Kadına yönelik şiddet söz konusu olduğunda, çoğu zaman fiziksel izlere, darp raporlarına ve açık tehditlere odaklanıyoruz. Oysa sahada karşılaştığımız vakalar, bir başka tehdide daha işaret ediyor: Müşterek çocuklar üzerindeki kişisel ilişki kurma hakkının kadın üzerinde baskı aracı olarak kullanılması. Burada da bir soru gündeme geliyor: Ebeveynlik hakkı, her koşulda korunması gereken bir hak mıdır, yoksa bazı durumlarda bir kontrol mekanizmasına dönüştüğü için sınırlandırılması mı gerekmektedir?
Özellikle boşanma sürecinde ya da sonrasında, şiddet öyküsü bulunan ilişkilerde çocukların bir “kontrol ve baskı unsuru” olarak kullanıldığına sıklıkla tanık oluyoruz. Şiddet uygulayan erkek, kadının hayatından çıkmış gibi görünse de “çocukla kişisel ilişki kurma” hakkı üzerinden bu bağı sürdürmeye devam ediyor. Böylece kadın, bitirdiğini düşündüğü bir ilişkinin içinde kalmaya zorlanıyor.
Çocuğun teslimi, görüş günleri, zorunlu iletişim… Tüm bu süreçler, çoğu zaman kadına yönelik psikolojik şiddetin devam ettiği alanlara dönüşüyor. Kadın, kendi güvenliğini ve sınırlarını korumaya çalışırken, bir yandan da çocuk üzerinden kurulan bu temasın yarattığı baskıyla mücadele etmek zorunda kalıyor.
Burada yalnızca kadınların maruz kaldığı şiddetten söz etmiyoruz. Aynı zamanda çocukların da bir özne olmaktan çıkarılıp iki yetişkin arasındaki güç mücadelesinin bir aracı haline getirildiği bir tabloyla karşı karşıyayız. Oysa çocuğun üstün yararı ilkesi, bu tür durumlarda belirleyici olmalı; ancak uygulamada bunun her zaman gözetilmediğini görüyoruz.
Adana’da son dönemde karşılaştığımız bazı yargı kararları ise bu açıdan önemli bir değişime işaret ediyor. Bazı aile mahkemesi hakimlerinin, ağır şiddet döngüsü bulunan dosyalarda babanın çocukla kişisel ilişki kurma hakkını tamamen kaldırması, hem çocukların korunması hem de şiddetin sürekliliğinin önlenmesi açısından son derece kıymetli bir gelişme.
Ancak bu kararlar hâlâ istisnai nitelikte. Oysa ağır şiddet vakalarında çocukla kişisel ilişki kurulmasının otomatik bir hak olarak değil, çocuğun üstün yararı ve kadının güvenliği çerçevesinde titizlikle değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Sahadan edindiğimiz deneyimler açıkça gösteriyor ki çocuk üzerinden kurulan bu temas çoğu zaman “ebeveynlik hakkı”nın ötesine geçerek bir kontrol mekanizmasına dönüşüyor. Bu nedenle, bu şiddet biçiminin açıkça tanınması ve yargı pratiğinde buna uygun bir yaklaşım geliştirilmesi gerekiyor.
Bugün yapılması gereken, Adana’da ortaya çıkan bu olumlu uygulamanın tüm aile mahkemelerinde yaygınlaşmasını sağlamak ve standart hale getirmek. Bu noktada Kadın Hakları Merkezleri başta olmak üzere ilgili tüm kurumların ortak bir çalışma yürütmesi büyük önem taşıyor. Çünkü bazı durumlarda mesele ebeveynlik hakkı değil, bu hakkın nasıl ve ne amaçla kullanıldığıdır.
Görsel: Canva
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN






















