Küçükçekmece’de kadınların yoksulluk tablosu: ‘Her geçen saat yoksullaşıyoruz’
İşçi ve emekçi kadınlar hızla artan fiyatlar ve yerinde sayan ücret zamlarının karşısında hayatlarından feragat etmeye zorlandıklarını anlatıyorlar.

Mahallelerde kadınların gündemi giderek ağırlaşan geçim yükü. Görüştüğümüz kadınlar, son bir yılda gelir ile gider arasındaki farkın hızla açıldığını, artık en temel ihtiyaçların büyük bir bölümünü erteleyerek yaşadıklarını ifade ediyorlar.

Tülin, geçen yıla kıyasla maddi zorlukların belirgin şekilde arttığını söylüyor. Eskiden az da olsa kenara para koyabildiklerini, artık bunun mümkün olmadığını ifade ediyor. Oğlunun 25 bin lira kira, elektrik, doğal gaz ve su faturalarıyla birlikte ciddi bir gider yükü altında olduğunu anlatan Tülin, çocuklu ailelerde masrafların katlandığını vurguluyor.

Kira artışları hayatın merkezine yerleşti

Ücret artışlarının belirsizliği de kaygıyı artırıyor. Aileye giren toplam gelir yüksek görünmesine rağmen kreş, fatura, gıda ve kira giderleri nedeniyle ay sonunun zor geldiğini söyleyen Tülin “Çocuklarımın maaş artışları daha belli olmadı, şubatta belli olacak. Patron ne verir, onu da bilmiyorlar. İş yükleri fazla, çalışma saatleri fazla. Toplamda eve aylık 80 bin lira giriyor. 5 bin lira çocuğun kreş parası. Etkinlik bütçesi, bazen kıyafet ihtiyacı bunlar dışında… Bu ay bir ihtiyacı alınır, diğerleri sonraki aya sarkıtılır. Hâlâ montu ve ayakkabısı alınamadı. Sezon sonunu bekliyoruz. Havalar soğuk, çocuğun montu küçülmüş, ayakkabısı su geçiriyor. Tek çocuk olmasına rağmen yetişemiyoruz. Geçen yıl 1000 lira ile markete pazara gittiğimizde birçok şeyi alabiliyorduk. Dün yoğurt, çay, yağ aldım; 1000 lira ödedim. Marketlerin halk gününde bile fiyatlar çok düşmüyor. Düşenler ya tüketim tarihi yaklaşmış olanlar ya da tazeliği bitmek üzere olanlar oluyor.”

Çocukların ihtiyaçları erteleniyor 

Çocukların mont ve ayakkabı gibi temel ihtiyaçlarının bile sezon sonuna bırakılmak zorunda kalındığını ifade eden Tülin, “Bir yemek yapıyoruz, herkes doyuyor ama sağlıklı beslenebiliyor muyuz, hayır” diyor.

Tülin, “Faturalarda geçen yıla göre neredeyse her birinde 500 lira fark var. Ekonomisi iyi olan, ticaretle uğraşan, maaşlı çalışan hiç kimse ‘ekonomim iyi’ diyemez. Haneye üç maaş girse de yetmiyor. Üç beş yıl temel ihtiyaçlardan kısıp kenara para koysan, belki on yılda ev parası değil, araba parası biriktirebilirsin” diyerek artık kazanılan parayla temel insani ihtiyaçlarını karşılayamadığına dikkat çekiyor.

Ayda 20 bin lira kredi kartı harcaması

Konuştuğumuz Olca da benzer bir tablo çiziyor. Meyve ve sebze fiyatlarının ulaşılmaz hale geldiğini, markete yüksek miktarda para harcamasına rağmen birçok ihtiyacını karşılayamadığını söylüyor. Aile bütçesinde kira ve kredi kartı borçlarının büyük yer tuttuğunu, kalan parayla ay sonunu getirmeye çalıştıklarını anlatıyor.

Olca “Elma bile 70-80 lira, portakal da öyle. Bir kilo az geliyor, iki kilo alıyorsun. Ayva bir tanesi 35 lira. Kışın yeşillik alalım desek onu bile alamıyoruz. Taze soğan, roka, tere… Bunların yanına bile yaklaşamıyoruz. Faturalarda tüketim bedeli değişmiyor, vergi miktarı değişiyor. Faturaları aylık incelediğimde bunu görüyorum. Eşim 36 bin lira maaş alıyor. Ben çalışmıyorum, çocuk küçük diye merdiven temizliğine gidiyorum; oradan da 4 bin lira alıyorum. Kira 13 bin lira. Genelde kendimizden kısıyoruz, çocuğun ihtiyaçlarından kısmamaya çalışıyoruz” diyor.

Kira ve pazar dışındaki her ihtiyacı kredi kartı ile aldığını söyleyen Olca, “Aylık 20 bin lira kredi kartına veriyoruz. Geriye kalan 7 bin lira ile ay sonunu getirmeye çalışıyoruz. Bunun içinde pazar, ekmek, su var” diyor.

Hobilerden vazgeçilmiş, insafına yaşam

Kendi ihtiyaçlarından kısmaya alıştıklarını, hobilerinden vazgeçtiklerini, zaman zaman aile ve belediye desteğiyle ayakta kalabildiklerini belirten Olca, “Hobilerimizden vazgeçtik. Lif örüp para karşılığında veriyorum. Kardeşlerim çocuğum için destek oluyor. Belediyeden kıyafet yardımı alıyorum. Kirayı mahalle ortalamasının yarısı ödüyorum; ev sahibinin iyi niyetli olması sayesinde. Eğer 25 bin lira kira ödeseydim, geçinmek imkansız olurdu” diyor.

Pandemi sonrası artan fiyatların mutfak düzenini tamamen değiştirdiğini, köyden gelen ürünlerin ancak kısmi rahatlama sağladığını söylüyor. Olca’nın “Eskiden annelerimiz mutfaktan artırıp altın alırdı, şimdi gram bile alamıyoruz” sözleri, geleceğe dair güvensizliği ortaya koyuyor.

Yemekten, duştan, barınmadan kısılan hayatlar
Leyla ise bütün bu ekonomik sıkışmışlığın çocukların beslenmesine yansıdığını söylüyor. Kira fiyatlarının hızla yükseldiğini, daha büyük eve geçmenin neredeyse imkansız hale geldiğini anlatıyor.
Leyla, “Mahallede 2+1 evler 25-30 bin lira civarında. Ben de 1+1’de yaşıyorum. 2+1’e çıkmak istedim, 25 bin lira dediler. 20 bine indirmeye çalıştım ama kabul etmediler” diyor.
“Aylık mutfak 15 bin lirayı geçiyor. En çok makarna alıyoruz, o da artık ucuz değil. Her şeyin en ucuzunu almaya çalışıyoruz, bu da besin kalitesini düşürüyor. Kiradan ve faturadan kısamıyoruz, en çok beslenmeden kısıyoruz. Önce kendimizden kısıyoruz” diyor Leyla.
Beslenmeden kısmak zorunda kaldıklarını belirten Leyla, çoğu zaman önce kendilerinden fedakarlık yaptıklarını ifade ediyor. “Ben yemesem olur, çocuğum yesin” düşüncesinin yaygınlaştığını söylüyor.
“Bazen iş yerinde verilen ayranı, meyveyi eve götürüyoruz. Ama yanlış anlaşılır korkusuyla çoğu zaman bunu bile yapamıyoruz. Beslenmeden, ısınmadan, sık duş almaktan vazgeçtik. Bir yıl öncesine göre daha yoksuluz. Artık çocukların beslenmesini bile tamamlayamıyoruz” diyor.
Kadınların anlatımları, artan kira, fatura ve gıda fiyatlarının hanelerde yaşam standartlarını hızla aşağı çektiğini gösteriyor. Birçok aile için artık meselenin sağlıklı ve dengeli beslenmek değil, temel gıdaya ulaşabilmek olarak ifade ediliyor.

Fotoğraf: Rattanakun/Canva

İlgili haberler
3 kuruşluk rahatım vardı onu da elektrik zammı aldı

Elektrik zamlarının kadınların başına ne çoraplar ördüğünü yazdı Gizem Örnek: Televizyon bağımlısı olmaya ramak kalmış bir ufaklık, çamaşırda bulaşıkta ve yorgun argın bir anne…

Keki kazandık, sıra ücretlere zamda!

Şimdi tasarruf zamanı’ diyerek fabrikada klimanın fişini çeken, çayın yanında verilen keke göz diken patronlar, işçilerin insanlık onurunu zedeliyor. İşçiler ise çareyi mücadelede buluyor…

'Bu zam yapmak değil, cebimizden almak'

2025 yılında yeni asgari ücretle halka açlığın reva görülmesine işçi ve emekçi kadınlar tepki gösteriyor.


Editörden