Danimarka; modern mimarinin, bisiklet yollarının, sosyal devletin ve özgürlüklerin ülkesi olarak pazarlanıyor. İskandinavya'nın dertsiz, steril, zengin görüntüsü, göçmen emeğini kendine çeken bir "gelecek hayali" yaratıyor. Dünyanın pek çok ülkesinden özellikle genç kadınlar “au pair” olarak çalışmak, Danimarkalı ailelerin “üyelerinden biri” olmak için internet siteleri üzerinden ajanslara başvuruda bulunuyor. Patronların işçilerin haklarını gasbetmek için söylediği “Biz bir aileyiz” klişesi, Danimarka’da evlerde çocuk bakımından ve evin temizliğinden sorumlu olarak çalışacak au pairler için de söyleniyor: “Ailemizden biri gibi”
Ne demek “au pair”?
Kişilerin, gittiği ülkenin “kültürünü ve dilini deneyimlemek üzere” o ülkeden bir ev sahibi aileyle birlikte yaşadığı “bir kültür değişim programı.” Ama sadece bir kültür programı değil, 18-29 yaşları arasında, çocuğu olmayan, çoğunlukla bekar kadınların en az bir çocuğu olan ailelerin evlerinin ve çocuklarının bakımını “harçlık”, kalacak yer karşılığında üstlenmesi aslında. Tam adını söyleyelim, göçmen kadın emeğine dayanan esnek ve güvencesiz bir çalışma programı.
Sırlarımız (Secrets That We Keep) mini dizisinde ise Filipinli au pairler ile evlerinde çalıştıkları Danimarka’nın zenginleri arasındaki uçurumu, bir gece aniden kaybolan au pair Ruby’e ne olduğu sorusu üzerinden izliyoruz. Ülkedeki au pairlerin yüzde 81’i Filipinler’den geliyor.
Aynı çatı altında farklı dünyalar
Dizinin merkezinde, büyük bir şirketin patronu Hoffman ailesinin yanında au pair olarak çalışan Ruby’nin, komşusundan yardım istedikten sonra gizemli bir şekilde ortadan kaybolması yer alıyor. Ruby’ye ne olduğunu öğrenirken Angel’ın ve diğer Filipinli göçmen kadınların hikayelerine şahit oluyoruz. Zengin ev sahiplerinin kendi çıkarlarını korumak adına kayıp bir kadına ne olduğunun ortaya çıkmaması için verdikleri çabaya, polise hızla haber vermeyişlerine, sanki Ruby’nin “sahibiymişçesine” polisi arama kararını yalnızca kendi tasarruflarına bıraktıklarına şahit oluyoruz. Filipinli kayıp bir kadını aramak için imkanlarını ve bütçesini ayırmayan polis karakolunu görüyoruz. Bu yazıyı olabildiğince spoiler’sız yazmak istediğim için dizinin akışındaki olayları tek tek değerlendirmeyeceğim ancak Angel ve ev sahibi Cecile arasındaki şu kesit, hikayenin anlatıldığı zemini çok net ortaya koyuyor.
Angel’ın, Filipinler’de küçük bir çocuğu var. Anne babasına, çocuğuna bakan kız kardeşine düzenli olarak para gönderiyor. Bazen kazandığı paradan daha çoğunu göndermesi gerekiyor. Danimarka’ya Avrupa’da yeni bir hayata tutunma ve ailelerinin geçimine katkı sunma umuduyla gelen pek çok au pair gibi... Ancak Danimarka’ya au pair olarak gelip bir ailenin yanında çalışabilmek için ise çocuğunun olmaması gerekiyor.
“Benim dünyam hakkında hiçbir fikrin yok”
Cecile, Angel’ı sözleşmesinin bitmesine bir yıl varken onu işten çıkartmak istediğinde, “çocuğunun yanına dönmesinin onun ve çocuğu için daha iyi olacağını” bir bahane olarak öne sürmesi üzerine duyuyoruz bu cümleyi. Angel’ın işten çıkarılmasının ardından Cecile’e söylediği son sözü bu oluyor. Dizinin sonlarındaki diyalogda apaçık ifade edilen sınıf farkı, ilk sahneden itibaren dizinin tamamında zaten hissediliyor.
Bir polisiyeden fazlası
Dizi aynı zamanda birbirinin dünyasını tanıyan kadınların dayanışmasına, sadece yan yanayken kendileri gibi davranabildikleri o güvenli alanı da gösteriyor. Aralarından biri kaybolduğunda zengin ev sahiplerinin aksine birbiri için endişelenen, polis arama yapmazken kayıp kız kardeşleri için arama çalışması düzenleyen, birbirine sahip çıkan kadınların dayanışması...
Dizinin ele alınabileceği pek çok yönü var: Çocuklar ve ebeveynlik üzerinden de inceleneblir, polisiye ve adli ilerleyiş üzerinden de, burjuvazinin kendi çıkarını korumak üzere bir kadının kaybolmasının üzerini nasıl örtmek üzere pozisyon aldığı, ev sahiplerinin birbirleriyle ilişkileri, Cecile’in iç dünyasında yaşadığı çelişkiler üzerinden de...
Bu yazıyı nasıl yazacağımı planlarken dizi hakkındaki yorumları, eleştirileri, tanıtımları incelemeye çalıştım. Şunu söyleyebilirim ki göçmen kadınların yaşadıkları, izleyicinin gözünde de görünmez kılınmış. Oysa dizide anlatılanlar, Danimarka’daki au pair göçmen kadınların her birinin hikâyesinden izler taşıyor; buna rağmen onların yaşam koşullarına ve güvencesizliklerinin yarattığı risklere odaklanan inceleme ve değerlendirmeler oldukça azdı. Ekmek ve Gül okuyucularına önerim, bu polisiye diziyi izlerken Filipinler’den Danimarka’ya au pair olarak çalışmak için gelmiş kadınların gerçekliğine dikkat kesilmeleri. Böyle bakıldığında sınıf çelişkilerinin karakterlerin davranışlarını ve olaylara yaklaşımlarını nasıl şekillendirdiği, dayanışmanın neden hayati olduğu ve dizinin kurduğu atmosfer çok daha görünür hale geliyor.
Fotoğraf: Netflix
İlgili haberler
GÜNÜN DİZİSİ: Fleabag
6 bölümlük, kısa ama bitirmeden kolay kolay başından kalkamayacağınız bir dizi önerimiz var: Fleabag.
GÜNÜN DİZİSİ: Kalifat
Evlerinden kaçıp IŞİD’e katılmak isteyen genç kızların ve kocası ile IŞİD'e katılmak üzere Rakka'ya giden fakat pişman olan bir kadının etrafında dönen hikaye yakın bir tarihe tanık ediyor...
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN
























