2026’da iktidarın aile ve çocuk vurgusunun sürdüğünü görüyoruz. İktidarın kurumları da bu söylemle paralel politikaları hayata geçirmek üzere konumlanıyor. Geçtiğimiz günlerde Türkiye Diyanet Vakfının (TDV) ilk evliliğini yapacak genç çiftlere 500 bin lira ayni çeyiz yardımı kampanyası da bu adımlardan biri.
“Geri ödemesiz” olarak duyurulan bu yardımın birçok şartı da var. Genç yaşta evlilikleri teşvik etmek için 19-35 yaş şartı, çiftlerin gelirlerinin iki asgari ücretin toplamını geçmemesi gibi birçok şartın yanında nikahlarını müftülüklerde kıydırmak ve evlilik öncesi ve sonrası TDV tarafından verilen evlilik eğitimlerine katılma şartı daha çok dikkat çekiyor.
Aslında TDV Kadın Aile ve Gençlik Merkezi (KAGEM), 2018’den bu yana “İki insan bir hayat: Evlilik okulu” seminerlerini gerçekleştiriyor. 2018’de yapılan ilk seminer silsilesinde ise başlangıç sunumu “kadın ve erkek fıtratı” başlığı ile gerçekleştirilmişti. Fıtrat tartışması ise “Cinsiyetlerin eşitliğinin mümkün olmadığına” dayandırılıyordu. Hatta dönemin Üsküdar Müftülüğü Başvaizi Fatma Bayram, kadın ve erkeklerin “Eşitlik iddialarını bir kenara bırakması” yönünde bir telkinde de bulunmuştu. Bu durum, bugün gerçekleştirilmek istenen projede verilecek olan evlilik öncesi ve sonrası eğitimlerinin nasıl şekilleneceğine dair büyük bir ipucu veriyor.
TDV aile yılı kapsamında geçtiğimiz sene Diyanet İşleri Başkanlığı ile ilk defa Uluslararası Aile Fuarını gerçekleştirmişti. Fuarın açılış konuşmasında, ailenin kadınların ve erkeklerin “yaratılıştan gelen” özelliklerini yani “fıtratı” koruduğuna ilişkin vurgular yer almıştı. Ailenin kuruluşu da biçimlenişi de dini temellerle ele alınmıştı. Bu fuarda ailelerin karşı karşıya olduğu en büyük tehlikelerin “Nikahsızlık, cinsiyetsizlik ve gayrimeşru birliktelikler olduğu” iddia edilmiş ve zina tartışmaları yeniden gündeme getirilmişti.
Tüm bunlarla birlikte TDV’nin yeni projesinde verilecek çeyiz yardımının şartlarından birinin “Müftülüklerde nikah kıymak” olması tesadüf değil. Müftülüklere nikah kıyma yetkisi 2017 senesinde Nüfus Hizmetleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile verilmişti. O dönem kadın hareketinin, bu yasanın çocukların evlilik yoluyla istismarı, kadınlara evliliklerde ve boşanmada eşit hak sağlayan Medeni Kanun’un fiilen egale edilmesi gibi birçok sorunun önünü açacağı yönündeki tepkilerine rağmen Meclis Genel Kurulunda yasa kabul edilmişti. Kadınların o dönem yaşadıkları kaygı, var olan yasalarla dahi toplumdaki eşitlik korunmazken yine yasa yoluyla kadınların daha fazla hak gaspına uğramasının ve eşitsizliğin derinleşmesinin sağlanmaya çalışılıyor olmasından kaynaklanıyordu. Kadın hareketinin uyarıları ilerleyen süreçte adım adım gerçekleşmeye başladı. “Fıtrat, evliliğin ve ailenin dini temellerle ele alınması” ilerleyen süreçte Diyanetin cuma hutbelerine yansıyan miras hakkının gasbı çağrılarını, nafaka karşıtı söylemlerin ve hatta bunlara ilişkin yeni yasalar yapılması gerektiğine dair devlet erkanları tarafından ele alınmasına kadar ilerledi.
Kadınlar, şiddet gördükleri evliliklere mahkum edilirken; “fıtrat” söylemiyle atfedilen merhamet ve sabır gibi özellikler gerekçe gösterilerek yaşadıklarını kabullenmeye zorlanıyor. Boşanmak istediklerinde ise çoğu zaman haklarını alamıyor; kendilerinin ve çocuklarının geçimini sağlayabilmek için güvencesiz ve düşük ücretli işlere razı bırakılıyorlar.
Aile yılıyla “yenilenen” bu iki insan bir hayat: Evlilik okulu projesinin şöyle bir anlamı var: Kurulan ailenin hangi temeller etrafında biçimleneceğine dair bir müdahale anlamına geliyor bu proje. Aile üyelerinin, aile içindeki değişemez görevlerine ve özelliklerine -ki bu özellikler iktidar açısından oldukça işlevli- yurttaşların ikna edilmesi.
Aile kurumu, iktidarın ve cemaatlerin sivil toplum kuruluşları eliyle de düzenlenip denetleniyor. Üstelik söz konusu kuruluşların elde ettiği ekonomik kazancı da göz ardı etmemek gerekiyor. Nitekim, TDV’ye bağlı Türkiye Diyanet Vakfı Yayın Matbaacılık ve Ticaret İşletmesinin 2022-2024 döneminde, 100 milyon liradan fazla kâr açıkladığı öğrenilmişti.
Ailenin dizaynına dönük hamlelerin kadınların medeni haklarını kaybetmesinin dışında da bir karşılığı var. Aile yılının ilanından itibaren aile kurumunun devletin kamusal hizmet sorumluluklarını üstlenmek üzere nasıl şekillendirildiğini tartıştık. Örneğin, asgari ücret açlık sınırının altında mı? Merak etmeyin, işçi ve emekçi aileler kadınıyla, erkeğiyle, çocuğuyla kendilerine yüklenen “fıtri özelliklerine” de dayanarak bu sorun altında yaşamını sürdürmeye, iktidarın tebası sermayenin kölesi olmaya devam edebilir. İstenen, planlanan ve hızlıca örgütlenen aile biçimi işte tam da bu.
Fotoğraf: Evrensel
İlgili haberler
Aile yılı mı, borç yılı mı?
‘150 bin lira kredi veriyorlar. 400 bin liralık masrafın yanında bu neye yeter? Üstelik bir de geri ödeme şartları var.’
1924’ten günümüze bütçesi, mevzuatı, kurumları, personeliyle devleşen Diyanet
Dünden bugüne Diyanet İşleri Başkanlığı'nın nasıl değişimlere uğradığına, yetkilerinin nasıl değiştiğine, bugünkü haline nasıl geldiğine tarihsel bir bakış...
Uluslararası Aile Fuarı: LGBTİ’ler ve ‘nikahsız’ birliktelikler hedefte
Uluslararası Aile Fuarı’nda yapılan açılış konuşmalarında LGBTİ'ler hedefe konulurken, nikahsızlık' ve 'zina' tartışması yeniden gündeme getirildi.
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN

























