Ara tatilde tek başına kadın ebeveyn olmak
'Toplumda annelik hâlâ doğal bir fedakârlık olarak görülür. Sanki yorulmak, kendinden vazgeçmek bu işin kaçınılmaz parçasıymış gibi…'

Ara tatil denince çoğumuzun aklına çocuklar için dinlenme, oyun ve özgürlük gelir. Biz kadın ebeveynler için ise bu dönem, çocuklarımızla daha fazla vakit geçirdiğimiz, onların kahkahasına daha çok şahit olduğumuz ama aynı zamanda sınırlarımızın en çok zorlandığı zamanlar demek. Ara tatil, bir yanıyla çok kıymetli, bir yanıyla ise derin bir yorgunluk ve yalnızlık barındırıyor. Tek başına ebeveynlik yapan biz kadınlar için bu iki hafta, çoğu zaman ağır bir sınavdır. Dışarıdan bakıldığında “tatil” gibi görünen bu dönem, bizim için artan sorumluluklar, bitmeyen planlar, tükenmişlik ve görünmeyen bir emek anlamına gelir. Bu yazıyı, yalnız olmadığımızı kendime ve bizim gibi hisseden pek çok kadına hatırlatmak, bu ortak duyguyu görünür kılmak için yazıyorum.

Ara tatilde her sabah günün nasıl geçeceğini planlayarak uyanırız. Bir yandan çocuklarımızın enerjisine yetişmeye çalışırken, bir yandan kendi yorgunluğumuzu bastırırız. Gün boyu onların ihtiyaçlarını karşılarken, kendi ihtiyaçlarımızı sürekli erteler, “iyi anne olmalıyız” baskısıyla hareket ederiz. Dinlenmeye hakkımız yokmuş gibi hissederiz. Bu baskı yalnızca yakın çevremizden değil, sosyal medya aracılığıyla da sürekli yeniden üretilir. Yorulduğumuzda, bunaldığımızda, tükendiğimizde bunları ifade ettiğimizde çoğu zaman destek değil, yargı görürüz.

Çocuklarımızı parka götürmek, etkinliklere katılmalarını sağlamak, sosyalleşmelerine alan açmak isteriz. Ama her şeyin bir bedeli vardır. Ücretsiz ve erişilebilir kamusal alanların yetersizliği, bizi sürekli daha azıyla yetinmeye zorlar. Bir çocuğun mutlu olması, giderek ekonomik koşullara bağlı hale gelir. Ara tatil, bu eşitsizlikleri daha da görünür kılar. Atölyeler, geziler, oyun alanları… Çoğu ücretlidir. Bir çocuğun kaliteli zaman geçirmesi neden parayla ölçülür?

Kadınların daha düşük gelirli, güvencesiz ve esnek işlerde çalışmak zorunda bırakıldığı bir düzende, bu maliyetler daha da ağırlaşır. Zaten ağır olan ekonomik yük, tatil dönemlerinde neredeyse taşınamaz hale gelir. Artan gıda masrafları, ulaşım giderleri, etkinlik ücretleri… Çalışmak zorunda olan kadın ebeveynler olarak da sürekli bir ikilem yaşarız: Çocuklarımızı yalnız mı bırakmalıyız, yoksa bütçemizi aşan bakım çözümlerine mi yönelmeliyiz? Bu sorunun doğru bir cevabı yoktur; yalnızca daha az acıtan seçenekler vardır.

Ara tatilde “ekran süresi” ve “kaliteli zaman” meselesi de üzerimizde ayrı bir baskı yaratır. Günümüz ebeveynliği, çocukların ekrana ne kadar baktığı üzerinden sürekli denetlenir. “Az ekran, çok etkinlik, sürekli üretkenlik” beklentisini karşılayamadığımızda kendimizi yetersiz hissederiz. Oysa tek başına ebeveynlik yapan kadınlar için her anı dolu dolu etkinliklerle geçirmek çoğu zaman mümkün değildir. Gün boyu süren bakım emeği içinde, bazen çocuğun ekrana yönelmesi bizim nefes alabildiğimiz tek kısa mola olur. Burada mesele ekranı tamamen yasaklamak değil; onu bilinçli, kontrollü ve nitelikli biçimde kullanabilmektir. Ancak bunun için de zaman, enerji, bilgi ve maddi imkan gerekir.

Zor olan bir başka şey de duygusal yalnızlıktır. Akşamları çocuklar uyuduğunda, gün boyunca bastırdığımız bütün duygular bir anda yüzeye çıkar: Yorgunluk, kaygı, suçluluk, yetememe hissi… Sessiz yorgunluk tam da burada başlar. Çünkü bu yorgunluk anlatılamaz, paylaşılamaz, görünür olmaz.

Toplumda annelik hâlâ “doğal bir fedakârlık” olarak görülür. Sanki yorulmak, kendinden vazgeçmek bu işin kaçınılmaz parçasıymış gibi… Toplumsal cinsiyet rolleri bu yükü daha da ağırlaştırır. Erkek ebeveynler çocukla ilgilendiğinde “ne kadar ilgili baba” diye övülürken, bizim emeğimiz görünmez kılınır. Çocuk bakımı, ev işleri, duygusal yük, organizasyon… Bunların hepsi sanki kadın olmanın doğal görevleriymiş gibi kabul edilir.

Ara tatilde yaşadığımız yalnızlık, sıradan bir yalnızlık değildir. Bu; dayanışmanın zayıflatıldığı, kamusal destek mekanizmalarının yetersiz bırakıldığı, bakım emeğinin kadının omuzlarına terk edildiği toplumsal bir yalnızlıktır. Kreşlerin azlığı, ücretsiz etkinlik alanlarının sınırlılığı, psikolojik destek mekanizmalarının yokluğu bu yalnızlığı daha da derinleştirir.

Devlet politikalarında, yerel yönetimlerin hizmetlerinde, eğitim sisteminde tek başına ebeveynlik neredeyse hiç hesaba katılmaz. Kreşler yetersiz, ücretsiz etkinlik alanları sınırlı, psikolojik destek ise yok denecek kadar azdır. Oysa çocukların mutlu, sağlıklı ve güvende büyüyebilmesi güçlü bir kamusal destekle mümkündür. Kadınların omuzlarına yıkılan bu yük sosyal politikalarla desteklenmediği sürece eşitsizlik derinleşmeye devam edecektir. Ara tatil, yalnızca çocuklar için değil, kadın ebeveynler için de nefes alınabilen, desteklenen ve paylaşılabilen bir zamana dönüşmelidir.

Bu tablo değiştirilebilir

Ve evet, bu tablo değişebilir. Ama bunun için yalnızca bireysel çabalarımızın yetmeyeceğini bilmek zorundayız. İçinde yaşadığımız burjuva sistem, bakım emeğini görünmez kılarak, onu kadınların “doğal görevi” haline getirir; yoksulluğu, güvencesizliği ve yalnızlığı bireysel bir kader gibi sunar. Oysa yaşadığımız yorgunluk, tükenmişlik ve çaresizlik bireysel değil, yapısal bir sorundur.

Kadınlar arasındaki dayanışma ise bu noktada hayati bir imkan sunar. Ancak sistem, kadınları yan yana getirmek yerine, onları birbirleriyle kıyaslayan, rekabete zorlayan ve yalnızlaştıran bir zemin üretir. Oysa gerçek güç, deneyimlerin paylaşılmasında, dertlerin ortaklaşmasında ve kolektif çözüm arayışında yatar. Kadınların kendi aralarında kuracakları samimi, kapsayıcı ve politik bağlar; bu düzenin dayattığı çaresizliğe karşı en güçlü panzehirdir.

Yerel yönetimler ara tatillerde ücretsiz ve erişilebilir çocuk etkinlik merkezleri açmalı; okullar tatil dönemlerinde de sosyal destek alanları haline getirilmelidir. Kamusal kreşler yaygınlaştırılmalı, bakım hizmetleri bir “lütuf” değil, temel bir sosyal hak olarak ele alınmalıdır. Ebeveynlere yönelik psikolojik destek, rehberlik ve dayanışma programları güçlendirilmelidir. En önemlisi, bakım emeği yalnızca kadının sorumluluğu olmaktan çıkarılmalı; erkeklerin, kurumların ve kamunun eşit sorumluluğu haline getirilmelidir.

Görsel: Canva Pro yapay zeka

İlgili haberler
Devlet görmüyor bakım yükü kadına kalıyor

Devlet engelli çocukları görmezden gelirken kadınların sırtındaki yük katbekat artıyor. 26 yıldır otizmli çocuğuna bakan Saliha, bu yıl yüzde 98 engelli çocuğunun maaşının kesildiğini anlatıyor.

Ara tatil hakkını savunan öğretmen ‘ahlak dışı davranış’ gerekçesiyle işten çıkarıldı

Çalıştığı kurumda ara tatil hakkı savunduğu için işten çıkarılan İrem Nur Erdem isimli öğretmeni meslektaşları, öğrencileri ve veliler yalnız bırakmadı.

Çalışan kadınları düşünmeyen ‘kreş’ düzeni: Bakım yükü zaten ağır, daha da ağırlaştırmayın!

‘Bakım yükünü bu kadar ağırlaştıran mekanizmalar yeniden düzenlenmeli. Kreşler artırılmalı, küçük çocuğu olan anneler yöneticilerin iki dudağının arasındaki günlük keyfi tutumlara bırakılmamalı.’


Editörden