Son süreçte “narsizm” kavramı hem sosyal medyada hem de gündelik dilde sıkça kullanılıyor. Özellikle arkadaş ya da partnerlerle kurulan ilişkilerde manüpilasyon ya da kendini beğenmişlik gibi çeşitli özelliklerle neredeyse eş anlamlı kullanılmaya başlanan kavramın psikolojik karşılığı çoğu zaman eksik biçimde ele alınıyor. Literatürde de narsizm ve narsist kişilik bozukluğuna ilişkin geniş bir tartışma ise halihazırda devam ediyor. Bunun üzerine konuştuğumuz Uzman Psikolog Kadriye Tuğcu, narsistik özellikler ile narsisistik kişilik bozukluğu arasındaki farklara ve sağlıklı özsaygının ne anlama geldiğine dikkat çekiyor.
Tuğcu, narsizm tek başına kişilik bozukluğu değil; kişilik özellikleri düzeyinde de görülebildiğine işaret ediyor. Tuğcu’ya göre narsistik özellikler gösteren kişiler zaman zaman davranışlarının farkına varabiliyor, çevrelerinden gelen geri bildirimleri dikkate alabiliyor ve çözüm arayışına girebiliyor. Narsisistik kişilik bozukluğunda ise bu farkındalığın çok daha sınırlı olduğunu belirten Tuğcu, bu kişilerin çoğunlukla kendilerini merkeze koyduğunu, eleştiriye karşı yoğun savunma geliştirdiklerini belirtiyor.
Tuğcu, sağlıklı öz saygı ile narsist kişilik bozukluğunun ayrı ele alınması gerektiğini vurguluyor. Kurulan ilişkilerde kişilerin sağlıklı öz saygısının temelinde, kişinin kendi sınırlarını koruyabilmesi ve ihtiyaçlarını açık biçimde ifade edebilmesi yer alıyor. Narsistik ilişkilerde ise bu dengenin bozulduğunu ifade eden Tuğcu, bu durumlarda sıklıkla manipülatif iletişim biçimlerine başvurulduğunu belirtiyor. Bu noktada özsaygı ile narsizm arasındaki temel farkın altını çizen Tuğcu, “Öz saygıda kişi kendini önemser; narsizmde ise kişi kendini diğerlerinden çok daha üstün görme eğilimindedir” diyor.
Narsisistik kişilik bozukluğu çoğu zaman ergenlik ya da genç yetişkinlik döneminde belirginleşiyor. Bu bozuklukta hem katılımsal yatkınlığın hem de çevresel etkenlerin rol oynadığını belirten Tuğcu, bu iki faktörden birini diğerinden daha baskın görmenin mümkün olmadığını belirterek kişilik yapılanmasının çok boyutlu bir süreçte şekillendiğinin altını çiziyor.
NKB tanılı alan kişilerin yüzde 75'i erkek
DSM-5’e göre, Narsisistik Kişilik Bozukluğu (NKB) tanısı alan kişilerin %75’e kadarı erkeklerden oluşuyor. Araştırmalar bir yandan bu bozukluğun toplumsal yönüne de işaret ediyor. Tuğcu, narsizmin toplumsal bağlamdan bağımsız ele alınamayacağını vurguluyor. Kapitalist sistemin bireyciliği ve rekabeti yücelten yapısının, narsistik özellikleri beslediğini ifade eden Tuğcu, sistemin ataerkil karakterinin de erkeklerde narsistik davranışların daha yaygın görülmesinde etkili olabileceğini vurguluyor.
Son yıllarda artan kadın cinayetleri ve kadına yönelik şiddet tartışmalarında, faillerin kişilik özelliklerine ya da yaşadıkları psikolojik bozukluklara sıkça vurgu yapıldığını hatırlatan Tuğcu, bu noktada dikkatli olunması gerektiğini söylüyor. Kişilik bozukluklarının şiddetle ilişkilendirilebileceğini ancak bunun şiddeti meşrulaştıran bir gerekçeye dönüştürülmemesi gerektiğinin altını çiziyor.
Şiddetin yalnızca fiziksel olmadığını hatırlatan Tuğcu, ekonomik baskı, manipülasyon ve psikolojik yıldırmanın da şiddet biçimleri olduğunu ifade ediyor. Her kişilik bozukluğu olan kişinin şiddet uygulamadığını, özellikle kadın cinayetlerinin ve kadına yönelik şiddetin bu tarz bozukluklarla açıklanmasının cezasızlık politikalarını güçlendirdiğini söylüyor.
Narsisistik kişilik bozukluğu olan bireylerin tedaviye başvurmasının zor olabildiğini belirten Tuğcu, bunun temel nedeninin kişilerin kendilerini kusursuz görmeleri olduğunu söylüyor. Ancak tedaviye başvurduklarında ağırlıklı olarak psikoterapi uygulanıyor; bazı durumlarda ilaç tedavisi de destekleyici olarak kullanılabiliyor. Tuğcu, tedavinin başarısının ise büyük ölçüde kişinin terapiye gösterdiği dirençle ilişkili olduğunu belirtiyor.
Fotoğraf: Pixabay
İlgili haberler
Bunlar mı psikolojik!
O kadar kâr ediyorlar ki biz bir yıl depoda yatsak, sade maaş alsak bunlara bir şey olmaz! Hükümet bunu sağlamalı, işçi atılması olmamalı.
Ulaşılabilir psikolojik destek herkesin hakkı
‘Bu ekonomik sıkıntılar içinde mücadele eden emekçilere her aile sağlığı merkezinde ücretsiz psikolojik destek imkânı sağlanmalı. Bu olanak her aile sağlığı merkezine bir psikolog!’
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN
























