Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfının (SETA) “Çalışma hayatında izinlerin aile ve nüfusa etkileri” başlıklı analizinde yer alan veriler ve öneriler, Türkiye’de ücretli izin sürelerinin yetersiz olduğunu ve bakım sorumluluğunun büyük ölçüde kadınların omuzlarında kalmaya devam ettiğini bir kez daha ortaya koyuyor. Rapor, Avrupa Birliği ülkeleriyle karşılaştırmalı veriler üzerinden Türkiye’de izin politikalarına ilişkin öneriler sunuyor.
Raporda, Avrupa Birliği ülkelerinde yıllık ücretli izin süresinin büyük ölçüde en az 20 iş günü olduğu, birçok ülkede ise toplu sözleşmelerle bu sürenin 25-30 güne kadar çıktığı belirtilirken, Türkiye’de aynı sürenin kıdeme göre 14 ila 26 gün arasında değiştiği hatırlatıldı. Bu durumun çalışanların dinlenme hakkı açısından sınırlı bir çerçeve oluşturduğu ifade edildi.
ABD örneğinin ise ücretli izin hakkının piyasa koşullarına bırakılmasının çalışanlar açısından ciddi eşitsizlikler yarattığını gösterdiği ifade edildi. Federal düzeyde ücretli yıllık izin zorunluluğunun bulunmaması nedeniyle çalışanların ortalama 10-14 gün izin kullanabildiğine dikkat çekildi.
Raporda, mazeret izinleri bakımından da ülkeler arasında önemli farklılıklar bulunduğu belirtilirken, Türkiye’de evlilik ve cenaze izinlerinin özellikle geniş aile yapısı ve şehirler arası hareketlilik dikkate alındığında yetersiz kaldığına işaret edildi. İşçiler için evlilik izninin 3 günle sınırlı olması nedeniyle birçok çalışanın bu süreçte yıllık izin kullanmak zorunda kaldığı ifade edildi.
Rapora göre Avrupa’da bakım izinleri yalnızca çocuklarla sınırlı kalmayıp, yaşlı ve hasta yakınların bakımını da kapsayan geniş bir sosyal politika alanı olarak ele alınıyor. Türkiye’de ise bu alanın büyük ölçüde sınırlı düzenlemelerle yürütüldüğü belirtildi. Engelli çocuğu bulunan çalışanlara verilen yıllık 10 günlük izin dışında kapsamlı bir bakım izni sisteminin bulunmadığı vurgulandı.
Analık ve babalık izinleri açısından da Türkiye ile Avrupa ülkeleri arasında belirgin farklar olduğu raporda yer aldı. Türkiye’de analık izninin 16 hafta olduğu, babalık izninin ise işçiler için yalnızca 5 günle sınırlı kaldığı hatırlatılırken, Avrupa’da özellikle İskandinav ülkelerinde ebeveyn izninin yüzlerce güne ulaşabildiği ve ebeveynler arasında paylaştırılabildiği belirtildi.
Doğum sonrası iş gücünden ayrılma iki kat daha yüksek
Raporda, Türkiye’de ebeveyn izninin bağımsız bir hak olarak düzenlenmemesinin hem kadınların istihdamda kalmasını zorlaştırdığı hem de bakım yükünün eşitsiz paylaşılmasına yol açtığı ifade edildi. TÜİK verilerine göre çocuğu olmayan grupta istihdam oranı kadınlarda yüzde 58, erkeklerde yüzde 79.3 iken; çocuğu olanlarda bu oran kadınlarda yüzde 27.1, erkeklerde ise yüzde 90.6. OECD verilerine göre, ebeveyn izni bulunmayan ülkelerde kadınların doğum sonrası iş gücünden ayrılma oranları iki kat daha yüksek.
Türkiye’de doğurganlık hızının son yıllarda belirgin biçimde gerilediği belirtilen çalışmada, izin politikalarının yalnızca çalışma yaşamı düzenlemesi değil, aynı zamanda sosyal politika aracı olarak ele alınması gerektiği vurgulandı. Raporda, bakımın tüm yükünün ailelere bırakılması üzerinden yapılan değerlendirmede; daha uzun analık izni, daha kapsamlı bakım izinleri ve bağımsız ebeveyn izni uygulamasının kadınların istihdamda kalmasını sağlayabileceği ifade edildi.
Raporda yer alan önerilerden bazıları şunlar:
• Evlilik ve cenaze izinlerinin süre ve kapsamı, geniş aile yapısı ve şehirler arası yolculuk gerekliliği dikkate alınarak gözden geçirilmeli; cenaze izni yakın akraba çevresini de kapsayacak şekilde genişletilmeli.
• Bakım temelli mazeret izinleri yalnızca engelli çocukla sınırlı olmaktan çıkarılarak yaşlı ebeveynler, ağır hastalığı bulunan diğer yakın aile bireyleri ve reşit olmayan çocukları da içerecek biçimde yeniden düzenlenmeli.
• Doğum sonrası dönemin hem anne hem çocuk açısından koruyucu bir çerçeveye kavuşturulması sağlanmalı.
• Süt izni ve ücretsiz izin sürelerinin işçi ve memur statüleri arasında eşitlenmesi yönündeki yaklaşım sürdürülmeli.
• İzinlerin kullanımına ilişkin idari veriler düzenli biçimde toplanmalı, analiz edilmeli ve aile, istihdam ve nüfus politikalarıyla birlikte değerlendirilmeli.
Fotoğraf: Birleşik Metal-İş
İlgili haberler
Ebeveynlik hakkı mı, kontrol mekanizması mı?
‘Şiddet sonrası çocukla görüş hakkı bazı dosyalarda ebeveynlik değil, kadın ve çocuklar üzerinde süren bir kontrol aracına dönüşüyor.’
MESS, süt iznimize dokunma!
'Hiç insanlığınız kalmadı mı diyesim geliyor ama sonra düşünüyorum, diyorum ki patronun zaten insanlığı falan olmaz, onun sadece parası olur!'
İşten atılmak değil, iş güvencesi ve ücretli izin hakkı istiyoruz
Boyner’de kasiyer olarak çalışan bir kadın işçi: Biz bugün evdeyiz, ama her güne kaygıyla uyanacağız. Bu nedenle bizim talebimiz çalışanlara iş güvencesi ve ücretli izin hakkı verilmesidir.
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN

























