Metro ile sınavımız
'Gebze’den kalkan sabah sekizi beş geçe treni çoğunlukla kadınlardan oluşurdu. Tuzla, Pendik, Kartal, Maltepe, Haydarpaşa ve Kadıköy’e ev işlerine gider; akşamları yorgun argın evlerine dönerlerdi.'

İstanbul’da yaşıyorum. Şehir içinde raylı sistem olarak eskiden Sirkeci–Gebze arası banliyö trenini bilirdim (sonradan adı Marmaray oldu). Trafik yoktu ama yavaştı. Bir seferde binlerce kişi dolardı; onlarca durakta yolcu alır, bırakırdı. Kondüktörler vagon vagon gezer, kaçak yolculara bilet keserdi. İncik boncuk, küçük ev aletleri, çamaşır… Ne varsa seyyar satıcılar vagon vagon girer, duyurusunu yapar, satar ve diğer vagona geçerlerdi. Gebze İstasyonu’na gittin mi mutlaka varmak istediğin yere ulaşırdın.

Gebze’den kalkan sabah sekizi beş geçe treni çoğunlukla kadınlardan oluşurdu. Tuzla, Pendik, Kartal, Maltepe, Bostancı, Erenköy, Haydarpaşa ve Kadıköy’e ev işlerine gider; akşamları yorgun argın evlerine dönerlerdi. Trende arkadaşlıklar kurulurdu.

Raylı veya hafif raylı sistem, bir yere ulaşmayı ve çalışma yaşamını kolaylaştırmıştı. Ağır sanayi İstanbul Anadolu Yakası’nda ve Gebze–Kocaeli taraflarındaydı; ulaşımı kolaylaştırmak gerekirdi ve öyle de olmuştu. Avrupa Yakası’na ise çok sonra geldi.

Tramvay hayatı nasıl da kolaylaştırdı; genci, yaşlısı, kadını, çocuğu… Genelde yer üstünden gider, görünür, gideceği yere geç kalmaz, olabildiğince fazla yolcu alır. Ne muazzam şey! Avrupa ve birçok ülke on yıllardır yolcusunu böyle taşıyor. Bizde ise yeni; yaygınlaşması 20–25 yıl öncesine dayanıyor. Metrobüs var, trafik yok; o da hayatı kolaylaştırdı ama bir metro gibi değil.

Yaşım 65. Toplu taşıtların hepsini tecrübe etmiştim fakat metro bana yüksek gerilimli sinema filmlerini hatırlatıyordu. Sadece bende değil; benim yaşımda ve benden daha genç arkadaşlarımda da bu etkiyi yaratıyordu. Bana hem çok lüks hem çok karmaşık gelirdi. Nihayet mahallemizi teğet geçse de metro geldi. Başlangıçta gençler işe, gezmeye, okula gidip geliyor; sanki hayatlarında hep metro varmış gibi yazılı ve yazılı olmayan kuralları uyguluyor, nereye gideceklerini hiç şaşırmıyorlardı. Oysa metroyu sık kullanmayan bizler, yazılı olmayan kuralları deneme-yanılma yöntemiyle öğreniyoruz. Yürüyen merdivenlerde ortada duran bir arkadaşıma sağda durması gerektiğini anlatmakta zorlandım mesela. “Neden sağda durayım? İnip çıkıyor işte merdiven; aceleleri ne, niye beklemiyorlar?” diye epey itiraz etmişti.

Benim metro serüvenim, metro durağına yakın bir hastaneye gitmekle başladı. Tabii metroya binmeden önce gideceğim yolu gençlere tek tek sorup öğrendim.

Ve o büyük gün geldi. Otobüsle metroya ulaştım. Yabancısı olmadığım yürüyen merdivenlerden indim, gençlerin peşine takıldım. M7 ile Mecidiyeköy’e gitmem lazımdı. Turnikelerden geçtim, sora sora ilerledim. Bu ne şaşkınlıktı! Yanımdakilerin onayıyla binip iniyordum. “M2’ye binmem lazım,” dedim; turnikelerden çık, yeni turnikelerden geç, asansöre bin, git, yönünü bul… O gün bana çok zor geldi fakat metroyla yolculuk çok hızlıydı; trafik çilesi yoktu. Orada kendimi şehirli hissettim. Yine bir kadına yol sorunca kadın şöyle yanıt verdi: “Bak, ben de şu tabelaları okuyarak yolumu buldum. Bunları oku.” Ve yön bulmanın sırrını öğrendim.

Ama benim kadar şanslı olmayan arkadaşlarım var. Metroya yalnız yolculuk yapamayanlar, metroya binip defalarca yanlış durakta inen ve tekrar binenler… Hele geçenlerde metro yolculuğunda tanıştığım biri beni çok şaşırttı. Sohbetimizde dizi oyuncusu olduğunu, beni sette görmekten mutluluk duyacağını söyleyen kadın, yanlış yerde inmekten tedirgin olarak neredeyse beni kolumdan sürükleyip inmesine yardımcı olmamı istedi. Yani anlayacağınız, metro yolculuğunun karmaşıklığı genç yaşlı dinlemiyor.

Biliyorum, yaşı ileri olanlar için —ki ben de onlardanım— yeniliklere ve gelişmelere uyum sağlamak zaman alıyor. Bu, yeniliklere ve teknolojiye direnç göstermek değil; fakat karmaşık buluyoruz. Küçük bir cesaret lazım ki tek başımıza bir kere deneyelim. Deneyelim ki o harika ulaşım aracımız vazgeçilmez olsun.

Görsel: Gemini ile oluşturuldu

İlgili haberler
5 maddede ‘pembe otobüse, metrobüse, trambüse’ neden karşıyız?

Tacize, istismara çözüm diye sunulan “pembe otobüs, trambüs, metrobüs” gibi ilginç ulaşım araçları gerçekten çözüm mü? Bu dahiyane (!) fikirlere madde madde bir bakalım...

İzmir'deki ilk kadın protestosu metro duvarına resmedildi

Türkiye tarihlerinde ilk olarak kayıtlara geçen İzmir'de 1828 yılında ekmek zammına karşı kadınların yaptığı protesto eylemleri İzmir Metrosu’nun duvarlarına resmedildi.

Genç kadınların talebi: Güvenli yaşam ve iş yeri, ücretsiz ulaşım

Eskişehir’de yaşayan üniversiteli kadınlar; ekonomik olarak zorlanırken güvenli bir yaşam özlemi duyuyor.


Editörden