Belki yıllardır bir şekilde gündeme getirilen, özellikle Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının ana gündemlerinden birini oluşturan çocukların sosyal medyaya erişimini, internet kullanımlarını sınırlandıran, oyun içeriklerini adeta bir RTÜK denetiminden geçirecek yasa teklifi bu hafta Mecliste görüşülüyor.
“Çocukların korunması”, hem oyunlara sansürün hem sosyal medyada kitlesel gözetimin önünü açmanın, hem de ifade özgürlüğünü sınırlamanın örtüsü yapılıyor. Oysa yasaklamalarla çocukların korunamayacağını hem farklı ülkelerin deneyimleri hem çocuk hak örgütleri ortaya koyuyor. Evrensel Gazetesi Köşe Yazarı İsmail Gökhan Bayram, bu yasa tasarısını uzun süredir kişisel verilerin korunması ve kullanımı risklerinden başka ülkelerdeki deneyimlerinin gösterdiklerine, bilimsel araştırmaların ne dediğinden yasanın sansürün aracına nasıl dönüşebileceğine farklı yönleri ile ele alarak tartışıyor.
Bu yasa yalnızca Türkiye’de gündeme gelmiyor. “Zararlı içeriklerden çocukları koruma” gerekçesiyle, 34 ülkede ya tartışılıyor ya yasa teklifi hazırlanıyor ya da meclislerinde görüşülüyor. Pek çok ülkede “Ailenin korunması” söylemi, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme veya kadın haklarını kısıtlama aracı olarak kullanıldığı gibi, burada da çocukları koruma gerekçesi araçsallaştırılıyor ve bütünlüklü bir çocuk korunması hedefi taşımıyor.
Dünyanın farklı ülkelerinde “Ailenin korunması” söylemleri emekçilerin sermayenin gerici politikalarına yedeklenmesi için en çok kullanılan argüman. Bu argüman aynı zamanda kadınların haklarına yönelik saldırıların örtüsü işlevi de görüyor. Avrupa’nın farklı ülkelerinde yükselen aşırı sağ popülist hareketler bu hattı oldukça açık biçimde izliyor. Kürtaj hakkına yönelik sınırlamalar, cinsiyet eşitliği perspektifinin eğitimden çıkarılması, LGBTİ haklarının hedef alınması… Tüm bunlar “Aileyi koruma” iddiasıyla savunuluyor. Eşitlik politikalarının tasfiyesi talebi ise bu yaklaşımın devamı olarak sunuluyor. Türkiye’de de benzer bir tablo var. Özellikle 2015 sonrasında düzenlenen “büyük aile buluşması” mitingleri ve devlet destekli çeşitli etkinlikler, bu küresel dalganın yerel yansımaları olarak öne çıkıyor. Kullanılan dil ve yöntemler şaşırtıcı derecede tanıdık. Çocukların internetteki “zararlı içeriklerle” karşılaşması da yine bu “aile buluşması” mitinglerinin gündemlerinden biriydi.
Neydi bu zararlı içerikler?
İki yıl önce Meclisteki İnsan Hakları Komisyonunun alt komisyonu, Çocuk Hakları Alt Komisyonu, “dijital mecralarda çocukları bekleyen tehditler ve riskler” konulu ilk toplantısını yaptı. Ancak toplantı, komisyon başkanı tarafından LGBTİ’lere karşı nefret ifadeleriyle açıldı.
Yani, bu yasa hem oyunlarda hem sosyal medyada, iktidarın “zararlı” gördüğü içerikleri engelleme aracı olarak kullanılacağının sinyallerini o zamandan vermişti. Bu eğilim, komisyon raporuna da yansımış durumda.
“Zararlı içerik” tarifinde neyin zararlı görülüp görülmediğine baktığımızda; RTÜK, BTK ve mahkeme kararıyla gelen sonuçların yüzde 80’inden fazlası sansür için pratik bir araç olarak kullanılırken çocukları korumanın önüne geçti. Uluslararası internette özgürlük yıllık raporuna göre, örneğin filtreleme bölümünde “zararlı içerik” olarak Türkiye’de Richard Dawkins ve evrimsel biyolojiye dair siteler yer alıyordu.
Evrimin öğrenilmesi, evrim süreçlerinin bir bilimsel bilgi olarak öğrenime açılması, çocukların buna erişiminin neresi riskli? Yıllardır adım adım, eğitimden evrim konusunun çıkarılması, eğitimin dinselleştirilmesinin bir parçası oldu. Sonuçta, evrimsel biyoloji çocukların kendi başlarına erişemeyeceği, “zararlı içerik” olarak sunulan bir bilgiye dönüştürüldü.
Kendi iktidarını sağlamlaştırma yolunda iktidar, kendi politik hattına uygun olmayan her türlü hak talebini; her türlü bilimsel, tarihsel bilgiyi; iktidarı rahatsız eden her bir haberi zararlı içerik olarak tanımlayabilir.
Hal böyle olunca “zararlı içerik” tartışması ister istemez başka bir soruyu ortaya çıkarıyor: Zararlı olanı kim, neye göre belirleyecek? Dün evrim teorisini sakıncalı bulan anlayış, bugün LGBTİ’leri hedef alıyor...
Sosyal medya kısıtlamaları, oyun sansürü ve içerik denetimi bir araya geldiğinde ortaya çıkan tablo, çocukları koruyan bir çerçeveden ziyade, dijital alanı daraltan ve ifade alanını kontrol altına alan bir düzeni işaret ediyor.
Fotoğraf: TBMM
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN






















