Biz şans eseri yetim kalmayan işçi çocukları
Gelen telefonda babamın iş kazası geçirdiğini, hayati tehlikesi olmadığını ama ucuz atlattığını öğrendim.

Birkaç hafta önce Evrensel’in manşetiydi; her 4 saatte 1 işçi öldü! İSİG Meclisinin raporuna göre 2025 yılında her gün 6, her 4 saatte 1 işçi ölmüş. 

Dün akşam Ankara’nın buz gibi soğuğunda önümü görmemi engelleyecek kadar çok sardığım atkımı çekiştirip, tıklım tıklım otobüste işimden eve dönmeye çalışırken aldım haberi. Üstelik son 3 yılda olduğum ikinci ameliyatın üzerinden 2 ay geçmemiş, işe dönmek zorunda kalmış ve son 2 haftadır yeniden artan ağrılar sebebiyle doktor doktor gezmişken. Sözde hibrit çalışma olan işimde aldığım –uzun- sağlık raporlarından biraz sonra ve beklenen Ocak zammının açıklanmasından biraz önce bir zamanda, böylesi hava şartlarında iş yerine gitmeye mecbur bırakılırken.

“Baban iş kazası geçirdi ama iyi”

Ben kendimi bildim bileli annem de babam da fabrikalarda çalıştılar. Annem geçirdiği sayısız ameliyat ve artık el çabukluğunu engelleyen kalbi yüzünden arada sırada ev temizliğine giderek devam ediyor hayata. Yine yıllar önce Ekmek ve Gül’ün sayfalarında Eylem yazmıştı; “Annemin elleri, annemin sesi ve soluğuydu. Konuşamayan, duyamayan herkes gibi. Gözleriyle dinler, elleriyle konuşurdu. Annemin elleri elemli ve kederliydi. Ondan çok herkesin hizmetine amade idi.” 

Annemin fabrikalardaki hayatı kendi sağlığıyla birlikte azala azala bitmişti. Bu hikaye belki bir başka yazının konusu olur bir gün…

Babam ise emekli olmasına rağmen emekli aylığı hiçbir şeye yetmediği için çalışmaya devam ediyor. Sayısız kez belki de benzer riskli anlarla yüz yüze kaldılar. Çocuk aklı ruhumuz duymadı. 

Yıllar önce Sakarya Hendek’te havai fişek fabrikasındaki patlama sonrası -Evrensel’in sayfalarından bilirsiniz- Zeliş bir paylaşım yapmıştı. “Belki de şans eseri yetim kalmamış bir işçi çocuğum.” Böyle başlıyordu yazı, nasıl kazınmışsa zihnime akşam saati gelen o telefondan sonra bir anda aklıma düştü.

Büyüklerin gece vardiyaları denk geldiğinde başka evlerde göçebe gibi yaşamaktan kaçmak için evde tek kalan, “Yok, korkmuyorum ki” deyip uykusu yatağa düşürene kadar eline aldığı bir merdane ya da bir tava ile sırtı evin dış kapısına dayalı bekleyen kız çocuğu. Okullar kapandığı anda bırakılacak yeri olmadığı için köye giden ve orada çok eğlendiğini söyleyip aylarca evine uzak kalan o çocuk. Akşam vakti gelen o telefonla; yine elinde merdane ile sırtı evin dış kapısına yaslanmış halde oturan o kız çocuğu ve ben sanki göz göze geldik. O telefondan 5 dakika önce, çalışma koşullarının kötülüğünden, verilen maaşın bile hak ettiğimizin çok altında olmasına rağmen Ocak zammını en alt seviyede tutmak için önümüze sürülen performans yalanlarından, hastalıklarımızdan, hamile kalma durumunun bile yıllık plana uygunluğunun sorgulanmasından, bozulan sağlık sisteminden konuşuyorduk. “Eline yazar kasa alıp fırlatan adamı hatırlar 90’lar çocukları, öyle bir cinnet gelecek bu günün sonunda” cümlesi az evvel kurulmuş. 

Gelen telefonda babamın iş kazası geçirdiğini, hayati tehlikesi olmadığını ama ucuz atlattığını, iş arkadaşlarının yanına giderken “Biz bu adamı nasıl çıkaracağız buradan?” dediklerini öğrendim. “Sabahtan beri hayatımı döndürebilecek kadar bir maaşı vermeleri için kırk takla attık, onlar bana o maaşı vermedikleri için hâlâ çalışmak zorunda olan babam hastanede şimdi” sözleri döküldü ağzımdan. Bir an hayatı, kendimi suçlayacak oldum ki asıl suçlunun yıllardır, bin yıllardır nasıl da ayan beyan ortada olduğunu bildiğimi hatırladım. İnsan işte canı yanınca zihin bulanıveriyor.  Biz şans eseri yetim kalmayan işçi çocukları, şans eseri hayatımızı kaybetmeme yaşına çoktan geldik ve hâlâ şans eseri yetim kalmıyor oluşumuzu vurdular bu telefonla yüzüme. Üstelik artık çalışırken ölmek çocukların da bir gerçeği olmuşken bu memlekette.

Yıllardır her iş cinayetinde, her iş kazasında, ücret zammı dönemlerinde, çalışma koşullarının iyileştirilmesini istediğimizde; sokakta, okulda, iş yerinde, mahallede mücadelenin bir parçası olmaya çalışıyorum. Çünkü biliyorum ki kaza değil, sadece üzüntüyle geçiştirilecek bir durum değil, fıtrat değil. Kapitalist sömürü düzeninin her geçen gün arsızlaşan kâr hırsının sonuçları. İnsan kendi yaşamından, ta ortasından birinin raporlarda bir sayı olabileceği gerçeğiyle yüzleşince bir anda her şey yeniden berraklaşıyor. Okullar kapanınca gönderecek yeri olmadığı için evde tek bıraktığı çocuğunda aklı kalan kadın işçinin mücadelesinin, iş cinayetlerinde sevdiklerini kaybeden ailelerin mücadelesinin, milyonlarca işçinin kursağından geçecek lokmayı bir masa etrafında 3-5 patronun belirlememesi için verilen mücadelenin nasıl da iç içe olduğunu. 

Sen insanca bir ücret ve çalışma koşulların için savaş meydanından çıkmış gibi hissettiğin bir iş günün sonundayken verdiğin mücadelenin babanı bilmem kaç metreden düşüren iş kazasının yaşanmaması için de verildiğini bilmenin ne kadar önemli olduğunu. O sırtı kapıya yaslı tetikte bekleyen, uykuya direnen kız çocuğunun, yetim kalmış sayısız işçi çocuğunun bir parçası olduğunu, çocuklarını evde tek bırakmaktan korktuğu için ücretsiz kreş mücadelesi yürüten kadın işçilerin her birinde kendi annenden bir parça olduğunu yeniden anlamak...

“Biz bu adamı nasıl kaldıracağız buradan’ dediler ama ben kendim doğruldum oradan şükür, bir şeyim yok” diyen babanın metaneti ve gücünü sadece bir şükür olarak bırakmamayı yeniden öğrenmek... Her bir işçinin, işçi çocuklarının kayıp giden hayatlarının hesabının sorulacağı, hak ettiğimiz hayatı, insanca bir yaşamı kurmak için mücadelenin bir yerinden değil en önünden, bu defa daha da güçlü omuz vermeye cesaret olması gerektiğini hatırlamak. 

Peki bu yazı neden yazıldı? Üzerinden yıllar geçmiş ama canımın acıdığı yerde Ekmek ve Gül'e, Evrensel’e kendini anlatmış kız kardeşlerin satırları düşmüş aklıma. Vaktinde okuduğumda kendimden bir parça bulduğum satırlar. Şimdi de belki benimki bir başka işçi çocuğunun bir başka kadının yarasına denk gelir. Halledeceğiz, yaşayacağız, mücadele edeceğiz. Evet üzüldük ama bir aradayız. 

Görsel: Canva Pro yapay zeka

İlgili haberler
İş kazaları nasıl normalleşiyor?

Dosyamızda farklı iş kollarında kadınların işin sıradan bir parçası haline gelen, artık işçiler için normalleşmiş iş kazalarına ve bunların normalleşme sürecine mercek tutacağız.

‘Bugün iş kazasında ölmedi, peki yarın ne olacak?’

Eşi TÜPRAŞ’ta çalışan bir kadın, çocuğu ‘Babam öldü mü?’ diye sorduğunda ‘Hayır’ cevabını verdiğini söylüyor ve soruyor: ‘Peki yarın ne olacak?’

14 yaşında iş kazası

‘Daha kaç çocuk işçi, biz meslek lisesi öğrencileri MESEM’lerde, okullarda iş kazası geçireceğiz? Daha kaçımız canımızdan olacağız?’


Editörden