Yeniden üretim ve Ari Venüs
Kadınların faşizmde doğurganlığa hapsedilerek, ‘milletin yeniden üretilmesinde’ nesne haline getirilişini inceleyebileceğimiz bir eser: Gisbert Palmie’nin 1933 tarihli “Çalışmanın Mükâfatı”

Tarih boyunca birçok değişimin toplumsal etkileri kadın bedeni ya da “kadınlık” imgesi üzerinden çeşitli sanat biçimlerine konu edilmiştir. Tarihin ilk çağlarından itibaren doğurganlık, bereket, üretim gibi belli başlı kavramlarla özdeşleştirilen “kadınlık”, çok çarpıcı bir biçimde kadın bedeni üzerinden kendisini açık eder. Mevcut toplumsal düzeni ve üretim biçimi ile örülen sınıfsal çelişkileri de kendisine zemin edinen beden olgusunun Hitler faşizminin kurmaya giriştiği yaşam tahayyülü içerisindeki görüngülerini bu yazıda o dönemin ünlü ressamlarından Gisbert Palmie’nin bir eseri üzerinden konu edeceğiz.

HİTLER FAŞİZMİNDE KADIN: EVDE, ANNE VE SADIK BİR EŞ

Faşizm, ırklar veyahut milliyetler arası eşitliğin reddedildiği, şovenist politikalardan beslenen bir zemine sahip. Bu eşitsizlik, “insan kaynağını dünyaya getiren”, bu kaynağın taşıyıcısı ve nesilden nesle aktarıcısı olarak görülen kadın cinsinin eşitsizliği üzerinden de doğrudan açığa çıkar. Kadın cinsi ve bedeninin bir yeniden üretim nesnesi haline getirilmesinin yarattığı eşitsizlik, toplumsal yaşantının üzerine kurulduğu bütün gerici formları hem yeniden üretme hem de yıkma potansiyeli taşır. Özellikle kadının, -bazen kadınların kendilerini bile inandıracak ölçüde- erkekten aşağı bir varlık olduğu propagandası kadını büyük ölçüde evde ve annelik misyonunu yerine getirirken bunun yanında sadık bir eş olurken betimleyen eserler üretilmesini destekler.

SAF ALMAN IRKINDAN BİR VENÜS…

Cinsiyete dayalı cinsiyetçi iş bölümüne dayanan bir perspektifle hareket eden Hitler faşizmi, kadınları özellikle doğurganlığa ve ev içi “sevgi emeğine” hapseder. Bunu dönemin hâkim ideolojik üst yapısından hareketle sanat alanında da baskın bir biçimde gösteren faşizm, kültürel, sosyal ve günlük yaşantının tasvirini de dayanak noktası haline getirerek çeşitli sanat yapıtlarına doğduran aktarır.

Gisbert Palmie’nin 1933 tarihli “Çalışmanın Mükâfatı” isimli resmi bir örnek. 3 kompozisyondan oluşan eserde, ortadaki kompozisyon öncelikle aklımıza Boticelli’nin meşhur “Venüs’ün Doğuşu” tablosunu getiriyor. Tanrıça Venüs’ün doğuşunu resmeden Boticelli’nin eserinde Venüs’ün bedeni, daha bozuk bir biçime sahip olan, özellikle bacaklarından başlayan bir eğrilikle dik durmayan, sağlamlıktan uzak bir formda resmedilmiştir. Bu detay Palmie’nin eserindeki kadın formunu anlamak açısından bize farklı bir perspektif sunar. Zira Palmie’nin “Venüs”ü oldukça sağlam, mükemmele yakın bir bedenle ve Boticelli’nin Venüs’ünden farklı olarak çıplaklığından veyahut bedenin sergilenmesinden rahatsız olmayan bir biçimde resmin odağındadır. Faşist Hitler ideolojisinin “Ari Irk”, saf kan ülküsünü de göz önünde bulundurduğumuzda, Palmie’nin Venüs’ünün ari ırkın yaratıcısı, ari ırkı doğuracak her kadının mükemmel bir formda ve beyazlıkta, sağlam sağlıklı bedenin tasviri olduğu anlaşılır.  Faşizmin, insan ve devlet arasında hedeflediği tam itaatkâr ilişkinin en önemli sağlamlaştırıcılarından biri olan safkanlık, özellikle bedene ilintili bir tasarımdır. Kadınlık ve erkeklik üzerinden şekillendiği gibi beyazlık, parlaklık, geniş kalça, uzun boy, güçlü vücut gibi özellikleri de beraberinde getirir.

Ari Venüs, ilk bakışta her ne kadar resmin öznesi ve odağı gibi dursa da resmin sağ altına ve Venüs’ün sağ arkasına bakıldığında mesul olduğu yeniden üretim alanının tasviri dikkat çeker. Bu tasvirle birlikte ikincil konumu ve nesneleştirilmesi kadrajımıza girer.

AİLEYE VE DOĞURGANLIĞA HAPSEDİLEN KADIN

Saçlarının saf Alman ırkıyla özdeşleştirilen altın parlaklığında ve beyazlığında olmasından hareketle, ari ırkın kaynağı olarak resme iliştirildiğini iddia edebileceğimiz çocuk tasviri, diğer mitolojik anlatılardan çağrışımla, kaynağında daha mistik ve ilahi bir gönderme bulunduran bir tanrısallık fikri taşır.
Melek ya da tanrının bizzat bir elçisi sıfatını kolaylıkla verebileceğimiz bu çocuk saçlarıyla aynı renkte ve parlaklıkta olan bir özü yanındaki erkek figüre bizzat elleriyle uzatır ve erkek burada bu özü bir ipe dönüştürmekle görevlidir ve “makinenin” başındadır. Burada öncelikle doğrudan bir üretim safhasının özellikle basit bir makine aracılığı ile resme iliştirilmesi önemli.  Zira bu üretim faaliyetinde kadın yeniden üretimin nesnesi haline getirilirken, erkeğin mevcudiyeti ve özneliği bu üretim yoluyla aktarılıyor. Erkek özellikle makinenin, belli faaliyet gösteren, bilinçli bir eylemde bulunan, özden ürettiği iplikle birazdan Ari Venüs’ün taşıyacak olduğu altından kumaşı yaratacak olan “özne.” Dolayısıyla erkek, tanrının Alman ırkına bahşettiği özü, yani devlet ve erkeğin bilinçli ve yaratıcı bir biçimde gerçekleştirdiği üretimi, Venüs bir kumaş olarak sırtlanıyor ve tüm bir Alman halkının seyrine bırakılıyor. Aslına bakarsak, sağ ve ortadaki iki kompozisyon birer mizansen unsurları olarak bir Almanya idealine denk düşüyor; köylüler, çocuklar, bereketli başak, hayvanlar, altın kumaşı tutmakla görevli zenginler vb. Bu mizansenler Ari Venüs ve onun kumaşı taşıyışını seyreden ve hayranlığını gizleyemeyen Alman halkını tasvir ederken, bunun yanında daha derinlikli işlenebilecek birçok detayı da barındırıyorlar.

Kadınların, aile kurumuna ve doğurganlığa hapsedilmesi toplumsal ve ideolojik bir dayanak olarak faşizmi en uygun formlardan biri olarak kullanırken, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine dayalı gerici bir perspektifi de birçok alanda yerleştirme gayreti gösteriyor. 1933 yılına ait resimde ise bu gayret oldukça açık bir tasvir ile betimleniyor.

Eser1: Çalışmanın Mükafatı, Gisbert Palmie, 1933/Galleria d'Arte Thule

Eser2: Venüs'ün Doğuşu, Sandro Botticelli, 1485/Google Art Project

İlgili haberler
ENGELS 200 YAŞINDA: Meselenin ‘Köken’ine inen bir...

Engels’e göre eşitsizlik, özel mülkiyetin kamusal alana egemen olan erkeğin elinde yoğunlaşması, üre...

İlkel dönemden kapitalist düzene; EŞİTLİK

19. ve 20. yüzyıl kadınların kağıt üzerindeki eşitlik haklarını elde etme mücadeleleriyle imlendi. A...

‘Aile’nin peçesi yırtılıyor’

‘Aile ne idi?’ Aile, kadını sömüren; emek gücünü karşılıksız bırakan; ruhunu, bedenini baskı altında...