Çocukluğumuza anlatılan hikayeler bize gerçekten ne öğretti?
“Bir varmış, bir yokmuş…”
Belki de hayatımız boyunca en çok duyduğumuz cümlelerden biri budur.
Uyumadan önce annemizden, babamızdan, öğretmenimizden ya da büyüklerimizden dinlediğimiz masalların yalnızca bizi uyutmak için anlatıldığını düşündük. Oysa yıllar sonra dönüp baktığımızda fark ediyoruz ki o hikayeler bize sadece prensesleri, cadıları ya da prensleri anlatmıyordu. Aynı zamanda kadın olmanın, erkek olmanın, güzel olmanın, güçlü olmanın ve sevilmeye “layık” olmanın ne anlama geldiğini de fısıldıyordu.
Masallar, çocukların dünyayı anlamlandırdığı ilk anlatılardan biridir. Bu nedenle onları yalnızca hayal ürünü hikayeler olarak görmek eksik kalır. Her masal, yazıldığı dönemin kültürel değerlerini, ahlak anlayışını ve toplumsal cinsiyet rollerini de taşır. Çocuk ise henüz bunları sorgulayabilecek yaşta değildir; hikayeyi dinler, kahramanlarla özdeşleşir ve çoğu zaman anlatılanı doğal kabul eder.
Fransız filozof Simone de Beauvoir’ın “Kadın doğulmaz, kadın olunur” sözü tam da bu noktada anlam kazanır. Çünkü kadınlık ve erkeklik yalnızca biyolojik özelliklerle değil; çocukluktan itibaren maruz kaldığımız anlatılarla, tekrar eden kalıplarla ve bize sunulan örneklerle de şekillenir.
Belki de bu yüzden, çocukken dinlediğimiz masalları yetişkin olduğumuzda yeniden okumaya cesaret etmeliyiz. Aynı hikayeler, bu kez bize bambaşka şeyler söyleyebilir.
Örneğin Güzel ve Çirkin masalında Güzel’in, babasını kurtarmak için kendi özgürlüğünden vazgeçmesi büyük bir erdem olarak sunulur. Fedakarlık, kadın karakterin en belirgin özelliğine dönüşür. Hikaye, bir kadının sevdikleri uğruna kendinden vazgeçmesini idealize eder.
Külkedisi masalında ise yıllarca şiddete, aşağılanmaya maruz kalan genç kadının hayatını değiştiren şey kendi mücadelesi değildir. Hikayenin mutlu sonu, bir prens tarafından seçilmesiyle gelir. Böylece özgürlüğün ve kurtuluşun, kadının özne olmasıyla değil; güçlü bir erkek figürüyle ilişkilendirilmesi dikkat çeker.
Pamuk Prenses günümüzde en çok yeniden değerlendirilen masallardan biridir. Bilinci kapalı bir karaktere, açık rızası olmadan yapılan fiziksel temasın uzun yıllar romantik bir jest olarak anlatılması, bugün rıza kavramı çerçevesinde haklı olarak tartışılmaktadır. Bu durum, geçmiş anlatıları bugünün etik değerleri ışığında yeniden düşünmemiz gerektiğini gösterir.
Rapunzel ise yalnızca kuleye kapatılmış bir genç kadının hikayesi değildir. Aynı zamanda kadın bedeni, hareket alanı ve yaşamı üzerindeki kontrolün sembolik bir anlatısıdır. Rapunzel’in kimlerle görüşeceğine, nerede yaşayacağına ve nasıl bir hayat süreceğine sürekli başkaları karar verir. Onun sesi ise çoğu zaman hikayenin merkezinde değildir.
Elbette bu masallar yazıldıkları dönemin toplumsal yapısını yansıtır. Ama tam da bu nedenle bugün onları yeniden okumak önemlidir. Amaç geçmişi yargılamak değil; geçmişten bugüne taşınan kültürel kodların farkına varmaktır.
Çünkü ataerkil sistem yalnızca yasalarla ya da kurumlarla varlığını sürdürmez. Aynı zamanda çocuklara anlatılan hikayelerde, çizgi filmlerde, oyuncaklarda ve gündelik dilde de yeniden üretilir. Hiç kimse bir kız çocuğuna doğrudan “İtaatkar ol” demeyebilir; fakat yıllarca yalnızca bekleyen, kurtarılmayı umut eden ve fedakarlığıyla ödüllendirilen kadın karakterlerle karşılaşan bir çocuk, bu davranışların kadınlığın doğal bir parçası olduğunu düşünebilir. Benzer şekilde erkek çocukları da sürekli kurtaran, karar veren ve güçlü olan karakterlerle özdeşleşerek belirli kalıpları içselleştirebilir.
Bu nedenle mesele masalları yasaklamak ya da çocukların hayal dünyasından çıkarmak değildir. Mesele, onları eleştirel bir gözle okuyabilmek ve yeni hikayeler üretebilmektir.
Bugünün çocukları kurtarılmayı bekleyen değil; kendi yolunu çizen prensesleri, duygularını özgürce ifade edebilen prensleri, eşitliği temel alan dostlukları ve sevgiyi, sahip olmak yerine karşılıklı saygı üzerine kuran hikayeleri hak ediyor.
Çocuklara anlatılan her masal, yalnızca bir masal değildir. O masal, geleceğin toplumuna bırakılmış sessiz bir mirastır. Belki de çocuklara anlatmamız gereken ilk masal, kimsenin kurtarılmayı beklemediği; herkesin kendi hikayesinin kahramanı olduğu bir masaldır.
Görsel: Canva pro yapay zeka
İlgili haberler
GÜNÜN MASALI: Emi’nin Gözetleme Kulesi
Şu büyükler gerçekten çok tuhaf oluyordu. 10 yaşındaki bir çocuğun yıldızları, gezegenleri özellikle B612 gezegenini izleme zorunluluğunu bir türlü anlamıyorlardı.
GÜNÜN KİTABI: Ne Anlatsak? / Eğitimciler İçin Masal Rehberi
“Ne Anlatsak? Eğitimciler İçin Masal Rehberi / 5-6 Yaş”, eğitimciler ve çocuklarla verimli zaman geçirmek isteyen herkes için bir el kitabı olmaya aday.
‘Piremses’ masallarında değiliz!
Gaziantep Üniversitesinden kadınlar ‘Piremses masallarına son’ dedi. “Sihirli elmayı da yemem, prense de öptürmem, ev işlerini bıraktım dünya turuna çıktım, aptal değilim ayakkabımı kaybetmem...”
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN

























