Öldürülen bir kadının çocukları için Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı çocuklara bakan dededen nafaka istedi. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu (KCDP), devletin koruma yükümlülüğünü yerine getirmediğini hatırlatarak karara tepki gösterdi.
Gülbahar Kaya, 2022 yılında evli olduğu Baki Kaya tarafından, üç çocuğunun gözleri önünde 18 bıçak darbesiyle öldürüldü. Kaya’nın, fail hakkında uzaklaştırma kararı aldırdığı ve boşanma davası açtığı biliniyordu. Uzaklaştırma kararının sona ermesinden yalnızca bir gün sonra fail, annesiyle birlikte Gülbahar Kaya’nın evine gitti ve annesinin de yardımıyla cinayeti işledi. Cinayetin ardından açılan davada fail hakkında ağırlaştırılmış müebbet, failin annesi hakkında ise müebbet hapis cezası verildi. Yargıtay, yerel mahkemenin kararını onadı.
KCDP'nin açıklamasına göre Gülbahar Kaya’nın babası Arif Kaplan, cinayetin ardından iki yıl boyunca üç torununun bakımını üstlendi: "Dağ köyünde, yalnızca emekli maaşıyla üç torununa bakmaya çalıştı ve aynı zamanda adalet mücadelesi verdi. Köydeki eğitim ve sağlık imkânlarının kısıtlı olması ve Arif Kaplan’ın emekli maaşının üç çocuğun bakımı için yetersiz kalması nedeniyle, çocuklardan ikisi hakkında bu sebepler ve diğer imkânsızlıklar gerekçe gösterilerek Aile Mahkemesi’nden tedbir kararı alındı ve çocukların sosyal hizmetler bünyesinde bakılmasına karar verildi."
Ancak bu sürecin ardından Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Arif Kaplan hakkında dava açtı. Dava, Türk Medeni Kanunu’ndaki “Korunmaya muhtaç kişilerin bakımı yükümlü kurumlarca sağlanır, bu kurumlar yaptıkları masrafları nafaka yükümlüsü hısımlardan isteyebilir” hükmüne dayandırıldı. Bakanlık, bakım altındaki çocukların her biri için aylık 5 bin TL olmak üzere toplam 10 bin TL nafakanın Kaplan’dan tahsil edilmesini talep etti. Samsun 3. Aile Mahkemesi, Bakanlığın talebini kabul etti. Arif Kaplan, verilen kararın istinaf edilmesi için hukuki mücadelesini sürdürüyor.
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, yaptığı açıklamada devletin Gülbahar Kaya’yı korumadığını, kolluk ve yargı dahil olmak üzere tüm kurumların ihmaller zincirinin bu cinayette rol oynadığını vurguladı. Açıklamada, “Gülbahar’ın yaşamak için verdiği tüm mücadeleye rağmen, uzaklaştırma kararının akıbeti takip edilmedi ve uzaklaştırma kararının bitmesinden bir gün sonra Gülbahar Kaya öldürüldü. Gülbahar, o sırada koronavirüs testi pozitif çıktığı için karantinadaydı. Yani evde olduğu ve olacağı belliydi. Buna rağmen, uzaklaştırma kararının sona erdiği gün durum hiçbir şekilde devletin kurumları tarafından değerlendirilmedi ve tüm bu ihmaller zinciri sonucunda Gülbahar öldürüldü. Serpil Erfındık davasını hatırlarsınız. Koruma kararının bittiği gün, boşandığı erkek tarafından öldürülmüştü. O dönem takip ettiğimiz davayı Anayasa Mahkemesi’ne taşımıştık. O davada sorumlu Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı İl Müdürü, Serpil Erfındık’ın aldırdığı koruma kararının süresinin bittiğini söyleyerek sorumluluktan kurtulmaya çalışmıştı. Ancak Anayasa Mahkemesi, koruma kararı bitmiş olsa dahi Serpil ile görüşülmesi gerektiğine, Serpil bunu yapmasa bile bunun kamu görevlisi tarafından resen yapılmasının zorunlu olduğuna karar vermişti. Yetkililer sorumluluktan kaçamamıştı. Bu karar emsaldir. Gülbahar’ın ölümünde, uzaklaştırma kararı sona erdiğinde bunu hiç değerlendirmeyenler, Gülbahar ile hiçbir görüşme yapmayanlar ve ölümüne sebep olanlar bu devletin yetkilileridir. Böyle bir sorumluluğu varken, öldürülen bir kadının çocuklarına bakmak için o kadının ailesinden para isteyen, ona dava açan tüm sorumluların karşısındayız" ifadelerine yer verildi.
Fotoğraf: TBMM
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN






















