KESK, sendikal mekanizmalar, işyerleri ve kadın emekçiler
Sendika merkezine/ şubelere çağırmakla yetinen bir çalışma yerine, işyerlerinde kadınları mücadeleye ve işyeri organlarına katacak planlar, somut, acil talepler etrafında bir sendikal mücadele hattı!

KESK 9. Olağan Genel Kurulu ve sonrasında çokça konuşulan konuların başında kadın mücadelesi geliyordu. Gerek kongre sırasında gerekse sonrasında çıkan yazılara baktığımızda konunun çeşitli yönleri ile tartışılacağı anlaşılıyor.
Kadın emekçiler açısından hem ülkemizde hem de dünya genelinde önemli gelişmelerin olduğu bir dönemdeyiz. Emperyalist kapitalist sistemin kadın emekçilere dayattığı tüm sömürü ilişkileri, çalışma ve yaşam koşulları ile kadın düşmanı politikalara karşı kadın emekçilerin kitlesel eylemlerine, örgütlenmelerine, grevlerine, yürüyüşlerine tanık olduk/oluyoruz. Arjantin, Polonya, İzlanda, Fransa ve İtalya başta olmak üzere kadınlar eylem halinde. Kiminde erkeklere göre düşük ücret almalarına karşı eşit ücret için, kiminde kadın cinayetlerine ve kadına yönelik her türlü şiddete karşı, kimi yerde sağlık hizmetlerine erişimin sınırlandırılmasına, doğum kontrol yöntemlerinin sınırlandırılmasına, kemer sıkma politikalarına karşı, kiminde çalışma yaşamının güvensizleştirilmesine, ağırlaşan yaşam koşullarına ve yoksulluğa karşı... Trump’ın başkanlığına ve politikalarına karşı da başta ABD olmak üzere onlarca ülkede “geleceğimizi çalmana izin vermeyeceğiz” diyen kadınların kitlesel tepkilerini takip ettik. Kürt kadınların IŞİD’e karşı verdiği savaş ise uzun süredir kadınların dikkatle takip ettiği mücadelelerin içerisinde.
Türkiye’de de, OHAL koşullarında meydanların kadınlara kapatılmasına karşı çıkarak yasakları kıran, AKP’ye çıkarmak istediği yasalarda geri adım attırmayı başaran, iktidarı en çok zorlayan kesimlerden biri kadınlar oldu.
Sendikalarda örgütlenmeye ve mücadele etmeye de en çok ihtiyacı ve eğilimi olan kadın emekçilerdir. Ancak kadın emekçilerin örgütlenmesinin önündeki engeller de bir hayli fazladır. Bunları aşacak, kadın emekçileri mücadelenin içine çekecek sendikal çalışmaya, buna uygun planlara ve ısrarlı bir çabaya ihtiyacımız olduğu açıktır.

KADIN EMEKÇİLERİN MÜCADELEYE NASIL KATILACAĞI TARTIŞILMALI
Emek düşmanı politikalardan ilk başta ve en çok kadın emekçiler etkilenmektedir. Kamu alanında da bu böyledir. İhraçlardan, sendikal haklar ve örgütlenmeye yönelik saldırılardan ilk başta ve en çok etkilenen kadın emekçiler olmaktadır. Kadın emekçilerin çalışma koşuları alabildiğine ağırlaşmakta, esnek, angarya ve güvencesiz çalışma yaygınlaşmaktadır. İşyerlerinde mobbing, şiddet, ayrımcılık yoğun olarak yaşanmakta, şiddet daha da yaygınlaşmakta, başta bakım sorumluluğu olmak üzere devletin giderek daha fazla el çekmeye çalıştığı sorumluluklar kadınların omzuna bırakılmaktadır.
Kamu emekçilerinin ve kadın kamu emekçilerinin KESK ve bağlı sendikalarda örgütlenmesi ve aktif mücadele içine dahil olmasında zayıflıklarımız olduğu ortadadır. Bu zayıflıklarda memleketin koşullarının, örgütlülüğe ve özel olarak KESK’e yönelik saldırıların önemli etkisi olduğu açıktır. Ancak bu zayıflığı tek başına dışımızdaki nedenlerle açıklamak eksik sonuçlara neden olacaktır. Bu yüzden KESK ve bağlı sendikaların kendi iç nedenlerinin de üzerine gidilmesi, tartışılması ve ortadan kaldırılması için çaba sarf edilmesi; bu yapılırken eleştirilere ve önerilere “reflekslerle”, kaba ve sonuç getirmeyen darlıklarla yaklaşılmaması, eleştirilerin gerekçesinin anlaşılmaya çalışılması bir gereklilikten öte zorunluluktur.
KESK’te kadınların daha çok mücadele içine çekilmesi, bunun için önerilen araçlar ve yöntemler ile farklı öneriler arasında tartışmalar her vakit olmuştur. Bu önemlidir, bundan sonra da bu tartışmalar devam edecektir. 

İŞYERİNDE KADIN EMEKÇİLERE DAYANAN BİR ÇALIŞMA
KESK ve üye sendikaların yaşadığı ve uzun süredir neredeyse herkesin hemfikir olduğu problemlerin başında, işyerleri ile olan bağların zayıflamış olması geliyor. İşyeri temsilcilikleri çalışmamakta, işyeri temsilciliklerinin çalışır hale gelmesi için gerekli ısrar gösterilmemektedir. İşyeri çalışması tamamen “unutulmuştur.” Şube yöneticilerinin dahi sendikal çalışmalara katılımı düşmüş, sendika yöneticilerinin izin günlerinde “işyerlerini gezmeleri” ile sınırlanmış durumdadır. Üyeleri sendika şubelerine toplantıya çağırarak ya da üyelere atılan mesajlarla sendikal faaliyet sürdürmeye çalışma yaygın hale gelmiştir.
Kesin olan şeylerden biri, bu biçimde yürütülen bir çalışma emekçileri genel olarak sendikalardan uzaklaştırırken bu uzaklaşma, öncelikle ve en çok kadın emekçiler için olmaktadır. İşyerlerine dayanmayan, üyeleri ve emekçileri burada birleştirmeyen bir çalışmanın kadın emekçilere ulaşması ve mücadeleye katması mümkün değildir. Sendikal çalışmalarda, faaliyetlere aktif olarak katılan kadın üyelerle yapılan değerlendirmelerde, kadın sekreterleri ile yapılan neredeyse her toplantıda ortak olarak bahsedilen zorlukları şöyle sıralayabiliriz:
1- Üyelerimiz de dahil kadın emekçilere ulaşmanın, onlarla yanyana gelmenin, buluşabilmenin, kısa süreli sohbetler edebilmenin bile ne kadar zor olduğu
2- İşyerlerinde çalışanların mesai arkadaşları ile bile yan yana gelmesini zorlaştıran çalışma yoğunluğu ve çalışma koşullarının ağırlığı
3- Kadın emekçiler üzerinde yaygın baskı, tehdit, mobbing, şiddet uygulamalarının varlığı
4- Mesai saatleri dışında ise çocuk bakım yükümlülükleri başta olmak üzere ev içi sorumlulukların kadınları içine soktuğu temponun kadın emekçilerin sendikal faaliyetlere katılımını daha zorlaştırdığı
5- Kamu emekçileri arasında oluşturulan bölünme, ayrışma, kutuplaştırmanın kadın emekçileri içerisinde de görülmesi.
Tüm bunlar birlikte değerlendirildiğinde, kadın emekçilere “ulaşamama” halinin olumsuz etkileri ve sonuçları daha ağırlaşmakta, sendikalar ile kadın emekçiler arasındaki mesafeyi artırmaktadır. Dün daha ısrarcı olunan ve başarılan işyeri komisyonları, işyerlerinde kadınlarla yapılan toplantılar, kadınlarla birlikte oluşturulan talepler, birlikte belirlenen mücadele önerileri, alınacak kararlara kadın emekçilerin ortak edilmesi ile daha çok kadın emekçinin sendikal sürece katılımı sağlanırken, bugün bu işleyiş alabildiğine zayıflamıştır. Kadın üyelere ve kamu emekçilerine bulundukları yerden, işyerlerinden ulaşmak ve buralarda birleştirmek için yapılması gerekenleri belirleyip yapmadan ve ısrar etmeden kadınların katılımı mümkün değildir. Bu ancak, sendika merkezlerine ve şubelere çağırmakla yetinen bir çalışma yerine, işyerlerinde kadınları mücadeleye ve işyeri organlarına katacak planların yapılması ve bu planlarda ısrar edilmesi, kadın emekçilerin daha rahat katılacağı ve kendilerini daha rahat ifade edebileceği koşulların sağlanması, kadınların somut ve acil talepleri etrafında bir sendikal mücadele hattı oluşturulması ile başarılabilir.


MEVCUT ARAÇLAR KADIN MÜCADELESİNDE NEREDE?
İşyerlerindeki bağların zayıflığı, kadın emekçilere ulaşmada zorluklar, yapılması elzem sendikal faaliyetler, sorunların aşılmasının zaman alabilecek olması ve asıl olarak da sendikal mücadeleye farklı bakış açıları, sorunlar karşısında farklı çözüm önerilerini, farklı “yöntem” ve pratikleri beraberinde getirmektedir. Kadın çalışması açısından bu farklı yöntem önerilerinden biri sendikaların ve konfederasyonun merkezinde oluşturulan kadın meclisleridir.
KESK Kadın Meclisi, merkez yöneticisi kadınlarla birlikte, sendika şubelerinde kadın meclisleri/kadın komisyonlarından her toplantı için yeniden seçilecek temsilci kadınlardan oluşan ve karar organı olarak işleyen bir yapıdır. Şubelerde kadın çalışmalarının sorumluluğunu taşıyan şube kadın sekreterleri, meclisin doğrudan üyesi değildir. Her toplantı için yeniden ve farklı temsilci seçilmesi ise alınan kararların sorumluluğu konusunu ortada bırakmaktadır. Yani yine karar alanlar ile uygulayanlar farklılaşmaktadır.
KADIN MECLİSİ DAHA ÇOK KADINI MI MÜCADELEYE KATIYOR?
Kadın meclislerinin kurulma ve karar organı haline getirilme isteğindeki temel iddia ise sendikanın diğer organlarına kıyasla “daha demokratik” olacağı, “kadınların kendi kararlarını vereceği yapılar” olmalarıdır.
İddianın kendisi kulağa güzel gelse de, meclislerin daha demokratik olacağı iddiası gerçeği yansıtmamaktadır. Yapısal olarak böyle olması mümkün değildir. Bu, bunu savunanların ya da katılanların niyetlerinden bağımsızdır; pratik değil, yapısal bir problemdir. Sendikaların en geniş ve en demokratik organları, emekçilere en yakın olan ve aynı zamanda en temel organları olan işyeri organlarıdır. Bu kadın emekçiler için de böyledir. Hatta daha elzem olarak böyledir. İşyeri organlarının dışarıda bırakıldığı, başkaca ara organlar oluşturulan her yöntem, emekçileri süreçten daha çok uzaklaştırmaktadır.
Bugün, işyerlerindeki çalışmada karşılaşılan engeller ve kadınların katılımındaki zorluklar, işyerlerinden uzaklaşarak şube ve merkezlere dayanan çalışmaları ve buralarda oluşan “daha çok kadın katılıyor” görüntüsünü geçici olarak çekici hale getirebilmektedir. Şube ya da merkeze yapılan çağrıya daha politik, daha duyarlı veya olanakları daha çok olduğu için yanıt veren kadınlarla sınırlı toplantılar daha kolay olabilir, hatta daha çok kadınla yan yana geliniyor görüntüsü daha iyi hissettirebilir. Ancak, bu biçimde alınan kararlara ve yapılan çalışmalara, kadın emekçiler giderek daha uzak hissetmektedir. Merkezde yirmi kadınla yapılan toplantı, işyerlerinde üç-beş-on üyeyle yan yana gelinerek yapılan toplantıların toplamından daha kapsayıcı değildir. Şubelerde ve merkezlerde oluşan meclisler bu nedenle daha demokratik değildir.
Diğer yandan, bu değerlendirmeler, diğer meclis çalışmaları için de geçerlidir. Bu durum, meclislerle ilgili genel bir sorundur; kadınlara özgü bir durum değildir.