2022 Nobel Edebiyat Ödülü'nü alan Fransız yazar Annie Ernaux, eserlerinde çoğu zaman büyük tarihsel olaylardan çok gündelik hayatın görünmez ayrıntılarına odaklanır. Ancak Ernaux'nun edebiyatında gündelik olan, hiçbir zaman sıradan değildir. Çünkü onun için kişisel olan aynı zamanda toplumsal, bireysel olan da politiktir. Türkçe’ye Fransızca aslından Siren İdemen tarafından çevrilerek 2026 Mayıs’ında kazandırılan Işıklara Bak Canım da bu yaklaşımın güçlü örneklerinden biri.
Ernaux bu kısa anlatıda Paris yakınlarındaki bir hipermarkete bir yıl boyunca yaptığı ziyaretleri kayda geçiriyor. İlk bakışta bir alışveriş merkezini konu alan gözlem notları gibi görünen metin, esasen günümüz kapitalist toplumunun küçük bir modelini betimliyor. Yazar, market koridorlarında dolaşırken yalnızca ürünlere değil, insanlara, ilişkilere, bakışlara, bedenlere ve sınıfsal farklılıklara da bakıyor. Böylece tüketim mekânı, toplumdaki eşitsizliklerin görünür hale geldiği bir sahneye dönüşüyor. Ernaux, hipermarketi farklı sınıfların, yaşların ve kökenlerin kesiştiği bir toplumsal temas alanı olarak ele alıyor.
Sınıf ilişkilerinin yeniden üretildiği yer
Kapitalizm, tüketimi yalnızca ihtiyaçların karşılanması olarak sunar. Oysa market rafları aynı zamanda sınıfsal konumların da göstergesidir. Kimin hangi ürünlere bakabildiği, hangilerini sepete koyabildiği, hangilerinin ise yalnızca uzaktan seyredildiği bu mekânlarda açıkça görülür. Ernaux'nun dikkatini çeken de tam olarak budur. İndirim reyonlarının önündeki kalabalıklar, kasa sıralarında yaşanan gerilimler, güvenlik görevlilerinin kimi izlediği, otomatik kasaların hangi emek süreçlerini görünmez kıldığı; hepsi toplumsal eşitsizliklerin izlerini taşır. Hipermarket yalnızca alışveriş yapılan bir yer değil, sınıf ilişkilerinin her gün yeniden üretildiği bir alandır.
Ernaux'nun bakışı aynı zamanda hafızaya da yöneliktir. Yazar, edebiyatın yalnızca büyük olayları değil, çağın ruhunu oluşturan sıradan mekânları da kayıt altına alması gerektiğini savunur. Çünkü bugün milyonlarca insanın zaman geçirdiği alışveriş merkezleri ve marketler, yaşadığımız dönemi anlamak için en az parlamentolar ya da meydanlar kadar önemlidir. Kitabın çıkış noktası da budur: Hatırlanmaya değer olanı yalnızca iktidarlar değil, gündelik hayatın içindeki insanlar da belirler. Yazarın satırları ile ifade etmek gerekirse; “Hangi nesneleri ve yerleri hafızamıza kaydedeceğimizi biz seçeriz ya da daha doğrusu neyin hatırlanmaya değer olduğuna aslında zamanın ruhu karar verir. Yazarlar, sanatçılar, sinemacılar da hafızanın oluşumuna katkıda bulunur.”
Market alışverişi de kadınların omuzlarında
Kitabın en çarpıcı yanlarından biri, tüketim alanlarının kadınlarla kurduğu ilişkiyi görünür kılmasıdır. Ev içi emeğin ve bakım yükünün büyük ölçüde kadınların omzunda olduğu bir dünyada market alışverişi de çoğunlukla kadınların sorumluluğundadır. Ernaux, koridorlarda dolaşan kadınları gözlemlerken görünmez emeğin izini sürer. Hangi ürünün daha ucuz olduğunu hesaplayan, aile bütçesini dengelemeye çalışan, çocukların ihtiyaçlarını karşılamaya uğraşan kadınlar, neoliberal ekonominin yükünü gündelik hayatlarında taşımaktadır. Böylece hipermarket, yalnızca tüketimin değil, toplumsal cinsiyet rollerinin de yeniden üretildiği bir mekan olarak karşımıza çıkar.
Sıradan bir ürün ile ölen işçiler arasındaki bağ
Yazar, kimi günlere ait notlarında yalnızca market koridorlarında gördüklerini değil, o günlerin dünya gündemini de kayda geçirir. Özellikle toplu işçi ölümlerine yol açan iş cinayetlerine değinerek küresel kapitalizmin görünmez kılmaya çalıştığı sömürü ilişkilerini açığa çıkarır. Örneğin 28 Kasım 2012’de Bangladeş'te, ayda yalnızca 29,5 avro ücretle çalıştırılan 117 işçinin, gerekli önlemlerin alınmaması nedeniyle yaşamlarını yitirmesini hatırlatan Ernaux, Avrupa'daki tüketicilerin birkaç avroya satın alabildiği bir tişörtün ardında nasıl bir emek sömürüsü bulunduğunu gösterir. (*) Raflarda sıradan bir tüketim nesnesi olarak duran ürünler ile dünyanın başka bir köşesinde hayatını kaybeden işçiler arasındaki bağı görünür kılan yazar, ucuzluğun gerçek bedelini okurun yüzüne çarparken küresel sömürü düzeninin işleyişini de bütün çıplaklığıyla teşhir eder.
Işıklara Bak Canım, yalnızca bir market günlüğü değil; tüketim toplumunun işleyişine, sınıfsal ayrımlara ve gündelik hayatın politik karakterine dair keskin bir sorgulama. Ernaux, rafların arasından bakarak kapitalizmin insan ilişkilerini nasıl şekillendirdiğini gösteriyor. Bunu yaparken teorik bir dil kurmuyor, slogan atmıyor; yalnızca dikkatle bakıyor. Fakat tam da bu dikkat, okuru rahatsız eden politik bir etki yaratıyor. Çünkü kitap bittiğinde markete, alışverişe ve gündelik hayatın sıradan görünen ayrıntılarına artık aynı gözle bakmak mümkün olmuyor.
Bugün Türkiye'de derinleşen yoksulluk, hayat pahalılığı ve kadınların omuzlarındaki bakım yükü düşünüldüğünde, Ernaux'nun gözlemleri bize hiç de uzak görünmüyor. Market koridorlarında yaşananlar yalnızca Fransa'ya değil, dünyanın dört bir yanında emekçilerin ortak deneyimine işaret ediyor. Bu nedenle Işıklara Bak Canım, gündelik hayatın içindeki sınıf mücadelelerini görmek isteyenler için önemli bir okuma deneyimi sunuyor.
(*) Dakka giyim fabrikası yangını, 24 Kasım 2012'de Bangladeş'in Dakka şehrinin dışındaki Ashulia bölgesinde bulunan Tazreen Moda fabrikasında çıktı. Yangında en az 117 kişinin öldüğü ve 200'den fazla kişinin yaralandığı doğrulandı ve bu ülkenin tarihindeki en ölümcül fabrika yangınıı. Yangının nedeni belirlenemedi. Başlangıçta, Bangladeş'teki fabrika yangınlarının %80'ine neden olan elektrik kısa devresinden kaynaklandığı varsayıldı. Geniş çapta eleştirilen bir hükümet raporu, kimin veya neden yaptığını belirtmeden bir "sabotaj" eylemi iddiasında bulundu. Bu yangın ve benzerleri, Bangladeş'te işçi hakları ve güvenlik yasalarında çok sayıda reform önerisine yol açtı.
Kolaj: Canva pro
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN






















