Bi düşününce işin hangi tarafını konuşalım?
12 yıllık eğitim hedefe konuluyor. Sorun eğitimdeki eşitsizlik, çocuk işçiliği, yoksulluk ve gençlerin her geçen gün derinleşen geleceksizlik kaygıs iken bunları daha da artıracak tartışmalar açılıyor

Geçtiğimiz günlerde 12 yıllık zorunlu eğitimin “toplumu intihara sürüklediğine” dair Yeni Şafak'ta bir köşe yazısı yayımlandı. Yazıda ısrarla 12 yıllık zorunlu eğitimin “toplumun çöküşünü hızlandırdığını, herkesin üniversite okumaması gerektiğini, sanayide de insan ihtiyacının olduğunu, gençlerin aidiyet duygusundan uzak ve kaybedilmiş kuşaklar olduğunu” anlatıyor. Ve hatta 12 yıllık zorunlu eğitimin üniversite eğitimiyle de birleşince diplomalı işsizler ordusu yaratıldığı ve bu nedenle “gençlerin evlenemediği, evlense de geç evlenip çocuk sahibi olamadığı ve dolayısıyla aile kuramayıp geçimsizlikler yaşayıp boşanma oranlarının arttığı” tarif ediliyor.  

Şimdi bu yazıya bir de şu açılardan bakalım:

İlk olarak 12 yıllık zorunlu eğitim kısmını ele alalım. Ülkemizde zorunlu olan 12 yıllık eğitimin niteliğinin ne duruma geldiğini herhalde sokaktan geçen 10 kişiden 9’una sorsak durumun vahametini bize saatlerce anlatırlar. Devlet okullarında eğitimin içinin nasıl boşaltıldığını, özel okulları teşvik ede ede işçi emekçi çocuklarına ortaokul-liseden sonra sanayiden başka yol görünmediğini ve hatta zorunlu eğitim olmasına rağmen okula gidemeyen binlerce çocuk olduğunu, bunların devlet takibinde olması gerekirken devletin bile isteye bu duruma göz yumduğunu bi’ konuşalım. Kız çocuklarının eğitimden mahrum kalması sorununu ve bunun kız çocuklarının çocuk yaşta evliliğe mecbur bırakılmasını da konuşalım. Hangi sanayi sitesine gidersek gidelim, hatta merdiven altı atölyelere bakalım, 18 yaş altı onlarca çocuğun kayıt dışı ve üç kuruşa nasıl sömürüldüklerini de bi’ hatırlatmış olalım. 

Çocuklar mı sorumlusu?

Gelelim toplumun zorunlu eğitim nedeniyle çöküşü sorununa. Daha zorunlu eğitime bile erişemeyen, evinde tenceresi kaynamayan, sağlıklı bir şekilde beslenemeyen, spordan, sanattan, kültürel faaliyetten bihaber olan çocuklar mıdır bu çöküşe sebep olan? Yoksa her köşe başına kurulmuş uyuşturucu çetelerini, mahallelerde semtlerde gençleri sarıp sarmalayan mafyaları gençlere kanıksatan, geleceksizlik kaygısını gün geçtikçe arttıranlar mıdır bu toplumdaki çürümenin sebepleri? Ya da anne babasının üç kuruş maaşla her gün borçtan borca koştuğu, bir kilo et alıp yiyemediği, 11 ay çalışıp bir hafta tatile bile gidemediği, koşullar böyle olunca bireysel ve kısa yoldan hayatı kazanma derdine düşürülenler mi? 

11 milyar lira hayal edin çocukların geleceksizliğine harcanan

Bırakın herkesin üniversite okumasını, üniversite okuyan gençlerin daha barınabileceği doğru düzgün yurtları yok. Daha geçtiğimiz günlerde memleketin başkentindeki kız yurdunun küflü odaları, ortak kullanım alanlarının pisliği Meclis gündemine taşındı. Gençler hem okula gidip hem de kira ya da yurt paralarını çıkarabilmek için aynı anda para kazanmaya çalışıyor. Ya da daha ucuz olduğu için yıllarca gönderilen tarikat cemaat yurtlarında istismar edilenler, intihar eden gençler miydi bu toplumun çöküşünü hızlandıran? Üniversite okuyamayacak bari meslek öğrensin diye ailelerin çocuklarını gönderdiği MESEM’ler resmen mezbahaneye dönmüş durumda. Bu ülkenin gelirinin, kaynaklarının gençleri okutacak, barındıracak, güvenli bir şekilde yaşatacak bütçesi yok mu? Tabi ki var, 11 milyar 579 milyon 319 bin lirayı bi’ hayal etmeye çalışalım, ne kadar çok değil mi? Gençlerin geleceğine değil geleceksizliğe harcanan paranın tam tutarı bu. 2026 yılında Türkiye’de yapılan, gençlerimizden kendi geleceğimizden daha kıymetli olan NATO zirvesine harcanan paranın miktarı...

Gençlerin evlenemediğine dair de bir serzeniş vardı yazıda. “Evlenemiyorlar çünkü herkes üniversite okuduğu için diplomalı işsiz ordusu var memlekette ve bu da ya geç evliliği ya da geç çocuk sahibi olmaya getiriyor” demişler. Bir şekilde evlendiniz, evlilik boyunca da borç ödemek için iş yerinizde yapılan tüm baskıya, mobbinge, hukuksuzluğa da boyun eğdiniz çünkü o borçların ödenmesi gerek. Sonra dediniz ki bir çocuğumuz olsun. Sağlıkla kucağınıza almayı hayal ettiğiniz bebeğiniz yenidoğan çetesinin eline düştü ve hayattan koparıldı. Sahi yenidoğan çetesi ne oldu? Davada artık bir tane bile yargılanan sorumlu, tutuklu hiç kimse kalmadı. Şimdi şunları bi düşününce işin hangi tarafını konuşalım dersiniz? 

Gerçekleri konuşalım

12 yıllık zorunlu eğitimi böyle çarpıtmaktansa gerçekleri konuşalım. Okuyamayan çocukları, 12-13 yaşından itibaren sanayilerde ömrü çürüyen çocukları, mahallelerde uyuşturucu çetelerine bırakılan gençleri konuşalım. 12 yıl boyunca okula gidip gitmediği takip edilmesi gereken, gitmediği tespit edilmesine rağmen merdiven altı atölyelerde çalışan, yediği 1 tabak yemek artık eve yük olan çocukları konuşalım. Fatmanur’u konuşalım mesela, tarikat cemaat eliyle hayattan koparılanları. Narin’i konuşalım, suça sürüklenen, sürüklenme süreçlerini konuşalım. Uygulanmayan yasaları konuşalım. Gençlerin ne şartlarda sınavlara hazırlanmaya çalıştığını konuşalım, dershane paralarını, özel okul ücretlerini, çocukların güvenliğini konuşalım... Bugün dünden daha yüksek sesle konuşmalıyız çünkü, geleceğimiz dediğimiz gençlerin ve çocukların çok daha insani yaşam koşullarında yaşamaya hakkı var...

Görsel: Canva Pro Yapay Zeka aracı



Editörden