Staj yaptığı iş yerinde öldürülen Muhammed’in annesi: Haksızlığa teslim olmayacağım
‘Ben oğlumu toprağa verdim, haksızlığa teslim etmeyeceğim. Muhammet Kendirci için adalet...’
Ben o sabah oğlumun yüzüne baktığımda, başımıza gelecekleri hissetmemiştim. Annelik böyle bir şey işte; bazen en büyük fırtına, en sıradan bakışın içine gizlenir. Muhammed evden çıkarken kapıyı her zamanki gibi çekti, “Geç kalmam” dedi. Ne çok umut bağlamışım o son cümleye…
Saatler geçti. Ev sessizdi ama içim gürültülüydü. Kalbimin bir yere sıkışıp kaldığını, üzerime bir ağırlığın çöktüğünü hissettim. Telefonum çaldığında, daha açmadan dizlerimin bağı çözüldü. Çünkü bir anne bilir; kötü haber gelmeden önce zaman yavaşlar...
Oğlumu bana parça parça anlattılar. Kimileri suçladı, kimileri savundu. Hepsini dinledim ama hiçbirinin anlattığı benim bildiğim Muhammed değildi. Ben onun çocukken dizini kanattığında ağlamamaya çalışmasını bilirim. Ekmeğini bölüşmesini, “Anne sakın üzülme” deyişini bilirim. En zoru da buydu işte: Herkes bir şeyler anlatıyordu ama kimse benim evladımı anlatmıyordu.
‘Deliller nerede?’
18 Haziran 2010’da kapımızı çalan o minik canı, 14 Kasım günü bizden kopardılar. Şanlıurfa Bozova’da, 75. Yıl Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi öğrencisi olarak MESEM kapsamında staj gördüğü marangozhanede hayattan koparıldı. Cam yeşili gözleri umutla parlayan 15 yaşındaki evladımın vücuduna, elleri tutularak yüksek basınçlı hava verildi.
Eşim Ahmet’in içine doğmuştu o gün bir şeyler. Muhammed’i aradığında telefonu başkası açtı. “Babası geliyor la!” diyerek suratına kapatılan o telefon, aslında her şeyi anlatıyordu. Hastaneye koştuğumda oğlumun ağzından hâlâ köpükler geliyordu. Beş gün boyunca yoğun bakım kapısında nefesimi tuttum. 19 Kasım Çarşamba günü ise o kahredici haber geldi: Muhammed’in kalbi bu acıya daha fazla dayanamadı.
Oğlumu toprağa verdik ama kıyafetleri, ayakkabıları hâlâ kapının önünde. Dokunamıyorum. Bir anne için zaman, bazı günlerde durur. Şimdi bana kaza diyorlar, şaka diyorlar. Katili, oğlum henüz yaşam mücadelesi verirken serbest bıraktılar! Sosyal medya baskısı olmasa kaçıp gidecekti.
Üstelik deliller nerede? Oğlumun pantolonu, iç çamaşırı, terlikleri kayıp. “Hastanede çöpe atıldı” diyorlar. Bir düğmenin bile delil olarak değeri yok muydu?
‘İsteğim intikam değil, adalet’
Ben artık sadece bir anne değilim; ben adalet bekleyen bir anneyim. Adalet dediğin şey intikam değildir. Adalet, bir annenin geceleri biraz olsun uyuyabilmesidir.
Kimse bir başkasının evladını, bir başkasının vicdanına kurban etmesin. Bugün biz susarsak, yarın daha çok anne sessizliğe mahkûm edilecek. Bugün adalet yerini bulmazsa, hepimiz eksik kalacağız. Ben evladımı toprağa verdim ama haksızlığa teslim etmeyeceğim.

Fotoğraf: Muhammed Kendirci


Editörden