Hiç unutmuyorum… Önce toplantılar yaptık, ayda bir kadın dergisi çıkaracağız diye. Ne heyecanlandık, nasıl sevindik... Ama içimizde bir o kadar da soru vardı: Nasıl yapacağız, altından kalkabilecek miyiz? Bu sorular dolaşıp durdu aramızda. Sonra, her zamanki gibi, canım kadınlar omuz verdi birbirine. Kollar sıvandı, söz eyleme dönüştü. Kadının elinin değdiği ne yerde kalmış ki bizim dergimiz çıkmasın! Aklımızda James Oppenheim’in o dizeleri vardı: “Yaşamak için ekmek, ruhumuz için gül istiyoruz!” Ve dergimizin adı böyle kondu: Ekmek ve Gül.
Her ayın ilk cumartesi günü çıkacaktı dergimiz. Cuma akşamları matbaanın yolunu tutacaktık; dergiler basılacak, katlanacak, Evrensel gazetesinin arasına konulacaktı. İlk kez girdiğim o matbaayı unutamam. Devasa makineler, uğultu, gürültü… Sesimizi duyamıyoruz. Dört kadın girdik içeri; makinelerin başında koşuşturan yaklaşık on erkek. Hepsi dönüp bize baktı, biz birbirimize baktık. “Burada başımıza bir iş gelse bizi Müge Anlı bile bulamaz” dedim. Gülümsedik. Ama geri adım yoktu. Çünkü o dergi sabah bayide olmalıydı. Ve öyle de oldu. 18 yıldır, her ayın ilk cumartesi günü, aynı inatla, aynı kararlılıkla o dergi basılıyor ve kadınlara ulaşıyor.
Dergi çıkmaya başladı; biz de her ayın ilk cumartesi günü bir araya gelmeye… Okuduk, tartıştık, konuştuk. Söz büyüdü, bağ büyüdü, biz büyüdük. Her buluşma yeni bir kadını, yeni bir hikayeyi kattı aramıza. Artık herkes biliyor: Benim her ayın ilk cumartesi günü kadın buluşmam var.
O zamanlar yeğenim Zeynep de gelirdi benimle. Daha 9 yaşındaydı. Bir yaz bende kaldı; o buluşmalara o da dahil oldu. Herkes onu sevdi, o herkesi… Bir gün, Adana sıcağında evdeyiz. Eski eşim bana göz atarak Zeynep’ten su istedi. Ben de “Herkes suyunu kalkıp alabilir” dedim. Zeynep hiç durur mu: “Evet, biz sana su vermek zorunda değiliz!” dedi. Eski eşim şakayla, “Su vermezseniz sizi döverim” deyince Zeynep ayağa fırladı: “Sen bize hiçbir şey yapamazsın, teyzemin kadın grubu var!” Gülmekten yerlere yattık. Ama o cümle bir çocuğun ağzından çıkan basit bir söz değildi; o, dayanışmanın ifadesiydi. O, kadınların birbirine verdiği gücün adıydı: Ekmek ve Gül.
Bu, zor zamanlarda birbirinin elini tutmak demekti. Bu, yalnız olmadığını bilmek demekti. Bu, birlikte güçlü olmak demekti. Zeynep daha 9 yaşındaydı ama anlamıştı: Birlik olmak, bir arada durmak demekti güç.
Yıllar geçti… Nice Zeynepler geçti hayatımızdan. Birlikte büyüdük, birlikte öğrendik. Zor zamanlardan geçtik; umutsuzluğa kapıldığımız anlar oldu. Ama bir söz, bir bakış, bir omuz bizi yeniden ayağa kaldırdı. Yorulduk ama yılmadık. Çünkü kazandığımız her küçük mevzi, bize daha büyük bir dünyanın mümkün olduğunu gösterdi.
Fabrikada, sokakta, evde, okulda, tarlada… Aynı taleple, aynı umutla bir araya geldik kadınlarla. Çünkü hepimizin özlemi aynıydı: Daha eşit, daha özgür, daha insanca bir yaşam.
Ve hâlâ aynı sözü söylüyoruz, 18 yıldır aynı inatla, aynı umutla:
Bedenimiz için ekmek, ruhumuz için gül istiyoruz!
Fotoğraf: Ekmek ve Gül
İlgili haberler
Kadınların kürsüsü Ekmek ve Gül yeni yaşını kutluyor
Ekmek ve Gül 18, ekmekvegul.net 9 yaşına girdi. İşçi ve emekçi kadınlar, Ekmek ve Gül'ün yeni yaşını deneyimlerini paylaşarak kutluyor.
Sınıfta da hayatta da bir pusula: Ekmek ve Gül
'Ekmek ve Gül, mesleğimi icra ederken elimde tuttuğum bir pusula gibi bana yön gösteriyor, ama o yolu yürümek bana kalıyor.'
Hayat devam ettikçe Ekmek ve Gül var olacak
Yıkılmayacağını düşünen diktatörler de, bizden hiçbir şey olmaz diye düşünenler de, elindeki her olanağı emeğin sözünü, gücünü yok etmek için seferber eden sermaye de...Kimse hareketi durduramaz.
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN























