş başa bırakan ve yaşamı “açlık oyunlarına” dönüştüren sistem açısından son derece işlevli. Çünkü sisteme karşı biriken öfkenin yöneltileceği somut ve görünür bir sözde düşman yaratılıyor.

Belgeselde, kadın hareketine yönelik ince göndermeler de yer alıyor. Cinsiyetlerin toplumsal rollerinin ve cinsel yönelimlerin değişmez, biyolojiye ya da iktidarın deyimiyle “fıtrata” bağlı olduğu iddiasına karşı en köklü ve süreklilik taşıyan itirazın kadın hareketinden yükseldiği vurgulanıyor. LGBTİ hareketinin bugün iktidar tarafından bir “tehdit” olarak görülmesinin tarihsel ve ideolojik arka planında da bu mücadelenin etkisi olduğu ima ediliyor. Aslında belgeselin en kritik noktalarından biri tam da burası. Çünkü sermaye iktidarlarının saldırılarının gerçek hedefinin, uydurulmuş “aileye ya da çocuğa tehdit” söylemlerinden ziyade, sermaye düzeninin yarattığı eşitsizliklere karşı mücadele edebilecek toplumsal gruplar olduğu itiraf edilmiş oluyor.

Belgeselde, 2023 yılında ABD’de Joe Biden yönetimi döneminde Beyaz Saray’a LGBTİ bayrağının asılmasının “işgal” olarak yorumlanması ve belgeselin adının Gökkuşağı Faşizmi olarak belirlenmesi, LGBTİ hareketinin kapitalist devletler açısından da bir tehdit olarak ele alındığını gösteriyor. Peki sermaye sınıfı, genç işçi kuşaklarının yeniden üretimini ve işçi ailelerinin yaşamlarını asgari koşulların dahi altında sürdürmesini güvence altına almak için dünyanın dört bir yanında başta kadınlar ve LGBTİ’ler olmak üzere tüm işçi ve emekçilerin haklarına -kreş hakkı, insanca yaşanabilir ücret, güvenceli istihdam, şiddete karşı koruma, çocuk işçiliğinin önlenmesi gibi- saldırırken ve bunu en güçlü aygıtlarından biri olan devlet eliyle hayata geçirirken, ezilen kesimlerin eşitlik mücadelesi gerçekten faşizmi örgütleyebilir mi?

Faşizm, işçi sınıfının ve tüm emekçi kesimlerin en acımasız biçimde sömürüldüğü koşulları kalıcılaştıran, bunu en vahşi biçimde gerçekleştiren bir devlet biçimi olarak Türkiye’de kurumsallaştırılmaya çalışılıyor. İktidar faşizmi kurumsallaştırırken yine hayatlarını ezip geçeceği işçi ve emekçilerin rızasını üretmek için akademisyenleri, sözde uzman ve aktivistleri ve işçi ve emekçilerin cebinden çıkan kim bilir kaç lirayı harcadığı medyayı seferber ediyor. İstismarı, şiddeti, sömürüyü yaratan düzenin üzerini örtmeye çalışan ve buna karşı biriken öfkeyi de yeniden işçi ve emekçilerin kendisine yönelten sermaye iktidarında aramak gerekiyor faşizmin kendisini.

Fotoğraf: Gökkuşağı Faşizmi belgeseli afişi

İlgili haberler
TRT, LGBTİ karşıtı belgesel yayınlayacak

TRT World'un LGBTİ'leri hedef gösteren belgeselini değerlendiren Gökkuşağı Aileleri Derneği'nden Atilla Dirim, LGBTİ karşıtı propagandanın toplumsal kutuplaşmaya hizmet ettiğini söyledi.

11. Yargı Paketi: Sana, bana düşman

İşçi ve emekçi kadınlar açısından tehlike büyük. Çünkü bu yasanın arkasında, kadınları “ahlak” sopasıyla kontrol altına alma arzusu yatıyor.

LGBTİ+ Aileleri ve Yakınları: '18 Eylül Büyük Aile Buluşması'nı düzenleyenlere soruyoruz!

18 Eylül'de gerçekleşecek LGBTİ karşıtı yürüyüşe dair Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans, İterseks+ Aileleri ve Yakınları Derneği açıklama yaptı.


Editörden