Hem bakıcı hem temizlikçi hem de aşçıyız
Türkmenistan’dan Türkiye’ye göçen bir kadın işçi, göçmen kadınların yaşam mücadelesini yazdı. Durdona Khokimova’nın katledilmesini duyduklarında nefes bile alamadıklarını anlattı.

Yaşlı bakıcı olarak çalışıyorum. Yaklaşık sekiz yıldır Türkiye’de bulunuyorum. Türkmenistan’da iş yok, evim kira, çocuklarım var. Orada asgari ücret çok düşük. Ya Rusya’ya öğrenci olarak gidecektim ya da Türkiye’ye çalışmaya gelecektim. Türkiye’ye geldim. Eşim çok büyük baskılar altında kaldı, “Sen nasıl eşini yabancı bir memlekete gönderirsin ve para kazanmasını beklersin” diye. Eltim yıllarca eşimle konuşmadı. Tek destekçim annemdi. ‘Bak, yabancı bir memlekete gideceksin, orada kimsenin dedikodusunu yapma, hırsızlık, ahlaksızlık yapma’ diye annem sıkı sıkı tembih etti. Birkaç yıl önce o eltim bütün çocuklarını ya öğrenci olarak ya da çalışmak için buraya gönderdi. Eşimle konuşmaya da başladı, eltim dönüşmeye başladı.

Türkiye’ye ancak üç aylık vize alabiliyoruz. Bitmeden gidip tekrar geliyoruz. Mutlaka bir tanıdık ve memleketli bulmak zorundayız. Çünkü uçaktan indin mi yalnızsın, tek başınasın. Barınmayı halletmek zorundasın, ev bulup abonelikleri almak zorundasın ki adres gösterip oturum alasın. İş yok, iş bulmak için bir takım ilişkilerin olmalı. Danışmanlık şirketlerine bilgilerini, fotoğraflarını vererek iş bekliyorsun günlerce. Bir gün görüşme çıkabiliyor; yaşlı, engelli, çocuk bakımı ya da temizlik. Genelde yatılı işleri tercih ediyoruz harcamalar daha az olduğundan ve işe giderken trafik çekmemek için. Bize o işi bulan danışmanlık şirketine en az 100 dolar gibi bir ödeme yapıyoruz.

‘Çocuklarının evlerini de biz temizliyoruz’

Nihayet işe gittiğimizde de başka bir telaş başlıyor: Acaba evine gittiklerimiz nasıl insanlar, başıma bir şey gelir mi, gelirse nasıl işin içinden çıkarım diye. Bizi oraya gönderen danışmanlık şirketi işverenden çalışacağımız evlerinin konumlarını mutlaka ister. Metro çıkışı veya durak konumları bizim için endişe kaynağı olur. Çalışacağım işverenler -biz patron diyoruz- bazen bakacağımız kişilerin gerçek durumlarını bize söylemezler. Daha basit anlatırlar. Yatalak hastaya yatalak demedikleri bile olur. Aynı anda bakıcı, temizlikçi ve aşçısın. Bunlar beklenir. Kültür farklılıkları var, yemek kültürleri ayrı... İnternet kullanmayı becerebilenler Türk yemekleri yapmayı öyle öğrenir. Yatılı kalıyoruz, bazı evlerde yemek kısıtlı veriliyor. “Durumumuz yok ancak bakılan hastaya kadar var” denilerek az yemek yememiz telkin ediliyor ya da patronun kızının veya oğlunun evine, ek olarak temizliğe götürülüp ek ücret verilmediği oluyor. Tabii dil problemi var. Başlangıçta işaretlerle anlaşırız, bu hem ev sahibini hem de bizi çok yorar.

‘En ufak gerginlik bizi tedirgin eder’

Ailelerimizi ve bizi ziyadesiyle endişelendiren şey o evin güvenilirliğidir. En ufak gerginlik bizi tedirgin eder. Daha geçenlerde Türkmenistanlı iki kızı, çalıştığı aynı villada alıkoymuşlar. Ellerinden telefonlarını almışlar hatta ayrı odalarda tutmuşlar. Biri bir şekilde kaçmayı başarmış. Bir şekilde WhatsApp grubuna düştü bu durum. Yine bıçak sırtında olduk.

Çalışanların kendi aralarında WhatsApp grupları olur. “Herhangi bir durumda o gruba ‘yardım’ diye yazın. Hiçbir şey yapamazsanız ‘y’ harfi bile yeterli. Onun için o evin konumunu, eve girer girmez gruba veya danışmanlık şirketine atınız” diye bol bol uyarı alırız.

İzinli olunduğumuz günlerde topluca gezemeye gideriz. Toplu taşımalarda özellikle de metrolarda görürsünüz bizleri. Çoğumuz 30, 35, 40, 45 yaşlarında oluruz en az üç dört kişi yan yana oluruz.

‘Cinayeti duyduğumuzda nefes alamadık’

Bizler sizlerin evlerinizdeyiz aslında. Sizin en kıymetli yakınlarınıza bakıyoruz. Sizin vakit bulamayıp istemeye istemeye bize emanet ettiğiniz kişilere bakıyoruz. Çocuklarımızı anneanneye veya babaanneye bırakıp geliyoruz. Daha kendi ülkelerinde iki sokak arkaya gidip gelemeyenler başka ülkelerde çalışmaya geliyoruz. Bu durum bizi türlü türlü zorluklara baş başa bırakıyor. Daha yeni Şişli’de parçalanmış Özbekistanlı bir kadını, Durdona Khokimova’nın cesedini bir kağıt toplayıcı buldu. Katilleri kaçarken yakalandı. Onlar da Özbekistanlıydı. Hangi anne baba çocuklarını böyle parçalanmış olarak görmek ister? Düşünsenize, kaç parça buraya çalışmaya gelmişti? Yakınlarımız ve WhatsApp grupları yıkıldı. Cinayet haberini duyduğumuzda çalışanlar olarak nefes bile alamadık, sabaha kadar kapılara kilit üstüne kilit vurduk. Çoğu çalışan yalnız başına yaşlılara veya engellilere bakıyor, bizden başka kimse olmuyor evde. Kısacası herkesten daha çok üzüldük çünkü bizim gibi yabancı idi ve daha çok korktuk bizim başımıza gelir diye.

Diliyorum ki hiç kimse kendi ülkesinden ayrılmak zorunda kalmasın. Ülkelerimizden ayrılmamız turistik gezi, öğrenim veya herhangi bir bilimsel araştırmaya gitmekten olsun. Yeter ki yoksulluktan, savaştan, kıtlık ve kuraklıktan olmasın. Ülkemizde geride kalanları yaşatmak için gidenleri bilinmezlikte feda etmek hiç olmasın. Ve hiç kimse de ülkesinden kopmasın.

Fotoğraf: truthseeker08 / Pixabay

İlgili haberler
Şiddetten kaçan göçmen kadınların hikayesi...

Göçmenler bu ülkenin bir parçası artık, birlikte yaşayacağız ve birlikte daha güzel bir hayat için mücadele edeceğiz.

Durdona Khokimova ölümü, göçmen kadınların yaşamı ve kadına yönelik şiddeti konuşuyoruz

Evrensel Gazetesi Muhabiri Gözde Tüzer ve editörümüz Sıla Altun kadınların yaşadıkları ve çözümlerini konuşuyor.

Emani, Nigina, Khokimova...

Türkiye’de cezasızlık ve göçmen karşıtlığı, zayıflatılan koruma mekanizmalarıyla birleşince göçmen kadınları şiddetin hedefi haline getiriyor.


Editörden